<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; Genel</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2010 13:08:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aşkın Elif Hali</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:40:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın elif hali]]></category>
		<category><![CDATA[elif]]></category>
		<category><![CDATA[hal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=927</guid>
		<description><![CDATA[Korkuyorum
Kendime bile söyleyemediğim acılar
Çemberinde yalnızlık var
Bütün suretleri sahibine sabitliyorum
Kelimeler ki ağrıyan yerlerimin ağır işçileri
Sahipsizliğimizde kendime yollar bırakıyorum
Belki hüzün
Belki aşk
Yağmurun titremesi gibi
Yalınızsan eğer bakışlarım sende kalsın
Ben ki şarap eskitirim gözyaşlarınızın aktığı yerde
Zaman hayli gençti ve hayli zaman geçti
Merdivenlerimizi kimler çıkıyor şimdi
Kimler iniyor o masmavi zamanların ıslak kuyusuna
Büyürken yanımıza aldığımız o düşler
Kimin hücresinde sarıyor yaralarımızı
Bu yanma,bu gece,bu kan kokusu ellerimizin
Bu gidip gelmelerimiz
Bu bizi bizden çıkarıp ‘aşk’ yapan
Anlıyorum seyrederken kalabalıkları
En çok yazarken eskiyor insan
Anlamak ölmektir
Ölmekse aşk’a gidiş
Murat Çelik (Aşkın Elif Hali)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Korkuyorum<br />
Kendime bile söyleyemediğim acılar<br />
<span id="more-927"></span>Çemberinde yalnızlık var</p>
<p>Bütün suretleri sahibine sabitliyorum</p>
<p>Kelimeler ki ağrıyan yerlerimin ağır işçileri<br />
Sahipsizliğimizde kendime yollar bırakıyorum<br />
Belki hüzün<br />
Belki aşk<br />
Yağmurun titremesi gibi</p>
<p>Yalınızsan eğer bakışlarım sende kalsın<br />
Ben ki şarap eskitirim gözyaşlarınızın aktığı yerde</p>
<p>Zaman hayli gençti ve hayli zaman geçti</p>
<p>Merdivenlerimizi kimler çıkıyor şimdi<br />
Kimler iniyor o masmavi zamanların ıslak kuyusuna<br />
Büyürken yanımıza aldığımız o düşler<br />
Kimin hücresinde sarıyor yaralarımızı</p>
<p>Bu yanma,bu gece,bu kan kokusu ellerimizin<br />
Bu gidip gelmelerimiz<br />
Bu bizi bizden çıkarıp ‘aşk’ yapan</p>
<p>Anlıyorum seyrederken kalabalıkları<br />
En çok yazarken eskiyor insan<br />
Anlamak ölmektir<br />
Ölmekse aşk’a gidiş</p>
<p>Murat Çelik (Aşkın Elif Hali)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koruyucular</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/koruyucular/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/koruyucular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş kremleri]]></category>
		<category><![CDATA[güneşten korunma]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[koyucular]]></category>
		<category><![CDATA[kremler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. <span id="more-920"></span>Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, gözlük ve koruyucu kıyafet giyilmesini tavsiye etmektedir. Eğer muhakkak güneşte kalınacaksa koruma faktörü en az 15 olan güneşten<br />
koruyucuların bulutlu günlerde bile kullanılması gerekir.</p>
<p>Güneş görülebilen ve görünmeyen ışınlar yayar. Görünmeyen ışınlar ultraviyole (morötesi) A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olarak bilinir ve derideki bir çok hasardan bu ajanlar sorumludur. Her iki ışık da bronzlaşmaya, güneş yanığına ve güneş hasarına yol açar. Yeni geniş spektrumlu güneşten kadinca.net koruyucular UVA filtresi de içerir. Bu koruyucular her 1.5 saatte bir uygulanmalıdır. Ultraviyole ışınların bir kısmı güneşten koruyucuları geçip deriye ulaşabildiklerinden güneşten koruyucu kullanılarak uzun süre güneş altında kalmamak gerekir. Dermatoloji Uzmanları bireyin kendisini, güneşin uzun süreli hasarından koruması için aşağıdakileri önermektedir.<br />
Güneşten korunma önerileri</p>
<p>* En az 15 faktörlü geniş spektrumlu güneşten koruyucu, dudaklar da dahil olmak üzere tüm güneş gören alanlara bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.<br />
* Eğer suda iken veya terli iken güneşe maruz kalırsanız, suya dayanıklı güneşten koruyucu kremler kullanınız.<br />
* Güneşten koruyucunuzu her 1.5 saatte bir uygulayın.kadinca.net<br />
* Geniş şapka ve gözlük kullanın.<br />
* Gölgede kalmaya çalışın.<br />
* Güneşten koruyan sıkı dokumalı kıyafetler giyin.<br />
* Saat 10.00- 16.00 saatleri arasındaki açık hava aktivitelerinizi daha erkene veya geç saate alın.</p>
<p>Güneşten koruyucular ve güneşin bloke edilmesi</p>
<p>Güneşten koruyular güneşi ışınlarını emerek, yansıtarak veya dağıtarak güneş ışınlarının deriye ulaşmasını engellerler. Krem, merhem, jel, losyon ,sprey ve köpük gibi bir çok formu vardır.</p>
<p>Üzerinde SPF (sun protection factor = güneşten koruyucu faktör) numarası bulunur. Daha yüksek SPF numarası UVB ışınlarının neden olduğu güneş yanıklarına karşı daha fazla koruma sağlar. Bazı güneşten koruyucular geniş spektrumludurlar ki hem UVA hem de UVB ye karşı koruma sağlar. Bu koruyucular güneşin diğer etkilerinden (fotohasar, fotodermatit ve güneşe bağlı döküntüler) de korunmayı sağlar. Bununla birlikte hiçbir, güneşten koruyucu mükemmel değildir.</p>
<p>Güneşten koruyucular dışarı çıkmadan yarım saat evvel uygulanmalıdır. Suya dayanıklı güneşten koruyucular bile her bir buçuk saatte bir, yüzdükten sonra, kurulandıktan sonra ve terleme sonrası sürülmelidir. Güneşten koruyucu kremler gözleri güneş hasarına karşı korumaz, bu nedenle ultraviyole ışığı bloke eden güneşten koruyucular kullanılmalıdır. Güneşten koruyucular güneş gören alanların tamamına iyice yedirilerek sürülmelidir.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten koruyucular UVB ışığını bloke etmek için alta yazılı maddelerin bir kaçından oluşan karışımı içerir : padimate O homosalate, octyl methoxyginnamate, benzophenone, octyl salicylate, phenylbenzimidazole sulfonic acid ve octocrylene. Geniş spektrumlu güneşten koruyuculara UVA ışınını filtre eden oxybenzone veya avobenzone (Parsol 1789) eklenmiştir.</p>
<p>Fiziksel güneşten koruyucular veya kimyasal madde içermeyen güneşten koruyucular titanyum diokside ve/veya zinc okside içerir ve UVA ve UVB ışınına karşı koruma sağlar. Bu tip koruyucular kimyasal güneşten koruyuculara allerjisi olanlarda rahatlıkla kullanılabilirler.</p>
<p>Güneşsiz bronzlaşma sağlayan losyonlar</p>
<p>Dermatoloji Uzmanları bu tarz ürünleri zararsız ve güneşe alternatif ürünler olarak sunmaktadır. Bu ürünler gerçekten güvenli bir güneş alternatifidir. Bu ürünler dihydroksiacetone içerirler ki bu ürün derideki proteinlerle birleşerek, portakalımsı bronz bir renk sağlar. Bu renk yıkamakla çıkmaz. Bu renk elde edildiğinde, bunun koruyucu faktörü genellikle 4 tür ki bu da güneşten korunmak için yeterli değildir. Bu nedenle ek olarak güneşten koruyucu kullanılmalıdır.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten korunma hakkında ek bilgilendirme</p>
<p>En fazla deri hasarı güneşin yeryüzüne en güçlü olarak ulaştığı 10.00- 16.00 arasındadır. Bulutlu havalarda, ağaçların altında sıcak hissedilmese bile güneşten koruyucular kullanılmalıdır, çünkü bu durumlarda da güneş yanığı ve hasarı meydana gelebilir.</p>
<p>Kumsal şemsiyeleri güneşten korunmak için iyi bir fikir olarak gözükebilir, fakat kum, sudan yansıyan ışık nedeniyle UV ışınlarından tam koruma sağlamaz. Elbiselerin çoğu güneş ışınlarını emer veya yansıtır. Fakat gevşek dokunmuş kumaşlar ve ıslak kıyafetler deriyi güneşe karşı koruyamaz. Sıkı kıyafetler daha iyi koruma sağlar.</p>
<p>Güneşten korunma kışın da gereklidir. Kar güneş ışınlarının %80 ini yansıtır ve deri yanığı ve hasarına neden olabilir. Yüksek rakımda, güneş ışınlarını bloke eden atmosfer daha ince olduğu için, kış sporları yapanlarda güneş hasarı riski artar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/koruyucular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sinüzit Hastalığı</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda sinüzit hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı. Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı.<span id="more-917"></span> Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve bakterileri süpürüp yıkar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur. Sinüslerin; havayı ısıtarak akciğerlere ulaşmasını sağlamak, nemlendirmek ve insan sesinin tınısını ayarlamak gibi görevleri de vardır. Sinüs adı verilen bu yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına da sinüzit adı verilir. Sinüzit; çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir durum sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlarda şişme meydana gelerek sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemez ve mukus sinüsler içinde birikir. Bu da yüz bölgesinde basıncın artmasıyla ağrılara neden olmaktadır. Çocuk sinüzitleri, inatçı ve sık sık tekrarlayan bir hastalıktır. Küçük çocukların bağışıklık sistemleri tam gelişmemiş olduğundan burun, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Özellikle okul döneminde fazlasıyla karşılaşılmaktadır. Ayrıca kış aylarında ısıtıcıların yol açtığı kuru hava sinüs enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Çocuğun bulunduğu ortamda ideal nem oranını sağlayabilmek için, nemlendirici cihazlar kullanılabilir ya da ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar konabilir. Çoğunlukla nezle ve grip gibi sıradan üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben başlar. Eğer çocukta burun içerisinde geniz eti ve bazı yapısal başka etkenler de varsa sinüzit daha inatçı hale gelebilir. Sinüzit belirtileri: 10 günden fazla süren soğuk algınlığı Hafif ateş yükselmesi Burun tıkanıklığı Öksürük Uykuda horlama Geniz akıntısı Koyu kıvamlı yeşil ve sarı burun akıntısı Nefeste kötü koku Mide bulantısı ve kusma İştahsızlık Boğazda yanma Huzursuzluk Halsizlik Yanaklarda ağrı Gözlerin çevresinde şişme ve morluk Öne eğilmekle artan yüz ağrısı ve zonklama Kafada basınç hissi. Sinüzitin tanısı; KBB uzmanı bir doktor tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilerek konur. Muayene, özel ince endoskoplar kullanarak yapılır ve burnun içerisi ve geniz bölgesi detaylı şekilde incelenir. Çocukta sinüzit yeni başlamışsa; antibiyotik, burun spreyleri ve akıntı kesici ilaçlarla tedavi kısa sürede sonuç verir. Burada dikkat edilecek husus doktorun verdiği ilaçlar, tedavinin sonuna kadar kullanılmalıdır. Düzelme görüldüğünde özellikle antibiyotik tedavisi yarıda kesilmemelidir. Eğer çocuğun sinüzit problemi aylarca devam ediyor ve tekrarlıyorsa, yine bir KBB uzmanı tarafından değerlendirilmeli, sebeplerini araştırılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykunun Önemi!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykunun önemi]]></category>
		<category><![CDATA[uyumanın faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=901</guid>
		<description><![CDATA[Geç yatıp uykumuzu alamadığımız zaman
bunun faturasını hemen ertesi sabah 
ödemek zorunda kalırız: Gözlerimizin altında mor halkalar, yüzümüzde çizgiler oluşmuştur, cildimiz solgun ve kurudur. Bu olumsuz tablonun kaynağı bir gece önceki kötü bir uykudur. Çünkü tıp, uykunun sadece iki iş günü arasındaki karanlık ve yatakta geçirilen süreç olmaktan öte bir önem taşıdığını artık kanıtladı. Peki, uyku sırasında ruh halini ve dış görünümü böylesine etkileyecek kadar neler olup bitiyor? Uyku sırasında hormon düzeyimiz dengeleniyor, sindirim sistemi hızla çalışıyor, bağışıklık sistemi kendi içinde yoğun bir faaliyete geçiyor ve vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma içine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geç yatıp uykumuzu alamadığımız zaman<br />
bunun faturasını hemen ertesi sabah <br />
ödemek zorunda kalırız:<span id="more-901"></span> Gözlerimizin altında mor halkalar, yüzümüzde çizgiler oluşmuştur, cildimiz solgun ve kurudur. Bu olumsuz tablonun kaynağı bir gece önceki kötü bir uykudur. Çünkü tıp, uykunun sadece iki iş günü arasındaki karanlık ve yatakta geçirilen süreç olmaktan öte bir önem taşıdığını artık kanıtladı. Peki, uyku sırasında ruh halini ve dış görünümü böylesine etkileyecek kadar neler olup bitiyor? Uyku sırasında hormon düzeyimiz dengeleniyor, sindirim sistemi hızla çalışıyor, bağışıklık sistemi kendi içinde yoğun bir faaliyete geçiyor ve vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma içine giriyor.</p>
<p>GÜZELLİĞİN SIRRI DA UYKUDA</p>
<p>Cildimizin pürüzsüz kalabilmesi her gün 10 gram ölü deri hücresinin katılmasıyla sağlanır. Bunun gerçekleşebilmesi için, her akşam derimizin en üst tabakasındaki hücreler bölünmeye başlar. Uyku esnasında ise büyüme hormonunun artması ve stres hormonunun düşmesiyle birlikte bu reaksiyon sürat kazanır. Gecenin sessizliği bu işlev için en ideal ortamdır. Çünkü şimdi ne güneş, ne rüzgar, ne de hareket ve stres karmaşık hücre bölünmesini engelleyemez. İşte bu yenilenme saatlerinde cildin, başta oksijen olmak üzere, bir dizi besin maddesine ihtiyacı vardır. Alınan her solukta cilt, ihtiyacı olduğu oksijeni depolar. Bu nedenle akşamları yatmadan önce yatak odasını iyice havalandırmayı ihmal etmeyin, yaz aylarında ise açık pencere uyumayı alışkanlık haline getirin. İlerleyen yaşla birlikte cildin oksijen alımı güçleştiği için, 30 yaşından sonra havanın temiz olduğu bir ortamda uyumaya daha çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p>UYKU, CİLDİ YENİLİYOR</p>
<p>Uyurken, özellikle de rüya gördüğümüz saatlerde vücut ısısının 2 derece artmasıyla birlikte, organizma bol miktarda sıvı üretir. İşte bu nedenle sabahları uyandığımızda saçlarımız nemlenmiş, şekilleri bozulmuştur. Yağ bezleri geceleri yenilendiğinden, uyku sırasında yağ salgılaması genelde azdır. Bu nedenle, cildi kuru olanların gece yatarken cildine nemlendirici krem, hatta cilt yağı uygulaması doğru olur. Laboratuarlarda her geçen gün yenileri üretilen bu ürünlerin amacı, cildin bioritmine ayak uydurup, hücreleri yenilenmeleri sırasında glikoz, vitamin ve oksijen gibi gereksinim duydukları maddelerle beslemektir. Kesin olan bir nokta da, tüm maddelerin cilt tarafından gündüze oranla gece daha iyi emildiğidir. İşte bu nedenle cildin uyku sırasında alerjen maddelere karşı daha duyarlı olduğu tahmin ediliyor. Uyku uyurken unutmamanız gereken belki de en önemli husus, ultraviole ışınlara maruz kalmamak. Çünkü bu tehlikeli ışınlar, bölünmekte olan hücrelere zarar verebilir, hatta deri kanserine kadar yol açabilir. Düzenli olarak solaryuma girenlere de bir tavsiyemiz var: Solaryum seansları için mutlaka gündüz saatlerini seçin, asla akşam ve gece solaryuma girmeyin.</p>
<p>Uyku uzmanları, kanımızdaki büyüme hormonu düzeyinin uykuya dalar dalmaz ani bir yükseliş gösterdiğini saptamış. Bu nedenle, ister geceyarısından önce, ister geceyarısından sonra yatın, uykunun ilk 3,5 saati gerçek bir güzellik uykusudur. Ancak uykunun yeterli ve derin olması şartıyla. Bu, bütün uyku aşamalarından, yani uykuya dalıştan sakin uykuya, derin uykudan rüya görmeye kadar tüm safhaların gecede 4 ya da 6 kez tekrarlanması demektir. Gece yarısından çok sonra yatmayı alışkanlık haline getirmiş olanların bu alışkanlıklarını sürdürmelerinde bir sakınca yok. Ancak önemli olan vücuda alıştığı düzeni her zaman sağlayabilmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Boyunca Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik boyunca nelere dikkat etmeliyiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamilelikte bebek tam 40 hafta Anne&#8217;nın yedikleri ile beslenecektir. Anne doğru beslenirse bebek daha sağlıklı, doğum ise daha az riskli olacaktır.
Hamilelikte doğru beslenme hem bebeği hem Anne&#8217;yı güçlü kılar.
Annelerin hep merak ettikleri ve ilgilendikleri bir konudur hamilelikte beslenme. Ama ne yazık ki bu konuda pekçok şey yanlış bilinir ve uygulamada hatalar yapılır.
Neden?
Hamilelikte 10 kg&#8217;dan daha az ağırlık artışı olan Annelerde bebeğin Anne karnında ölme riski 1.5 kat fazladır. Hamilelik boyunca 10 ile 15 kg arasında ağırlık artışı normal kabul edilir. Ancak hamileliğin ilk yarısı ile ikinci yarısında bu artış hızı farklıdır. Ilk 20 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<h4>Hamilelikte bebek tam 40 hafta Anne&#8217;nın yedikleri ile beslenecektir. Anne doğru beslenirse bebek daha sağlıklı, doğum ise daha az riskli olacaktır.<br />
<span id="more-893"></span><!--more-->Hamilelikte doğru beslenme hem bebeği hem Anne&#8217;yı güçlü kılar.<br />
Annelerin hep merak ettikleri ve ilgilendikleri bir konudur hamilelikte beslenme. Ama ne yazık ki bu konuda pekçok şey yanlış bilinir ve uygulamada hatalar yapılır.<br />
Neden?</h4>
<h4>Hamilelikte 10 kg&#8217;dan daha az ağırlık artışı olan Annelerde bebeğin Anne karnında ölme riski 1.5 kat fazladır. Hamilelik boyunca 10 ile 15 kg arasında ağırlık artışı normal kabul edilir. Ancak hamileliğin ilk yarısı ile ikinci yarısında bu artış hızı farklıdır. Ilk 20 hafta en fazla 2.5 kg alınmalıdır. Daha sonra her hafta yarım kg kilo alınması uygun ve dengeli olur.<br />
Bazı hamileler bu kilo sınırını geçmezler ama bu dengeyi tutturamazlar. Bir ayda 5-6 kg birden alıp sonra da almamak için sıkı perhiz yaparlar&#8230;Bu hem Anne&#8217;yi hem de bebeği yıpratan bir olaydır.</h4>
<h3>Doğru beslenmenin temel ilkeleri&#8230;</h3>
<h4>Hamilelikte bol protein alınmalıdır. En zengin protein kaynağı süttür.<br />
Günde 1 litre süt ihtiyacı karşılar. 4 su bardağı süt 1 litredir.<br />
Anne süt içmeyi sevmiyorsa,sütü sütlaç, muhallebi şeklinde alabilir. Peynir (özellikle kaşar peyniri), ve yoğurt yiyerek süt gereksinimini karşılayabilir. Ancak hiçbir sütlü gıda taze süt kadar yararlı değildir.<br />
Haftada 5 gün yumurta yenmelidir. Bu Anneye bol vitamin, demir ve protein verecektir.<br />
Et, tavuk ve balık Can&#8217;ın kan, kas ve organlarının gelişmesine yardımcı olur.<br />
Bu etlerden birini günde 2 porsiyon yemek gerekir. Beyaz et ve özellikle balık eti kırmızı ete yeğlenmelidir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">1 Porsiyon nedir?</span></h4>
<h4>2 adet orta boy köfte; 1 adet orta boy biftek; 1 piliç butu;orta boy bir balık yani miktar olarak yaklaşık 100 gram et bir porsiyondur.<br />
60 gram beyaz peynir,1 tabak kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller de et yerine geçer.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Sebze ve meyveler&#8230;</span></h4>
<h4>Bunlar vitamin kaynağıdır. Bebeğin organlarının birarada olmasını ve normal çalışmasını hızlandırır. Ayrıca Anne&#8217;nin kabız olmasını önler.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Günlük kalori gereksinimi&#8230;</span></h4>
<h4>Bir günlük kalori gereksinimi ortalama 2200 ile 2400 kalori arasındadır. Bu gereksinimin 300 kalorisi proteinli gıdalardan alınmalıdır. Günlük hareket miktarı ve hamilelik öncesi ağırlık günlük kalori gereksinimini etkiler. Bu değişkenlerle kişiye özel gereksinimin saptanmasında bir diyet uzmanına danışılması uygun olacaktır.</h4>
<h3>Hamilelikte demir gerekir&#8230;</h3>
<h4>Günlük besinlerle alınan demir annenın demir gereksinimini karşılayamaz. Bir hamilenin günde 1 gram demire gereksinimi vardır. Bunun 300 miligramı bebeğin kan hücrelerinin yapımında, 500 miligramı Annenın fazladan yapılan kan hücrelerinini yapımında kullanılır. Geriye kalan 200 miligramı da da günlük gereksinimdir.<br />
Demir kırmızı kan hücrelerinin ana maddesidir. Demir eksikliği kırmızı kan hücrelerinin az sayıda yapılmasına ve demir eksikliği kansızlığı denilen duruma yol açar. Hamilelikte kan hücrelerinin yapımı bir süre vücudun demir deposunca karşılanır. Ancak hamilelik öncesi yetersiz beslenmiş, bol ve düzensiz ve sık adet kanaması olmuş ya da daha önceki hamileliklerde deposunu tüketmiş Annelerde daha hamileliğin başından itibaren kansızlık belirtileri ortaya çıkar.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Kansızlık belirtileri&#8230;</span></h4>
<h4>Kansızlığın en sık görülen belirtileri solukluk, halsizlik, baş dönmesi ve çarpıntıdır. Aşırı kansızlık durumunda ise dudak ve ağızda çatlaklar, kulak çınlaması, tırnaklarda kırılmalar, yutma güçlükleri ve toprak yeme gibi anormallikler ortaya çıkar.<br />
Bu nedenle hamileliğin 16.-20. haftalarından itibaren hergün demir içeren haplar alınmalıdır. Demir ile beraber C vitamini alınması demirin emilimini arttırır. En iyisi demir hapının portakal suyu ile içilmesidir.<br />
Dikkat! Demir hapı süt ile birlikte alınmamalıdır. Süt demirin emilimini engeller. Yine mide ekşimesi için alınan anti asitlerde demir emilimini etkiler.<br />
Demir hapları dışkıya siyaha çalan bir renk verirler. Önemli bir durum değildir. Bazan demir doğuma kadar kapatılamayacak düzeyde düşük olabilir. Bu durumda demir içeren iğneler bu açığı kısa sürede kapatır. Bazan kan verilmesi gerekebilir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Vitamin desteği ne kadar gerekli?..</span></h4>
<h4>Bizim ülkemiz için vitamin ve mineral desteği genelde gereksizdir. Birçok sebze ve meyve günlük ihtiyaçdan çok daha fazla vitamin içerir. Genelde hamilelere vitamin hapları vermek alışkanlık olmuştur. Bu haplar iştah açabilir ve mide bağırsak sistemini gereksiz yere yorar. Ikiz hamilelikde, dirençli kusmalarda ve hastalık hallerinde bazı özel vitaminlere karşı gereksinim artar.<br />
Dikkat! Vitaminin fazlası yarar değil zarar verir. Fazla D vitamini yenidoğanda kalsiyum fazlalığına ve buna bağlı ciddi sorunlara yol açar. Fazla A vitamini bebeğin bel kemiği açıklıkları, kemik sakatlıkları, ve idrar yolu bozukluklarına yol açabilmektedir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Kalsiyum ve fluor&#8230;</span></h4>
<h4>Yarım litre süt günlük kalsiyum gereksinimini fazla fazla karşılar. Dışardan alınan fazla kalsiyum vücuda karışmadan dışkı ile atılır.</h4>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Nelere Dikkat Edilmeli?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 15:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak havalarda nelere dikkat edilmeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=889</guid>
		<description><![CDATA[
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır .
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…
KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.
Uzmanlar sıcaklarda alkollü ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><br />
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır<span id="more-889"></span> .<br />
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…<br />
<strong>KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…</strong><br />
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.<br />
Uzmanlar sıcaklarda alkollü içkilerin alınmaması ‘ gerektiğini söylüyorlar.Sıcak yaz günlerinde güneş çarpması kadar sıcak çarpma­sının da ölümlü sonuçlar ortaya çıkardığı öne sürüldü ve özel­likle yaşı 40′ın üzerinde olanların durgun sıcak havada kalma­maları öğütlendi…<br />
sıcak yaz günlerinde gü­neş çarpması dışında, sıcağın asıl önemli etkisi, olan, vücutta ısı enerjisi birikiminden korunulması gerekildiğini belirterek yaşı kırkın üzerinde olanlarda ve organlarında yorgunluk bu­lunanlarda bu ısı birikiminin ölümlü sonuçlar verdiğini belirtmek gerekir.<br />
 «Sıcak çarpması, vücut iç ısısının normalin üzerine doğru çıkmasıdır. Vücut ısısını düşüremeyecek hale gelir. Bu durum­da bazı önemli hastalıklar ve ölümlü neticeler meydana gelir. Yaşı kırkın üzerinde olanlarda bu tehlike daha fazladır. Çünkü, yaşlılarda deride ter bezi sayısı azalır, böyle ter atma bölge­leri azalınca, vücuttaki ısı kaybı güçleşmektedir.» sıcak havalarda kişilerin aldığı alkol­lü içkilerin vücut ısısını arttırdığını söyleyerek şunları ekledi :«Sıcak havalarda kalbi, ciğerleri, böbrekleri yoracak olay­lardan uzak durmalı,<br />
«Özel tedbir isteyen hastalıklı kişilerin sıcak iklimlere git­memeleri gerekir.<br />
«Yağlı, unlu şekerli yemekler yerine hafif sebzeler» suda haşlama gıdalar yenmeli,<br />
«Sıcak yaz günlerinde, günde 3 öğün yemek yemek şart değildir. Vücudun hafif olmasını sağlayacak, viicudu zorlama­yacak yemekler tercih edilmelidir.<br />
«Sıcak havalarda vücudun rahat terlemesini sağlayacak giyim tercih edilmelidir. Vücudu sıkan giyeceklerden uzak durulmalıdır.<br />
Soğuk su veya meşrubat içilmesi yerine buzlu çay veya limonlu çay içilmelidir.<br />
Terleme vücut ısısını tanzim eden bir mekanizmadır. Onu rahat çalıştırmalıdır.<br />
«Terleme sırasında vücuttan tuz ve su azalacağından bu­nun yerine konması gerekir. Bu nedenle, sıcak havalarda bol bol tuzlu ayran içilmesi yararlıdır.<br />
«Isı çarpması yaşlılarda tehlikeli olur. Bu nedenle,yaşlı kişilerin havasız, durgun ısılı yerlerde bulunmamaları gerekir, icap ederse, üşütme pahasına rüzgara çıkmaları gerekir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamile Kadınların Beyni Nasıl  Olur?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hamile-kadinlarin-beyni-nasil-olur/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hamile-kadinlarin-beyni-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:09:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[hamile kadınların beyni nasıl olurhamile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=850</guid>
		<description><![CDATA[Bazı hamile kadınlar belli bir konuya yoğunlaşamadıklarından ve hafızalarının zayıfladığından şikayet ederler. Buna yeni bir açıklama getirildi. Bir grup anestezi uzmanı ve radyolog, hamilelik döneminin sonlarına doğru kadınların beyinlerinin büzüldüğüne ve eski durumuna gelmesinin 6 ay sürdüğüne inanıyorlar. Grubun lideri anestezi uzmanı Anita Holdcroft, bu gözlemin bazı hamile kadınlarda ve yeni annelerde görülen öğrenme ve kavramayla ilgili problemelerle bağlantılı olabileceğini söylüyor.
Sheffield&#8217;de yapılan bir toplantıda araştırmacılar, 10 sağlıklı kadının beyinlerinin 3 boyutlu resimlerini vermek için üç grup manyetik rezonans görüntü yarattıklarını açıklamışlar. İlk grup hamileliğin sonlarına doğru, ikinci grup doğumdan 6-8 hafta sonra ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hamile kadınlar belli bir konuya yoğunlaşamadıklarından ve hafızalarının zayıfladığından şikayet ederler.<span id="more-850"></span> Buna yeni bir açıklama getirildi. Bir grup anestezi uzmanı ve radyolog, hamilelik döneminin sonlarına doğru kadınların beyinlerinin büzüldüğüne ve eski durumuna gelmesinin 6 ay sürdüğüne inanıyorlar. Grubun lideri anestezi uzmanı Anita Holdcroft, bu gözlemin bazı hamile kadınlarda ve yeni annelerde görülen öğrenme ve kavramayla ilgili problemelerle bağlantılı olabileceğini söylüyor.</p>
<p>Sheffield&#8217;de yapılan bir toplantıda araştırmacılar, 10 sağlıklı kadının beyinlerinin 3 boyutlu resimlerini vermek için üç grup manyetik rezonans görüntü yarattıklarını açıklamışlar. İlk grup hamileliğin sonlarına doğru, ikinci grup doğumdan 6-8 hafta sonra ve üçüncü grup da doğumdan 6 ay sonra çekilmiş. Karşılaştırmalar sonunda, kadınların fizyolojileri hamile olmayan duruma geçtiğinde beyinlerinin büyüdüğü görülmüş.</p>
<p>Kadınların beyinleri hamilelik sonrasında normalden büyümüş olabileceği gibi, hamilelik döneminde küçülmüş de olabilir.</p>
<p>Üremeyi de düzenleyen hormonlar dahil birçok hormonu salgılayan beyindeki hipofiz bezi de, tam tersi bir etki göstererek hamilelik döneminde büyüyor.</p>
<p>Holdcroft, beyindeki bu değişimin beyindeki hücrelerin sayılarının değişiminden değil de, tek tek hücrelerin hacmindeki değişimden kaynaklandığına inanıyor.</p>
<p>Araştırmalar ilk olarak loğsa humması geçiren kadınlar üzerinde yapılıyor. Ancak, araştırmalar bu değişimin loğusa humması öncesi bir belirti değil hamileliğin normal bir özelliği olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Hamilelikte aşırı kiloya dikkat!Anne adaylarının hamilelik döneminde kilolarına büyük önem vermeleri gerektiğini söyledi.</p>
<p>Doktorlar, yaptığı açıklamada, anne adaylarının ideal kiloya sahip olabilmeleri için, hamilelikleri süresince aşırı kilo aldırıcı gıdalar değil, kendilerine ve bebeklerine yararlı olabilecek gıda maddelerini tercih etmeleri gerektiğini belirtti.</p>
<p>Hamilelik süresince, zayıf anne adaylarının 12-13, normal kilolu anne adaylarının 10, kilolu anne adaylarının da 7-8 kilo almaları gerektiğini vurgulayan Dr, gereğinden fazla alınan kiloların başta yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları da beraberinde getirebileceğini kaydetti.</p>
<p>&#8220;Bu dönemde dengeli beslenme büyük önem taşımaktadır. Hamilelikte normal kiloyu elde etmek ancak doktor kontrolüyle mümkündür. Yağlı ve ağır gıdalar yerine sebze yemeklerine ve meyveye ağırlık verilmeli, vitamin ve mineral yönünden zengin gıdalar bolca tüketilmelidir. İyi beslenme anne adayının lohusalık döneminde sütünü de fazlalaştırmaktadır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hamile-kadinlarin-beyni-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk Hormonu Varmı?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/ask-hormonu-varmi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/ask-hormonu-varmi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 07:59:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=845</guid>
		<description><![CDATA[AŞKLA ilgili bir tabu daha yıkılıyor. Aşkın merkezi kalp değil, beyin çıktı. Dolayısıyla artık aşkın simgesi, eros okları saplanmış kalp yerine, beyin olacak!  Aristo’dan beri bu böyle&#8230; BEYİN, sinir sistemini, sinir sistemi de kalbi etkiliyor. Kalp atışlarında hızlanma, beyinden gelen sinyallerle oluyor. Aşk da dahil her şey beyinde bitiyor. Uzmanlar  şöyle diyor: Beyinden bahseden şiir var mı? &#8220;AŞK üzerine yazılan şiirlerde kalpten bahsedilir. O yüzden bütün şiirler ‘kalbim kırıldı’, ‘kalpten sevdim’ gibi ifadeler içerir. Hiç beyinden bahsedildiğini duydunuz mu? Bugün biliyoruz ki, hislerin kaynağı hormonlar, beynin limbik sisteminde var oluyor. Dolayısıyla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AŞKLA ilgili bir tabu daha yıkılıyor. Aşkın merkezi kalp değil, beyin çıktı. Dolayısıyla artık aşkın simgesi, eros okları saplanmış kalp yerine, beyin olacak!<span id="more-845"></span>  Aristo’dan beri bu böyle&#8230; BEYİN, sinir sistemini, sinir sistemi de kalbi etkiliyor. Kalp atışlarında hızlanma, beyinden gelen sinyallerle oluyor. Aşk da dahil her şey beyinde bitiyor. Uzmanlar  şöyle diyor: Beyinden bahseden şiir var mı? &#8220;AŞK üzerine yazılan şiirlerde kalpten bahsedilir. O yüzden bütün şiirler ‘kalbim kırıldı’, ‘kalpten sevdim’ gibi ifadeler içerir. Hiç beyinden bahsedildiğini duydunuz mu? Bugün biliyoruz ki, hislerin kaynağı hormonlar, beynin limbik sisteminde var oluyor. Dolayısıyla bütün hormonların, yani hislerin yerleri beyinde belli.&#8221;</p>
<p>Aşk gerçek bir &#8216;illet&#8217;</p>
<p>Sırılsıklam âşık olanlarda ruh halini düzenleyen &#8217;serotonin&#8217; hormonunun miktarı birden düşüyor</p>
<p> Aşkın zaman zaman insanın &#8216;aklını başından aldığı&#8217; zaten binlerce yıldır dile getiriliyor. Ancak âşıkların &#8216;tuhaflaştığını&#8217; bilimsel olarak kanıtlamak İtalyan uzmanlara nasip oldu.<br />
Pisa Üniversitesi&#8217;nde yapılan bir araştırmaya göre âşıkların düşünüş ve davranış biçimleri psikiyatride &#8216;obsesif kompalsif bozukluk&#8217; denilen bir tür hastalığa yakalananlarla benzerlik gösteriyor. Obsesif kompalsif bozukluk çekenler &#8216;gerçek bir nedene dayanmaksızın&#8217; sürekli bir endişe duygusunun altında yaşıyor ve bu duyguları alt edebilmek için günde 20 kez ellerini yıkamak gibi takıntılı davranışlar sergiliyor. Buna neden olan ise obsesif kompalsiflerde ruh halini düzenleyen &#8217;serotonin hormonu&#8217; düzeyinin düşük olması. New Scientist adlı tıp dergisindeki araştırmaya göre serotonin düzeyi düşük olan diğer bir grup da &#8216;âşıklar&#8217;!<br />
Sırılsıklam âşık 20 genç öğrenci ile 20 obsesif kompalsif hastayı karşılaştıran uzmanlar her iki grubun serotonin düzeylerinin birbirlerine yakın olduğunu saptamış. Uzmanlara göre âşığın başkalarını bezdirecek kadar sevdiğinden bahsetmesinin ve takıntılı bir yoğunlukta ısrarla onun hakkında düşünmesinin nedeni de bu. Serotonin düzeyinin bir kaç yıl sonra normale döndüğünü belirten araştırmacılar,<br />
bu süre içinde aşkın en büyülü günlerinin de geçmiş olduğunu söylüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/ask-hormonu-varmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anneler Günü</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/anneler-gunu/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/anneler-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 11:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[anneler günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=823</guid>
		<description><![CDATA[Anneler Günü  her yılın mayıs ayının ikinci haftasıdır.Ben birazda kendi annem hakkında yazı yazmak istiyorum.Benim annemin adı Nuran  58 yaşında olmasına rağmen genç kızlara taş çıkartacak kadar güzel,alımlı ve çok akıllı bir kadındır.Annem ben evlendiğim ilk günden beridir hem manevi hemde maddi olarak hep yanımdaydı.Ben onların küçük tostos kızlarıydım.Ben ilkokula anneminde öğretmenlik yaptığı okulda okudum.Şimdi anne olunca anlıyor insan hergün beni yanında taşımak tenefüslerde benimle ilgilenmek ,yemek yedirmek inanın herkesin yapacağı şey değildir.Bide en kötüsü bütün arkadaşlarınızın sizinle sen torpillisin diye dalga geçmeleridir.Ben kişilik olarakta çok inatçı bir çocuktum.Çocukluğumda en ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anneler Günü  her yılın mayıs ayının ikinci haftasıdır.Ben birazda kendi annem hakkında yazı yazmak istiyorum.Benim annemin adı Nuran  58 yaşında olmasına rağmen genç kızlara taş çıkartacak kadar güzel,alımlı ve çok akıllı bir kadındır.<span id="more-823"></span>Annem ben evlendiğim ilk günden beridir hem manevi hemde maddi olarak hep yanımdaydı.Ben onların küçük tostos kızlarıydım.Ben ilkokula anneminde öğretmenlik yaptığı okulda okudum.Şimdi anne olunca anlıyor insan hergün beni yanında taşımak tenefüslerde benimle ilgilenmek ,yemek yedirmek inanın herkesin yapacağı şey değildir.Bide en kötüsü bütün arkadaşlarınızın sizinle sen torpillisin diye dalga geçmeleridir.Ben kişilik olarakta çok inatçı bir çocuktum.Çocukluğumda en çok yaptığım şeyse kaybolmak ve annemin beni  sokak sokak aramasıydı.Düşüyorumda yaramaz çocukla uğraşan her anne bence cennetlik olmalıdır.annem bütün bayramlarda  ablamla bizi  o kadar güzel giydirirdiki şimdi bakıyorumda bayramlar eskide kaldı kimse kılık kıyafete önem vermiyor aslında işin aslı kımse artık bayram kutlamıyor.En son annem oğluma bir sünnet düğünü yaptı ve en unutulmaz olanıda annemin benden daha güzel olmasıydı.  Birazda itiraf ediyorum senelerce bana o kadar şeyler yapmasına rağmen ben bir evlat olarak ona hiçbir şey yapamadım.Ben İstanbuldayım  o ise Samsun&#8217;da.Annemin anneler gününü kutluyorum.Tüm annelerinde tabiiiiii!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/anneler-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lohusalık Nedir ?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 14:57:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[lohusa kadındakı hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lohusalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[ 
Halk arasında &#8220;lohusanın mezarı 40 gün açık kalır&#8221; sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.
Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.
Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Halk arasında &#8220;lohusanın mezarı 40 gün açık kalır&#8221; sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.<span id="more-814"></span></p>
<p>Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.</p>
<p>Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon).</p>
<p>Rahim (Uterus) involüsyonu<br />
Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir.</p>
<p>Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar. Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir.</p>
<p>Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır. Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır.</p>
<p>Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.</p>
<p>Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir.</p>
<p>Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır. Rahmin içini döşeyen ve &#8220;endometrium&#8221; adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir.</p>
<p>Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)<br />
Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya &#8220;Löşi (lochia)&#8221; adı verilir. İlk gelen taze kırmızı kan &#8220;löşi rubra&#8221; olarak adlandırılır. Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur. Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani &#8220;löşi seroza&#8221; ya dönüşür. 2. haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli &#8220;löşi alba&#8221; gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir.</p>
<p>Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır. Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.</p>
<p>Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler<br />
Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm&#8217;ye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır.</p>
<p>Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.</p>
<p>Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.<br />
LOHUSALIK PROBLEMLERİ</p>
<p>Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir. Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.</p>
<p>Kanama<br />
Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni &#8220;atoni&#8221;dir.</p>
<p>Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır. Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir.</p>
<p>Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.</p>
<p>Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir.</p>
<p>Emboli<br />
Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir.</p>
<p>Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.</p>
<p>Enfeksiyonlar<br />
&#8220;Lohusalık humması&#8221; olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur. En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır.</p>
<p>En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır (&#8220;endometrit&#8221;). Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir (&#8220;peritonit&#8221;).</p>
<p>Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.</p>
<p>Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir.</p>
<p>İdrar yolları enfeksiyonu<br />
% 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.</p>
<p>Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.</p>
<p>Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır.<br />
PERİNE BAKIMI NEDİR?<br />
Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye &#8220;epizyotomi&#8221; adı verilir.</p>
<p>&#8220;Perine bölgesi&#8221; denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir.</p>
<p>Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.</p>
<p>Perinede problem belirtileri<br />
Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur. Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir.</p>
<p>Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir &#8220;hematom&#8221; dan (içe kanama) şüphelenilir.</p>
<p>Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir. Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir. Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir.</p>
<p>Perine Bakımında Yapılması Gerekenler<br />
Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz. Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz.</p>
<p>Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir.</p>
<p>Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin.</p>
<p>Ayrıca şu önlemleri alın:<br />
Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz.  Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin.<br />
Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz. Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda  mutlaka doktorunuza danışın.<br />
Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz. Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz.<br />
Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz.<br />
Bu bölgeye uygulanan &#8220;buz kalıpları&#8221; ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir. Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur. Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir.  Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir.<br />
 Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir.</p>
<p>Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın.</p>
<p>LOHUSALIKTA DİĞER ÇÖZÜMLER<br />
Gebelikte olduğu gibi lohusalıkta da bazı konulara dikkat edilmelidir. Günümüzde normal doğumdan sonra 24 saat sezaryenden sonra ise 48 saat hastanede kalmak yeterlidir.</p>
<p>Doğum sonrası eve giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme sürekli yatma şeklinde olmamalıdır.</p>
<p>Ev içerisinde dolaşmak, basit ev işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler.</p>
<p>Doğum sonrası eve çıkan anne dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği her şeyi yiyip içebilir. Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Süt veren annelerin günde ortalama 2600-2800 kalori almaları önerilir.</p>
<p>Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır.</p>
<p>Normal doğumdan sonra hemen sezaryen sonrası ise 3. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz. Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır.</p>
<p>Normal doğum sırasında açılıp dikilen “epizyotomi (epizyo)” genelde -doktor solak olmadığı sürece- vajenin sağ tarafında olur. Otururken ve yatarken sağ tarafa ağırlık vermemek gereklidir.</p>
<p>Doğum sonrası karın kaslarını güçlendirmek için egzersiz önerilir ancak egzersizlere 6 hafta sonra başlanmalı ve kasları çok zorlayan egzersizlerden kaçınılmalıdır.</p>
<p>Doğum sonrası cinsel arzularda bir süre azalma olur. Bu azalma genel olarak psikolojik kökenlidir. Genelde istek 12. haftadan sonra eski haline döner. Doğumdan sonra 20-25 gün sonra cinsel ilişki olabilir. Emzirme döneminde yükselen &#8220;Prolaktin hormonu&#8221; (Süt hormonu) kadında estrojen hormonunu baskılayarak vajende kuruluklara yol açabilir. Şikayetinizin çok fazla olması durumunda doktorunuza muayeneye gitmelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
