<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; Bebek ve Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/bebek-ve-hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2010 13:08:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 10:19:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=841</guid>
		<description><![CDATA[ 
Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Her yaş ve cinste görülür. Kadınlarda yenidoğan dönemi hariç erkeklerden fazla gözlenir. Yedi yaşına kadar olan dönemde erkek çocuklarda %1.6, kız çocuklarda %7.8 İYE gelişir. Bakteriler, virüsler ve mantarlar idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Ülkemizdeki böbrek yetmezliği olan hastaların önemli bir kesimine vezikoüreteral reflü (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) ve böbrek taşı hastalığı neden olur.  Tekrarlayan İYE olan hastalar bu yönden değerlendirilmelidir.
Özellikle ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu durumun dikkatten kaçması ve enfeksiyonların ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
Çocuklarda en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Her yaş ve cinste görülür. Kadınlarda yenidoğan dönemi hariç erkeklerden fazla gözlenir<span id="more-841"></span>. Yedi yaşına kadar olan dönemde erkek çocuklarda %1.6, kız çocuklarda %7.8 İYE gelişir. Bakteriler, virüsler ve mantarlar idrar yolu enfeksiyonuna neden olurlar. Ülkemizdeki böbrek yetmezliği olan hastaların önemli bir kesimine vezikoüreteral reflü (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) ve böbrek taşı hastalığı neden olur.  Tekrarlayan İYE olan hastalar bu yönden değerlendirilmelidir.<br />
Özellikle ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu durumun dikkatten kaçması ve enfeksiyonların kontrol altına alınamaması böbrek yetmezliği ile sonlanabilir.</p>
<p>Normal olarak mesanede toplanan idrar böbreğe geri dönmez. Vezikoüreteral reflü (VUR) (mesanede toplanan idrarın böbreklere doğru geri kaçışı) mesanedeki mikroorganizmaların yukarı üriner sisteme taşınmasına neden olur. Tekrarlayan İYE olan çocuklarda %25-50 (ortalama %35) vezikoüreteral reflü vardır. İYE olmayan çocuklarda VUR %0.4-1.8 arasında görülür. Vezikoüreteral reflüde böbrek enfeksiyonu gelişimi kolaylaşır.</p>
<p>Çiş yapmada bozukluk: tipik olarak 3-7 yaşları arasında görülür. Mesane kasları kontrolsuz, istem dışı-önlenemez-düzensiz bir şekilde kasılır. Bu hastalarda gün içinde birçok kez ani idrar yapma veya sıkışma hissi görülür. Mesanenin istemsiz kasılmalarını engelleyemeyen hasta, idrar kaçırmayı önlemek için bacaklarını çaprazlar, çömelerek topuğunu idrar çıkış bölgesine bastırır veya benzeri manevralar yapar. Hastaların büyük kısmında idrar kaçırma görülür.</p>
<p>İlk bir yıl içinde ateşli İYE tanısı alan erkek çocukların %90’ının sünnetsiz olduğu, sünnetsiz erkek çocuklarının sünnetli erkek çocukları ve kızlara oranla İYE riskinin 10-20 kat fazla olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Anatomik bozukluk, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu, hastanın 5 yaşından küçük olması gibi özel klinik durumlarda tedavinin acilen başlaması gerekir. Hastanın genel durumu bozuk olduğunda hastanede ve parenteral (ilacın kas içine veya damardan uygulanması) antibiyotik verilerek tedavi edilmelidir. Özellikle yenidoğanlar hastanede ve parenteral antibiyotikle tedavi edilmelidir.</p>
<p>Bir yaşından büyük, genel durumu iyi, kusması olmayan, ağızdan beslenmesi yeterli olan çocuklarda oral (ilacın ağızdan verilmesi) antibiyotik tedavisi yapılır. Ağızdan bol sıvı alınması önerilir. Tedavinin süresini hekim belirler (7-14 gün).</p>
<p>Genelikle 48 saat içinde iyileşme gözlenmelidir. Aksi halde dirençli bakteri ile oluşmuş veya idrar yollarında tıkanma zemininde gelişmiş bir enfeksiyon düşünülmelidir.</p>
<p>Tedavi tamamlandıktan 2-3 gün sonra idrar incelemesi ve idrar kültürü tekrar edilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda uygun bir antibiyotik tedavisinden sonra 3-6 ay antibiyotikle baskılama tedavisi uygulanmalıdır (hekime danışılarak).</p>
<p>Hekiminizin belirleyeceği bir takvimde yapılacak tetkiklerle anatomik bozukluk olup olmadığı, o döneme kadar böbrekte kalıcı hasar olup olmadığı belirlenebilir.</p>
<p>VUR olan hastalarda baskılama tedavisi (akşamları yatarken ağızdan antibiyotik verilmesi) uygulanır. Hekimin belirlediği sıklıkta idrar tetkiki, idrar kültürü ve diğer tetkikler tekrar edilir. Takiplerinde bu hastaların bir kısmında açık veya endoskopik cerrahi düzeltmeler gerekli olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parmak Emme Nedenleri?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/parmak-emme-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/parmak-emme-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 11:36:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[parmak emme]]></category>
		<category><![CDATA[parmak emme nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=723</guid>
		<description><![CDATA[Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler.Oysa bu emme %50&#8242;den %87&#8242;lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler.Oysa bu emme %50&#8242;den %87&#8242;lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.<span id="more-723"></span>1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler.9 ayda itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını,ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir.</p>
<p>Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızda ki duruşuna bağlıdır. Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri etkilemediği işaret etmektedir.</p>
<p> Emme fonksiyonu yeni doğmuş çocuklarda çok kuvvetlidir. Ancak parmak emme ve dil emme alışkanlıkları ilk 1.5 sene normal olmakla birlikte 2 yaşın sonunda kaybolur.Ancak parmak emme, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Alışkanlık bırakılırsa bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık artar. Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelir. </p>
<p>Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emme çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisi, hatta arkadaşlarını alaylarını karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regression) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin,yeni bir kardeşin doğumu,çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir.Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk ,bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır.Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır.Okul öncesi dönemindeki parmak emme ya da alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.                                                                                                                                        <br />
Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar,eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir.</p>
<p>Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir olmayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duyusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve kronik bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir.</p>
<p>Küçük yaşlarda çocuklar uygun şekilde beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir. Çocuk gerek anne memesinden ve gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer taraftan anne çocuğa gözlerinden sıcak sevgi akıtmalıdır. Çocuğun gevşek tutulması,hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz, haysiyet sahibi bir gence al zıkkımlan diye yiyecek vermenin yaptığı etkiyi yapar . Uygar insanların köpekleri beslerken yaptığı içtenliği insan yavrusundan esirgerler. Uygun şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel teşkil eder.</p>
<p>Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz duyabilir. Bu hiçbir zaman zararlı bir alışkanlık değildir. Normal davranışlar ve ilişkiler yoluyla bu alışkanlık 1 yaşının sonunda terk edilebilir.</p>
<p>Eğer çocuk yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü olduğunun belirtisidir. Çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asıl nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam edecektir.</p>
<p>Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır.</p>
<p>Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir. Çocuklara bu alışkanlığından dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır.</p>
<p>Mükafat vaadi, çocuğun bunu terk etme arzusunu ve gücünü harekete getirecek, çeşitli tedbirler çocuğu harekete getirerek çocuğun bunu bırakmasını sağlayabilir. Çocuk parmağını ağzına götürdüğü zaman uyarıcılık yapacak zararsız acı mayi sürülmesi ve geceleri hatta gerekiyorsa gündüz çocuğa eldiven takılması, alışkanlığı sona erdirmesi için iyi bir hatırlatıcı olabilir</p>
<p>Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, alışkanlığı yenmek için iyi bir hatırlatıcı olabilir.</p>
<p>Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuğa bu yaptığının çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmediği onun anlayabileceği bir dille anlatılır. Çocuklar bu yaşlarda genellikle büyük bir insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır. Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir.</p>
<p>Çocuğun erken memeden kesilmesinin karamsar, sadist geç memeden kesilmesininse güvenli ve iyimser bir kişilik geliştirdiği açıklanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/parmak-emme-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Dişle İlgili Bilmek İstediğiniz Herşey Burada</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-disle-ilgili-bilmek-istediginiz-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-disle-ilgili-bilmek-istediginiz-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 11:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların dişle ilgili sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta ağız sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çürük diş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=709</guid>
		<description><![CDATA[ 
Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.
Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.
Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.<span id="more-709"></span></p>
<p>Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.</p>
<p>Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.</p>
<p>Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.</p>
<p>Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; &#8220;fissür örtücü&#8221; dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan &#8220;fissür&#8221; adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.</p>
<p>Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.</p>
<p> Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.</p>
<p>Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.<br />
Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar.  Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, &#8220;nasıl olsa yerine yenileri gelecek&#8221; yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.</p>
<p> Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.                 <br />
Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır.  Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.</p>
<p>Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-disle-ilgili-bilmek-istediginiz-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinirli Çocuk!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/sinirli-cocuk/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/sinirli-cocuk/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 10:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sinirli bebek ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[sinirli çocuğa ne yapılmalı]]></category>
		<category><![CDATA[sinirli çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=705</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda görülen huysuzluk nöbetleri 1-3 yaşları arasında oldukça sık yaşanan bir durumdur. Doğru davranıldığı zaman, çocuk 4-5 yaşına geldiğinde bu krizlerden kurtulmuş olursunuz.
Sinir nöbetlerini önlemek, seyrekleştirmek ve daha kolay atlatmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz:
Özellikle onunla dışarı çıkacağınız zamanlarda çocuğunuzun çok yorgun, uykusuz ve aç olmamasına dikkat edin. Aksilenmeye başladığını hissettiğinizde yatağına yatırın, bir süre uyumasını sağlayın. Uyumasa bile yatakta kitap okuyun, masal anlatın ve başını okşayarak sakinleştirmeye çalışın.
Kurallarınızda tutarlı olun. Yeri göğü inlettiği bir zaman isteğini yaparsanız bunu asla unutmayacak ve yeniden kullanacaktır. İstediğini elde edemezse, ağlayıp bağırmanın faydasız olduğunu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen huysuzluk nöbetleri 1-3 yaşları arasında oldukça sık yaşanan bir durumdur. Doğru davranıldığı zaman, çocuk 4-5 yaşına geldiğinde bu krizlerden kurtulmuş olursunuz.<span id="more-705"></span></p>
<p>Sinir nöbetlerini önlemek, seyrekleştirmek ve daha kolay atlatmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz:</p>
<p>Özellikle onunla dışarı çıkacağınız zamanlarda çocuğunuzun çok yorgun, uykusuz ve aç olmamasına dikkat edin. Aksilenmeye başladığını hissettiğinizde yatağına yatırın, bir süre uyumasını sağlayın. Uyumasa bile yatakta kitap okuyun, masal anlatın ve başını okşayarak sakinleştirmeye çalışın.</p>
<p>Kurallarınızda tutarlı olun. Yeri göğü inlettiği bir zaman isteğini yaparsanız bunu asla unutmayacak ve yeniden kullanacaktır. İstediğini elde edemezse, ağlayıp bağırmanın faydasız olduğunu er geç anlar.</p>
<p>Çocuğunuzda bir şey istediğinizde önce yumuşak bir tarzda isteyin. &#8220;Çabuk buraya gel, şunları topla!&#8221; dan önce &#8220;Oyuncakları toplamak için bana yardım eder misin?&#8221; cümlesini deneyin. Bu tarz konuşmayı alışkanlık haline getirmeye çalışın.</p>
<p>Rüşvet vermeyin. Zamanında yattığı veya markette uslu durduğu için ona oyuncak almayın. Yapması gereken herşey için ödül beklemeye başlar. Kurallara uymayı öğrenmesi gerekir. Sinir krizinin ardından mutlaka ona sarılıp ne kadar sevildiğini gösterin.</p>
<p>Nöbetin sebebi anlamaya çalışın. Çocuğunuz kendine zarar vermediği sürece bir süre ilgisizmiş gibi davranın ama sakın gözünüzü üstünden ayırmayın. Onu bırakıp gittiğinizi düşünmesin, böyle bir tavır daha büyük sorunlara neden olur.</p>
<p>Onu susturmak için sakın bağırmayın. Böyle yaparsanız onu daha çok üzersiniz. Çocuk birdenbire sakinleşemeyebilir. Biraz yalnız kalarak onu sakinleştirmeye çalışın, çok hızlı nefes almaya başladıysa, bağırmaktan ağlamaktan katıldıysa su içirin.</p>
<p>Çocuklar bazan dikkat çekmek istedikleri için bu tip nöbetlere girerler. Zamanınızın ne kadarını onunla geçirdiğinizi düşünün. Siz TV seyrederken, ev işi yaparken veya telefonda konuşurken size söylemek isteyip de araya giremediği durumlar karşısında yaygarayı kopartmış olabilir. Sakinleştikten sonra ona zaman ayırıp dinleyin.</p>
<p>Dışarıda kalabalık bir ortamdaysanız, mümkünse çocuğunuzla birlikte uzaklaşın. Arabaya ya da tuvalete götürüp sakinleşene kadar bekleyin.</p>
<p>Çocuk bu krizler sırasında nefesini tutuyorsa, baygınlık geçirir gibi oluyorsa, kusuyorsa, kendine veya başkalarına zarar veriyorsa ve eşyaları kırıp döküyorsa bir uzmanla görüşmekte çok fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/sinirli-cocuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerde Ve Büyük İnsanlarda Görülen Zatürre Nedir Ve Belirtileri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-ve-buyuk-insanlarda-gorulen-zaturre-nedir-ve-belirtileri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-ve-buyuk-insanlarda-gorulen-zaturre-nedir-ve-belirtileri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 11:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde zatürre]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[ 
Zatürreli bebeklerde ve hastalarda 40 dereceye varan ateş, koyu balgam çıkarma, titreme, öksürük ve yorgunluk görülür.Bazende başka  şekillerde karşımıza çıkar.
•Şiddetli baş ağrısı ile baş dönmesi
•Hızlı solunum, endişelenme ve bayılacağını hissetme
•Boğazda, kaslarda ağrı olması
•Nefes alıp verirken sırtta batma tarzında bir ağrı
•Dudakların morarması ve dudaklarda uçuk tarzı yaralar meydana gelmesi
•Dalgın ve yorgun bir halde olma, söylenenleri algılamada zorluk çekme
•Çok fazla su içme isteği ve idrar miktarının azalması
•Çok şiddetli ve ilerlemiş vakalarda koma hali görülür.
Bu belirtilerin hepsinin birarada olması gerekmez. Bunlardan bir kaçının olması, zatürre olma ihtimalini gösterir. Vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.
ZATÜRRE NASIL BULAŞIR?
Zatürreye ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
Zatürreli bebeklerde ve hastalarda 40 dereceye varan ateş, koyu balgam çıkarma, titreme, öksürük ve yorgunluk görülür.Bazende başka  şekillerde karşımıza çıkar.<span id="more-577"></span></p>
<p>•Şiddetli baş ağrısı ile baş dönmesi<br />
•Hızlı solunum, endişelenme ve bayılacağını hissetme<br />
•Boğazda, kaslarda ağrı olması<br />
•Nefes alıp verirken sırtta batma tarzında bir ağrı<br />
•Dudakların morarması ve dudaklarda uçuk tarzı yaralar meydana gelmesi<br />
•Dalgın ve yorgun bir halde olma, söylenenleri algılamada zorluk çekme<br />
•Çok fazla su içme isteği ve idrar miktarının azalması<br />
•Çok şiddetli ve ilerlemiş vakalarda koma hali görülür.<br />
Bu belirtilerin hepsinin birarada olması gerekmez. Bunlardan bir kaçının olması, zatürre olma ihtimalini gösterir. Vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.</p>
<p>ZATÜRRE NASIL BULAŞIR?</p>
<p>Zatürreye neden olan bakteriler, yakın temas sonucu, solunumla beraber vücuda alınır. Üst solunum yollarında, burun ve ağzın birleştiği yerde yerleşip çoğalırlar. Burada gruplar halinde yer alırlar. Kalabalık yerler, kapalı alanlar, insanların toplu halde yaşadığı okullar, askeriye ve yurtlar zatürrenin bulaşma ihtimalinin fazla olduğu yerlerdir. Salgın şeklinde ortaya çıkabilir fakat soğuk algınlığı kadar bulaşıcı değildir. Bulaşması için en uygun ortam bir arada yaşayan ailedir. Özellikle küçük çocuklar arasında yaygındır.</p>
<p>ZATÜRRE TANISI VE TEDAVİSİ</p>
<p>Hastanın şikayetleri ve yapılacak fiziki muayene sonrası büyük ölçüde tanı konur. Doktor, akciğerleri dinlediğinde, solunumun anormal olduğunu anlar. Solunum sırasındaki ses değişmiştir. Bunun dışında akciğerin filminin çekilmesi tanı için önemlidir. Ayrıca, yapılacak kan sayımı, kanda bakterinin araştırılması, bazı testler kesin tanı konmasını sağlar.</p>
<p>Zatürrenin tedavisi hastalığın şiddetine göre değişmektedir. Hastalığın hafif seyrettiği hastalarda antibiyotik kullanımı ve balgam yumuşatıcılarla hem hastalık tedavi edilir, hem de hasta rahatlar. İlaçlar, enjeksiyon yoluyla ya da ağızdan verilerek uygulanır. 2-3 gün sonra yapılacak kontrollerle hastalığın seyri hakkında bilgi elde edilir.</p>
<p>Hastalığın ağır seyrettiği durumlarda, kişinin hastaneye yatırılması gerekir. Yaklaşık 10 gün süren bir tedavi uygulanır. Hastanın durumuna göre bu tedavinin süresi uzatılır ya da kısaltılır. Gerekirse oksijen desteği ile hastanın solunumu kolaylaştırılır. Damardan antibiyotik ya da sıvı verilir.</p>
<p>ZATÜRRE AŞISI</p>
<p>Zatüre hastalığı ölüme yol açan tehlike bir hastalık olduğundan bu hastalığın tedavisi kadar zatürreden korunmak da çok önemlidir. Yapılan aşıyla hastalığa, neden olan mikroplara karşı bağışıklık kazanılır. Bu bağışıklı yıllar sürebilir. 5-6 yıl sonra aşının tekrarlanmasında fayda vardır. Bebek doğduktan iki ay sonra uygulanabilir.</p>
<p>Özellikle risk grubundaki kalp hastaları, alkol ve sigara kullananlar, şeker hastaları, bazı kalp hastalıkları olanlar, 60 yaşın üzerindeki kişiler için uygulanmalıdır. Bağışıklık sistemi zayıf olan hastalarda da mutlaka uygulanmalıdır. Bu kişilerin hastalığa yakalanması kolaydır. Özellikle HIV virüsünü taşıyanlar ve AİDS&#8217;li kişilerin aşı olması gerekir.</p>
<p>Yukarıda belirttiğimiz risk faktörlerine sahip olan kişilerin aşı olması, hastalığa yakalanma ihtimalini oldukça azaltır. Aşıdan başka, bu risk faktörlerinin de ortadan kaldırılması koruyucu bir tedbir olarak düşünülebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-ve-buyuk-insanlarda-gorulen-zaturre-nedir-ve-belirtileri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alerji Hakkında Neler Biliyoruz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-neler-biliyoruz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-neler-biliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 13:42:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji nasıl çıkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Alerjen&#8221; denilen ve vücuda zarar verebilen maddelere karşı, vücudun aşırı tepki vermesi durumuna alerji denmektedir. Normalde bu, vücudun savunma mekanizmasının bir parçasıdır. Ancak bazı bebeklerde bu savunma abartılıdır; kendine zarar vermeye başlar ve alerjik hastalık ortaya çıkar. Anne sütü alan bebeklerde genelde allerji problemi görülmez. Alerjinin bebekte ortaya çıkmasında, en çok genetik yakınlık önem taşımaktadır. Yani anne veya babasında allerji sorunu olan bir bebek, alerji riski altında doğmakta
Bebekte Alerji Riskini Azaltmak
Bebeklerin, mümkün olduğunca uzun süre anne sütü alması beslenmede çok önemlidir. Ailede alerji varsa, riski azaltmak için ek gıdaları olabildiğince ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Alerjen&#8221; denilen ve vücuda zarar verebilen maddelere karşı, vücudun aşırı tepki vermesi durumuna alerji denmektedir. Normalde bu, vücudun savunma mekanizmasının bir parçasıdır<span id="more-504"></span>. Ancak bazı bebeklerde bu savunma abartılıdır; kendine zarar vermeye başlar ve alerjik hastalık ortaya çıkar. Anne sütü alan bebeklerde genelde allerji problemi görülmez. Alerjinin bebekte ortaya çıkmasında, en çok genetik yakınlık önem taşımaktadır. Yani anne veya babasında allerji sorunu olan bir bebek, alerji riski altında doğmakta</p>
<p>Bebekte Alerji Riskini Azaltmak<br />
Bebeklerin, mümkün olduğunca uzun süre anne sütü alması beslenmede çok önemlidir. Ailede alerji varsa, riski azaltmak için ek gıdaları olabildiğince geç başlamak, katı gıdalara geç başlamak, anne sütünü uzun süre vermeye özendirmek gerekmektedir. Anne alerjik bir geçmişe sahip olsa bile, sütü alerjen içermez ve bebeğe bu yönde bir zararı dokunmaz.<br />
Bebeğinizin alerji riskini azaltmak için çeşitli önlemler alabilirsiniz:</p>
<p>•Anne sütüne mümkün olduğunca uzun süre devam edin.<br />
•Evin hiçbir odasında, hiçbir zaman, bebek varken veya yokken sigara içimeyin ve içilmesine müsade etmeyin.<br />
•Evin aşırı tozlu, kirli olmamasına, bebeğin yattığı odada küf &#8211; rutubet bulunmasına özen gösterin.<br />
•Bebeğiniz alerji riski taşıyorsa, katı gıdaların geç başlayın.<br />
•Bebek doğana kadar evde beslenen hayvanların evden gönderilmesine gerek yoktur. Ama bebeğiniz alerjik bir bünyeye sahipse, eve yeni hayvan almayın.<br />
•Ek besin döneminde de her ek besine teker teker başlayarak, herhangi bir alerjik durum görülürse bunun hangi besinden kaynaklandığını ayırt edebilirsiniz.<br />
•Alerji riski olan bebeğinizi, alerji riskini önleyici başlangıç maması APTAMİL HA, inek sütü protein allerjisi için soya proteini özlü biberon maması APTAMİL SOM SOYA ile besleyebilirsiniz.<br />
Alerji belirtileri nelerdir?<br />
Bebeklik çağında en sık görülenler besin allerjileri ve tekrarlayan solunum sistemi alerjileridir.</p>
<p>•Hışırtılı bir solunum, solunuma bağlı alerjinin belirtisi olabilir. Yine de altında başka bir sebep (boğaza kaçan yiyecek vs.) olup olmadığı araştırılmalıdır.<br />
•Besin alerjisi zamanla düzelme şansı çok yüksek olan bir grubu oluşturur. Yumurta, balık, portakal, çilek, muz, fındık alerjen besinler arasında sayılabilir.<br />
•Genellikle deride kızarıklık, ishal, tekrarlayan üst solunum yolları enfeksiyonları alerjik kökenli olabilmektedir.<br />
•Bebek soyulduğunda, her defasında elleriyle karnını kaşımaya çalışıyorsa, bu egzamanın ilk belirtisi olabilir. Kırmızı, kaşıntılı, ilerledikçe üzeri pul pul kabuk gibi sertleşmeye başlayan bir alerji tipidir. Bebeklerde yanaklar, boyun, kulak arkası, eller, bilekler egzamanın görüldüğü yerlerdir. Bazen de “para gibi” diye nitelendirilen farklı yerlerde yuvarlak, keskin kenarlı döküntüler şeklinde görülebilir. Bebek büyüdükçe diz arkası, kolun dirsek ön taraf katlantı yeri gibi bölgelerde yoğunlaşabilir.<br />
•Bebeğinizde alerjik tepkiler gördüğünüzde, onu vakit kaybetmeden doktora götürmeniz önemlidir. Alerjiler her bebekte farklı şekillerde tedavi edilir. Ayrıca doktor muayenesi sırasında bebeğinizin alerji gibi belirtileri olan fakat daha ciddi bir sorunu olup olmadığını da öğrenmiş olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-neler-biliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukta Yaşlılık(progeria) Hastalığı Ve Belirtileri</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocukta-yaslilikprogeria-hastaligi-ve-belirtileri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocukta-yaslilikprogeria-hastaligi-ve-belirtileri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 06:59:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocukta yaşlılık]]></category>
		<category><![CDATA[erken yaslanma]]></category>
		<category><![CDATA[progeria hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=460</guid>
		<description><![CDATA[ 
8 milyon canlı doğumda bir görülür ve erkek: kız oranı 1.5&#8242;dir. Hastalar genellikle cinsel olgunluk ve üreme yaşına gelmediği için, şimdiye dek anne babadan çocuğa geçiş tanımlanmamıştır. Nedenleri arasında üzerinde en çok durulan kalıtım biçimi ilerlemiş anne baba yaşına bağlı mutasyonlardır.
Hastaların ortalama doğum ağırlığı 2700 g olup hastalığın başlangıcı yaşamın ilk birkaç yılında olmaktadır.
- Hastalık tipik yüz görünümü ve büyüme geriliğiyle bulgu vermektedir.
- Kısmen veya tamamen saç dökülmesi,
- Kafa derisi üzerinde toplardamarların belirgin bir şekilde görülmesi,
- Gelişmemiş, büyümemiş izlenimi veren yüz yapısı
- Gelişmemiş, küçük çene yapısı
- Küçük, yontulmuş burun belirgin özellikleridir.
- Diş ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>8 milyon canlı doğumda bir görülür ve erkek: kız oranı 1.5&#8242;dir. Hastalar genellikle cinsel olgunluk ve üreme yaşına gelmediği için, şimdiye dek anne babadan çocuğa geçiş tanımlanmamıştır.<span id="more-460"></span> Nedenleri arasında üzerinde en çok durulan kalıtım biçimi ilerlemiş anne baba yaşına bağlı mutasyonlardır.</p>
<p>Hastaların ortalama doğum ağırlığı 2700 g olup hastalığın başlangıcı yaşamın ilk birkaç yılında olmaktadır.</p>
<p>- Hastalık tipik yüz görünümü ve büyüme geriliğiyle bulgu vermektedir.<br />
- Kısmen veya tamamen saç dökülmesi,<br />
- Kafa derisi üzerinde toplardamarların belirgin bir şekilde görülmesi,<br />
- Gelişmemiş, büyümemiş izlenimi veren yüz yapısı<br />
- Gelişmemiş, küçük çene yapısı<br />
- Küçük, yontulmuş burun belirgin özellikleridir.<br />
- Diş gelişiminde gecikme veya hiç diş bulunmayışı<br />
- Dişlerde renk değişiklikleri ve çürüklerde artma görülür.<br />
- Deride incelik, kuruluk ve sertlik oluşur.<br />
- Eklem çevresinde 1-2 yaşlarından itibaren başlayan eklem sertliği ve bunun neden olduğu &#8220;ata biner duruşu&#8221; görülür.<br />
- Hastalarda yaygın osteoporoz vardır.<br />
- Kemikler ince ve göğüs kafesi dardır.<br />
- Uzun kemikler ince gövdelidir. Sertlikler ve buna bağlı patolojik kırıklar ortaya çıkabilir. İskelet değişiklikleri ile kendini gösterir.</p>
<p>Büyüme bir yaşından sonra aşırı etkilenmekte, cinsel gelişme olmamaktadır. Çabuk yorulma hastaların çocukluk oyunlarına tam olarak katılımlarını engellemektedir. Hastalık zeka ve beyin gelişimini etkilememektedir.</p>
<p>Erken yaşta koroner arter hastalığı görülebilmektedir ki, ölümün en sık nedeni budur. Hastalarda sıklıkla yaşılıkla birlikte ortaya çıkan kalp sorunları görülmektedir.</p>
<p>Yayınlarda bildirilmiş en yaşlı hasta 45 yaşındadır. Hastalığın etkin tedavisi bulunmamaktadır, kalp sorunlarında tedavi amacı ile koroner by-pass cerrahisi uygulanabilmektedir.</p>
<p>Yapılan bazı çalışamalarda; bu hastaların büyüme hızları iyi beslenme ve büyüme hormonu tedavisi ile artmış, bazal metabolik hızları azalmış, ancak bu artış zamanla kaybolmuş ve ateroskleroza gidişte farklılık görülmemiştir.</p>
<p>Büyüme gelişme geriliği şikayetlerinin ayırıcı tanısında düşünülmesi gereken ve tipik muayene bulguları ile kolayca tanı konulabilecek bir hastalıktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocukta-yaslilikprogeria-hastaligi-ve-belirtileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annelerin Kabusu Kolik</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/annelerin-kabusu-kolik/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/annelerin-kabusu-kolik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2010 14:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek ve Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte karın ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte kolik oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=445</guid>
		<description><![CDATA[Kolik; bebeklerin açıklanamayan bir nedenle dizlerini yukarı çekip, yumruklarını sıkarak normalden uzun süren ağlama nöbetleridir.
Bebekte kolik olup olmadığı nasıl anlaşılır?
Bebeğin altı temiz, karnı tok, ortam ısısının normal olduğundan emin isek, bebekte kolik olduğunu düşünebiliriz. Kolik ağrıları normalden şiddetlidir ve saatlerce sürebilir.
Tehlikeli midir?
Aileler için çok rahatsız edici olmasına karşın, bebeklerde sağlık açısından bir risk oluşturmaz.
Annenin beslenmesi ile bebeğin gazı arasında bir ilişki var mıdır?
Kesin olarak saptanmamakla birlikte, annenin diyetiyle bebekteki kolik arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir. Annenin kendisinde gaz yapan yiyecekleri saptayarak bunları daha az tüketmeye çalışmasının yararı olabilir. Süt alerjisi olan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kolik; bebeklerin açıklanamayan bir nedenle dizlerini yukarı çekip, yumruklarını sıkarak normalden uzun süren ağlama nöbetleridir.<span id="more-445"></span></p>
<p>Bebekte kolik olup olmadığı nasıl anlaşılır?</p>
<p>Bebeğin altı temiz, karnı tok, ortam ısısının normal olduğundan emin isek, bebekte kolik olduğunu düşünebiliriz. Kolik ağrıları normalden şiddetlidir ve saatlerce sürebilir.</p>
<p>Tehlikeli midir?</p>
<p>Aileler için çok rahatsız edici olmasına karşın, bebeklerde sağlık açısından bir risk oluşturmaz.</p>
<p>Annenin beslenmesi ile bebeğin gazı arasında bir ilişki var mıdır?</p>
<p>Kesin olarak saptanmamakla birlikte, annenin diyetiyle bebekteki kolik arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir. Annenin kendisinde gaz yapan yiyecekleri saptayarak bunları daha az tüketmeye çalışmasının yararı olabilir. Süt alerjisi olan bebeklerde de annenin süt ve süt ürünlerini alması koliği arttırabilir. Bunları annenin gözlemleyerek saptaması mümkündür. Mama ile beslenen bebeklerde de daha az gaz yapıcı mamalar denenebilir.</p>
<p>Nedeni nedir?</p>
<p>Koliğin kesin nedeni bilinmemektedir. Ancak kalıtsal olabileceği, sigara dumanının ve annenin stresinin koliği arttırabileceği, bebeklerin sinir sisteminin tam olgunlaşmamış olması gibi teoriler olmakla birlikte netlik kazanmamıştır.</p>
<p>Kolik için tedavi seçenekleri neler?</p>
<p>Doktorunuz kolik için bazı ilaçlar önerecektir. Bunlar genellikle gaz giderici ilaçlardır ve her zaman işe yaramayabilir. Bu nedenle birkaç yöntemi birden uygulamak gerekebilir. Sıcak bir duş aldırmak, hafif bir kundak yapmak bazı bebekleri rahatlatabilir. Arabayla veya puseti ile dolaştırmak çoğunlukla işe yarar. Ritmik sesler, elektrikli süpürge sesi de bebeği rahatlatabilir. Beyaz gürültü adı verilen tüm ses frekanslarını içeren ses cd leride satılmaktadır. Tüm bu yöntemlere karşın bebeğinizin ağlaması ile başa çıkamıyorsanız ve bebeğinizde bir sağlık sorunu olduğunu düşünüyorsanız doktorunuza başvurmalısınız. Daha önce pek ağlamayan bebekte ani başlayan ve uzun süren ağlamalar da doktora başvurmayı gerektirir.</p>
<p>Bebek ortalama kaç aylıkken yaşar?</p>
<p>Kolik genellikle ikinci, üçüncü haftada başlar ve altıncı haftda en yoğun seviyeye ulaşır. Genellikle üçüncü ayda sonlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/annelerin-kabusu-kolik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerde Göz Kaymalarının Sebebleri?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-goz-kaymalarinin-sebebleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-goz-kaymalarinin-sebebleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 10:46:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[göz bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[göz kayması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Yeni doğan bir bebeğe ilk yapılacak muayenelerden birisi de göz muayenesidir. Konjenital göz hastalıkları doğumdan itibaren problem yaratabilirler. Ane ve baba olarak gözde ilk dikkat edeceğimiz bulgulardan bir tanesi enfeksiyondur. Doğum kanalında göze bulaşan mikroorganizmalar konjonktivit adı verilen gözün yüzeyel tabakasının iltihaplanmasına neden olabilirler. Konjonktivit olduğunda göz kapaklarının birbirine yapışması, kızarıklık ve koyu sarı yapışkan salgı görülür. Tedaviye çok iyi yanıt verir, 5-6 günlük antibiyotikli damla ile tedavi edilebilir. Bazen bu konjonktivit tablosunun nedeni gözyaşı kanallarının tıkanık olmasına bağlı olabilir. Göz kapaklarının içinden salgılanan gözyaşı gözün yüzeyinde birikmiş olan toz ve mikropları üst ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni doğan bir bebeğe ilk yapılacak muayenelerden birisi de göz muayenesidir.<span id="more-364"></span> Konjenital göz hastalıkları doğumdan itibaren problem yaratabilirler. Ane ve baba olarak gözde ilk dikkat edeceğimiz bulgulardan bir tanesi enfeksiyondur.<!--more--> Doğum kanalında göze bulaşan mikroorganizmalar konjonktivit adı verilen gözün yüzeyel tabakasının iltihaplanmasına neden olabilirler. Konjonktivit olduğunda göz kapaklarının birbirine yapışması, kızarıklık ve koyu sarı yapışkan salgı görülür. Tedaviye çok iyi yanıt verir, 5-6 günlük antibiyotikli damla ile tedavi edilebilir. Bazen bu konjonktivit tablosunun nedeni gözyaşı kanallarının tıkanık olmasına bağlı olabilir. Göz kapaklarının içinden salgılanan gözyaşı gözün yüzeyinde birikmiş olan toz ve mikropları üst ve alt kapağın burun tarafındaki deliklerinden alarak ince gözyaşı kanalıyla buruna gönderir. Yeni doğanda sık karşılaştığımız gözyaşı kanalı tıkanıklığı genellikle bu kanalın alt seviyesinde buruna açıldığı yerdeki oluşumun, yani buruna açılmanın henüz teşekkül etmemesinden kaynaklanabilir. Bu bebekleri antibiyotikli damlalarla tedavi ederken beraberinde kanal masajı yaparak tıkanıklığın açılmasını mekanik olarak sağlayabiliriz. Birkaç kürlük tedaviye rağmen iyi yanıt alamazsak küçük bir sonda vasıtasıyla gözyaşı kanalını açabiliriz. Bu işlem basit olmakla birlikte ailenin çekincesiyle çok geciktirilirse sakıncalıdır ve ileride yapılacak işlemi zorlaştırmaktadır. Gecikme halinde bu işlem ancak bebeğe anestezi yaparak gerçekleşebilir. Fazla gecikmeden, uygun zamanda sonda yapmakta fayda vardır.</p>
<p>Şimdi sizlere çok sık karşılaştığımız bir konu hakkında bilgi aktarmak istiyorum. Anne diyor ki; ‘Bebeğimin gözleri kayıyor ve bana çevremdekilerin söylediklerine göre bebeklerin gözünün kayması normalmiş, zamanla da düzelirmiş’. Bu gerçekten de genel bir kanı olmakla birlikte çok mu çok yanlıştır. Bebeklerin gözlerindeki kaymanın önemli nedenleri olabilir ve bebeğin hayatını tehdit edebilecek hastalıklar olabilir. Örneğin göz içersindeki bir tümör kendini sadece göz kaymasıyla belli edebilir ve bu tümöre ‘Retinoblastoma’ denir ve erken fark edebilirsek bebeğin hayatını kurtarabiliriz. Göz kaymasına neden olabilecek diğer hastalıklardan biri de konjenital katarakt olabilir. Konjenital katarakt bebeğin gözünde kaymaya neden olabildiği gibi göz bebeği içinde dikkatli bakıldığında beyaz bir lekelenme de fark edilebilir. Katarakt tek gözde ya da iki gözde olabilir ve hastalığın teşhis edilme zamanı (bir gün bile çok önemli olabilir) ve operasyonun erken yapılmasının bebeğin görme kapasitesinin gelişebilmesine çok katkısı olacaktır. Eğer bebeğin tek gözünde katarakt varsa ve bunun fark edilmesi 3–4 ay gecikmişse kataraktlı göze yapılan operasyon ne kadar başarılı olursa olsun görme keskinliğindeki artış tatmin edici olmayacaktır.</p>
<p>Gözü kayan bir bebekte rastlayabileceğimiz başka bir problem de kırma kusurudur. Kırma kusuru demek; çocuğun hipermetrop, miyop ya da astigmatı olduğu anlamına gelir. Eğer bu kırma kusuru önemli miktarda ise bebeğin doğduktan sonra olması gereken görme sisteminin gelişimi olamayacak ya da eksik olacaktır. Bazende kırma kusuru bir gözde daha fazla olabilir. Bu durumda beyin her iki gözden gelen görüntünün farklı boyutlarda olmasından dolayı ya çift görmeye başlayacak ya da büyük dereceli gözden gelen çarpık imajı yadsıyacak ve görmezden gelecektir. Çift görme çok rahatsız edici bir problem olduğundan bebeğin beyni, çift görmek yerine kötü gözden gelen görüntüleri algılamamayı tercih edecektir biz bu hastalığa ambliyopi ya da göz tembelliği diyoruz. Göz tembelliği olan gözde sıklıkla kayma da meydana gelebilir. Göz tembelliğinin tedavisinde de geç kalmak tedaviyi güçleştirmekte ve hatta 5–6 yaşından sonra tedavi imkânsızlaşmaya başlamaktadır. Tedavi amacıyla tembel olan gözün kırma kusuru gözlüklerle giderilip o gözün beyne düzgün imaj göndermesi sağlanır ve sağlam olan göz kapatılarak tembel olan gözün daha fazla çalışması sağlanır. Bu tedavide tembel göz ile beyin arsındaki azalmış olan iletişimin artırılmasına çalışılır.</p>
<p>Bebeklerin kayan gözlerindeki en önemli hastalıklardan bahsettim fakat bu hastalıkları listelemeye kalkarsak bu satırlara sığdırmak zor olur. Sonuç olarak sevgili anneler, bebeğinizin kayan gözüne siz hiçbir hastalığı yakıştırmamakla duygusal olarak çok haklı olabilirsiniz fakat bırakalım bir şey olup olmadığına göz doktorunuz karar versin.</p>
<p>Herkese sağlıklı bebekler!</p>
<p>Dr. Zeki Tunç<br />
Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bebeklerde-goz-kaymalarinin-sebebleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamileyken Bebeğinizin Şeker Hastası Olup Olmadığı Öğrenilebilir</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hamileyken-bebeginizin-seker-hastasi-olup-olmadigi-ogrenilebilir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hamileyken-bebeginizin-seker-hastasi-olup-olmadigi-ogrenilebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 10:26:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[anne karnında şeker nasıl anlaşılır]]></category>
		<category><![CDATA[bebekte şeker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=302</guid>
		<description><![CDATA[


Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksun Ayvaz, şeker hastalığının tespiti için gebeliğin 24-28. haftalarında glukoz yüklemesiyle test yapılmasında fayda bulunduğunu belirti.




`Ancak, birinci derece yakınında şeker hastalığı, açıklanamayan gebelik kaybı ve gebelik öncesi obezitesi bulunan, önceki gebeliklerinde şeker sorunu yaşayanlar, şeker hastalığının gelişimi açısından daha yakın takip edilmelidir` dedi.
Ayvaz, gebeliğin, hem bebek hem de anne açısından sorunsuz geçirilmesi gereken bir dönem olduğunu söyledi.
Gebelik sürecinde fetusun ihtiyaçlarının karşılanması ve gelişiminin devam ettirilebilmesi için annede pek çok hormonal değişiklik olduğunu anlatan Ayvaz, sağlıklı bir kadının ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="395">
<tbody>
<tr>
<td valign="top"><span>Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksun Ayvaz, şeker hastalığının tespiti için gebeliğin 24-28. haftalarında glukoz yüklemesiyle test yapılmasında fayda bulunduğunu belirti.<span id="more-302"></span></span></td>
<td><img src="http://st2.tumgazeteler.com/t/2/img/spacer.gif" border="0" alt="" width="1" height="12" /></td>
</tr>
<tr>
<td>
`Ancak, birinci derece yakınında şeker hastalığı, açıklanamayan gebelik kaybı ve gebelik öncesi obezitesi bulunan, önceki gebeliklerinde şeker sorunu yaşayanlar, şeker hastalığının gelişimi açısından daha yakın takip edilmelidir` dedi.</p>
<p><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/ayvaz/">Ayvaz</a>, gebeliğin, hem bebek hem de anne açısından sorunsuz geçirilmesi gereken bir dönem olduğunu söyledi.</p>
<p><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/gebelik/">Gebelik</a> sürecinde fetusun ihtiyaçlarının karşılanması ve gelişiminin devam ettirilebilmesi için annede pek çok hormonal değişiklik olduğunu anlatan Ayvaz, sağlıklı bir kadının bu süreçteki hormonal değişikliklerden olumsuz etkilenmediğini, ancak belli risk grubundakilerin bu duruma yeteri kadar adapte olamaması durumunda, hem kendileri hem de bebekleri için sorunlar yaşayabildiğini bildirdi.</p>
<p>Gebelik süresince bebeğin glukoz ihtiyacının karşılanması amacıyla anne vücudunda insülin direnci oluşturulduğunu, sağlıklı bir gebelik sonrasında bu durumun kendiliğinden düzeldiğini belirten Ayvaz, bunun gebelik sırasında da tedavi gerektirmediğini kaydetti.</p>
<p>Ayvaz, şunları söyledi:</p>
<p>`Şeker hastalığının tespiti için gebeliğin 24-28. haftalarında glukoz yüklemesiyle test yapılmasında fayda var. Ancak, birinci derece yakınında şeker hastalığı, açıklanamayan gebelik kaybı ve gebelik öncesi obezitesi bulunan, önceki gebeliklerinde şeker sorunu yaşayan, gebelik haftalarına göre iri bebek doğuran, polikistik over sendromu hastalığı tanısı almış olanlar, şeker hastalığının gelişimi açısından daha yakın takip edilmelidir.</p>
<p>Bu gebelere şeker yükleme testi daha erken dönemde yapılmalı, test gerekli hallerde belli süre sonra tekrarlanmalıdır. Bu yükleme testi sonrasında gerekli hastalarda tanıyı kesinleştirmek amacı ile daha ayrıntılı şeker yükleme testleri planlanmalıdır.</p>
<p>Tanı kesinleştirildikten sonra, bu gebelere kilolarına göre düzenlenmiş, ana besin öğelerini gebeliğe göre uygun oranlarda içeren bir diyet ve uygun egzersiz ö nerilmelidir. <a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kan/">Kan</a> şekeri kontrolü sağlanamadığı durumlarda, diyet ve egzersize ek olarak insüline başlanmalıdır.`</p>
<p><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/gebelerde/">Gebelerde</a> kan şekeri kontrolünde normal diyabetiklerden farklı olarak, tokluğun birinci saatindeki kan şekerine özellikle dikkat edilmesi gereğine dikkati çeken Ayvaz, bu kişilere kan şekeri ölçümüyle ilgili eğitim verilmesinin önemine işaret etti.</p>
<p>Kan şekeri kontrolünün yeteri kadar sağlanamadığı durumlarda, iri bebek gelişimi olduğunu, doğum sırasında omuz sıkışması gibi ölü doğumlara bile neden olabilecek ciddi sorunlar bekleyen bu bebeklerin, ilerleyen yıllarda da şeker ve kalp hastalıklarıyla baş etmek zorunda kalabileceklerini söyledi.</p>
<p><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/gebelikte/">Gebelikte</a> meydana gelen şeker hastalığının, gebeliğin sonlanmasından sonra düzeldiğini belirten Ayvaz, `Ancak bu hastalar sonraki yıllarında şeker hastalığının gelişmesi açısından risk altındadır. Gebelik sonrası alt ıncı haftada mutlaka şeker yükleme testiyle tekrar değerlendirilmelidirler` uyarısını dile getirdi.</p>
<p>Tip-1 ya da tip-2 diyabeti olan kadınların gebeliklerinin planlanması gerektiğini vurgulayan Ayvaz, bu kişilerde gebelik öncesinden başlayan sıkı kan şekeri düzeninin sağlanmasında yarar bulunduğunu kaydetti.</p>
<p>Ayvaz, `Aksi halde anne karnındaki bebek, organlarının gelişme döneminde anneden gelen yüksek glukoz değerlerine maruz kalır. Bu bebeklerde kalp ve kemik rahatsızlıkları, kromozom bozuklukları gelişebilir` diye konuştu.</p>
<p>Bu hastalara hamilelik öncesinde gebelikte de uygun olan insülin tiplerine, hatta gerekiyorsa uygun hipertansiyon tedavilerine başlanması gerektiğini ifade eden Ayvaz, şunları kaydetti:</p>
<p>`Gebelikte uygun olan tedavi, `çoklu insülin enjeksiyonu` olarak adlandırılan, günde 4 kez uygulanan insülin rejimidir. Kan şekeri kontrolü sağlanamayan hastalarda, ayarlanmış dozlarda vücuda devamlı insülin veren `insülin pompası` olarak adlandırılan tedavi uygulanabilir. Bu kişiler, mevcut şeker hastalığının göz ve böbreğe zararları açısından da incelenmeli, gebeliklerinde de göz ve böbrek hastalıkları yönünden yakın takip edilmelidir.`</p>
<p>Gebelikte vücuttaki hormonal değişiklikler nedeniyle tiroid fonksiyon testlerinin de büyük önem taşıdığını anlatan Ayvaz, tiroid beziyle ilgili sorunu olduğu bilinen her gebenin, bir endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanınca takibinin yerinde olacağını bildirdi.</p>
<p>Bu testler değerlendirilirken, gereksiz tedavinin önlenmesi açısından hamileliğin ilk dönemlerinde tiroid bezinin fazla çalışmasından kaynaklanan gebeliğe bağlı zehirli guatrın dikkate alınması gerektiğini belirten Ayvaz, gebeliğin her dönemi için farklı tiroid fonksiyon test değerleri bulunduğuna dikkati çekti.</p>
<p>Ayvaz, şu bilgileri verdi:</p>
<p>`Gebelikte tiroid bezinin fazla da az da çalışması, istenmeyen bir durumdur. <a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tiroid/">Tiroid</a> bezinin az çalıştığı tespit edilen bebek sahibi olmak isteyen kişiler, hamile kalmadan önce en az 3 ay boyunca hormonal durumlarının normale döndüğünden emin olmalıdırlar.</p>
<p>Bu kişilerin gebelik dönemindeki ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, aldıkları ilacın dozu uygun bir şekilde artırılmalıdır. <a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/tiroidin/">Tiroidin</a> fazla çalışmasına karşı gebelik ve emzirme döneminde güvenle kullanılabilen ilaçlar bulunuyor. Bu hastalar, gebelik sonrasında da yakından izlenmelidir.`</p>
<p>`Zehirli guatr` denilen hastalığı olan, tiroid bezi fazla çalışan kadınların tedavi tamamlandıktan sonra gebe kalmalarında yarar olduğunu ifade eden Ayvaz, `Ancak tedavi devam ederken gebe kalınmışsa, özel durumlar dışında, bu gebeliğin sonlandırılması için bir neden değildir. Hem zehirli guatr tedavisi, hem de gebelik bir arada devam edebilir` dedi.</p>
<p>Böyle bir durumda gebenin takibinin, kadın-doğum ile endokrinoloji ve metabolizma uzmanlarınca birlikte yapılması gerektiğini kaydeden Ayvaz, bu yapıldığı takdirde gebeliğin tamamen normal ve sorunsuz sürüp doğumun problemsiz sağlanabileceğini belirtti.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hamileyken-bebeginizin-seker-hastasi-olup-olmadigi-ogrenilebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
