<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; Günün Konusu</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/gunun-konusu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 12:34:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mügece Hamilelik Bitti Eser Bebek Doğdu</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-bitti-eser-bebek-dogdu/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-bitti-eser-bebek-dogdu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Aug 2010 15:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[mügece hamilelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=941</guid>
		<description><![CDATA[38. Haftada bebeğim doğdu.Eser bebek 4 ağustosta artık dünyaya gözlerini açtı.Bir haftalık erken doğum beni çokta korkutmadı.Asıl korkutan ikinci bebeğime doğuma giderken yaşadım.İnsan ilk bebeğinde başına neler geleceğini bilmediğinden koyun gibi gidiyor.Ama ikinci bebekte inanılmaz bir korku ve heyecan yaşadım.Doktoruma doğurmasam olmazmı bile dedim.Sezeryan ama genel anastezi istedim.Epiduralda başımda insanların konuşup benimse bunu dinlememi istemedim.Tercih meselesi ama bence korkunç!Hemen ikinci gün taburcu oldum.Bebeğim çok güzel ve ben onu iyiki doğurmuşum.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>38. Haftada bebeğim doğdu.Eser bebek 4 ağustosta artık dünyaya gözlerini açtı.Bir haftalık erken doğum beni çokta korkutmadı.<span id="more-941"></span>Asıl korkutan ikinci bebeğime doğuma giderken yaşadım.İnsan ilk bebeğinde başına neler geleceğini bilmediğinden koyun gibi gidiyor.Ama ikinci bebekte inanılmaz bir korku ve heyecan yaşadım.Doktoruma doğurmasam olmazmı bile dedim.Sezeryan ama genel anastezi istedim.Epiduralda başımda insanların konuşup benimse bunu dinlememi istemedim.Tercih meselesi ama bence korkunç!Hemen ikinci gün taburcu oldum.Bebeğim çok güzel ve ben onu iyiki doğurmuşum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-bitti-eser-bebek-dogdu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mügece Hamilelikte 34. hafta</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 14:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[mügece hamilelikte 34. hafta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=932</guid>
		<description><![CDATA[Artık iyice sonlara yaklaştıkça hamileliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum.Annelerin hakkı ödenmez diye boşuna denmiyor .34 hafta geride kaldı benimse en zorlandığım nokta ellerimin ve ayaklarımın şişmesi oldu.Bebeğim ters duruyormuş sezeryan olacağı için önemli değil diyor doktorum ama ben araştırdım eskiden ters olan bebeklerin hep öldüklerini ve bacakları ve kollarının kırılarak doğduğunu biliyormuydunuz.Ama artık sezeryan doğum sayesinde bebek isterse tersde durabilir.Peki bebeklerin anne karnındaki sıvıyı içip idrarlarını yaptıklarını ve böylece böbreklerinin çalışması ise bence bir mucize!benim hamileliğimde sadece tek endişem bebeğimim erken doğması çünkü ilk bebeğimde 36 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık iyice sonlara yaklaştıkça hamileliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum.<span id="more-932"></span>Annelerin hakkı ödenmez diye boşuna denmiyor .34 hafta geride kaldı benimse en zorlandığım nokta ellerimin ve ayaklarımın şişmesi oldu.Bebeğim ters duruyormuş sezeryan olacağı için önemli değil diyor doktorum ama ben araştırdım eskiden ters olan bebeklerin hep öldüklerini ve bacakları ve kollarının kırılarak doğduğunu biliyormuydunuz.Ama artık sezeryan doğum sayesinde bebek isterse tersde durabilir.Peki bebeklerin anne karnındaki sıvıyı içip idrarlarını yaptıklarını ve böylece böbreklerinin çalışması ise bence bir mucize!benim hamileliğimde sadece tek endişem bebeğimim erken doğması çünkü ilk bebeğimde 36 haftalık doğmuştu.Hadi bakalım bu bebek ne zaman gelecek!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sinüzit Hastalığı</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda sinüzit hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı. Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı.<span id="more-917"></span> Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve bakterileri süpürüp yıkar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur. Sinüslerin; havayı ısıtarak akciğerlere ulaşmasını sağlamak, nemlendirmek ve insan sesinin tınısını ayarlamak gibi görevleri de vardır. Sinüs adı verilen bu yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına da sinüzit adı verilir. Sinüzit; çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir durum sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlarda şişme meydana gelerek sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemez ve mukus sinüsler içinde birikir. Bu da yüz bölgesinde basıncın artmasıyla ağrılara neden olmaktadır. Çocuk sinüzitleri, inatçı ve sık sık tekrarlayan bir hastalıktır. Küçük çocukların bağışıklık sistemleri tam gelişmemiş olduğundan burun, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Özellikle okul döneminde fazlasıyla karşılaşılmaktadır. Ayrıca kış aylarında ısıtıcıların yol açtığı kuru hava sinüs enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Çocuğun bulunduğu ortamda ideal nem oranını sağlayabilmek için, nemlendirici cihazlar kullanılabilir ya da ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar konabilir. Çoğunlukla nezle ve grip gibi sıradan üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben başlar. Eğer çocukta burun içerisinde geniz eti ve bazı yapısal başka etkenler de varsa sinüzit daha inatçı hale gelebilir. Sinüzit belirtileri: 10 günden fazla süren soğuk algınlığı Hafif ateş yükselmesi Burun tıkanıklığı Öksürük Uykuda horlama Geniz akıntısı Koyu kıvamlı yeşil ve sarı burun akıntısı Nefeste kötü koku Mide bulantısı ve kusma İştahsızlık Boğazda yanma Huzursuzluk Halsizlik Yanaklarda ağrı Gözlerin çevresinde şişme ve morluk Öne eğilmekle artan yüz ağrısı ve zonklama Kafada basınç hissi. Sinüzitin tanısı; KBB uzmanı bir doktor tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilerek konur. Muayene, özel ince endoskoplar kullanarak yapılır ve burnun içerisi ve geniz bölgesi detaylı şekilde incelenir. Çocukta sinüzit yeni başlamışsa; antibiyotik, burun spreyleri ve akıntı kesici ilaçlarla tedavi kısa sürede sonuç verir. Burada dikkat edilecek husus doktorun verdiği ilaçlar, tedavinin sonuna kadar kullanılmalıdır. Düzelme görüldüğünde özellikle antibiyotik tedavisi yarıda kesilmemelidir. Eğer çocuğun sinüzit problemi aylarca devam ediyor ve tekrarlıyorsa, yine bir KBB uzmanı tarafından değerlendirilmeli, sebeplerini araştırılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Nelere Dikkat Edilmeli?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 15:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak havalarda nelere dikkat edilmeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=889</guid>
		<description><![CDATA[
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır .
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…
KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.
Uzmanlar sıcaklarda alkollü ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><br />
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır<span id="more-889"></span> .<br />
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…<br />
<strong>KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…</strong><br />
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.<br />
Uzmanlar sıcaklarda alkollü içkilerin alınmaması ‘ gerektiğini söylüyorlar.Sıcak yaz günlerinde güneş çarpması kadar sıcak çarpma­sının da ölümlü sonuçlar ortaya çıkardığı öne sürüldü ve özel­likle yaşı 40′ın üzerinde olanların durgun sıcak havada kalma­maları öğütlendi…<br />
sıcak yaz günlerinde gü­neş çarpması dışında, sıcağın asıl önemli etkisi, olan, vücutta ısı enerjisi birikiminden korunulması gerekildiğini belirterek yaşı kırkın üzerinde olanlarda ve organlarında yorgunluk bu­lunanlarda bu ısı birikiminin ölümlü sonuçlar verdiğini belirtmek gerekir.<br />
 «Sıcak çarpması, vücut iç ısısının normalin üzerine doğru çıkmasıdır. Vücut ısısını düşüremeyecek hale gelir. Bu durum­da bazı önemli hastalıklar ve ölümlü neticeler meydana gelir. Yaşı kırkın üzerinde olanlarda bu tehlike daha fazladır. Çünkü, yaşlılarda deride ter bezi sayısı azalır, böyle ter atma bölge­leri azalınca, vücuttaki ısı kaybı güçleşmektedir.» sıcak havalarda kişilerin aldığı alkol­lü içkilerin vücut ısısını arttırdığını söyleyerek şunları ekledi :«Sıcak havalarda kalbi, ciğerleri, böbrekleri yoracak olay­lardan uzak durmalı,<br />
«Özel tedbir isteyen hastalıklı kişilerin sıcak iklimlere git­memeleri gerekir.<br />
«Yağlı, unlu şekerli yemekler yerine hafif sebzeler» suda haşlama gıdalar yenmeli,<br />
«Sıcak yaz günlerinde, günde 3 öğün yemek yemek şart değildir. Vücudun hafif olmasını sağlayacak, viicudu zorlama­yacak yemekler tercih edilmelidir.<br />
«Sıcak havalarda vücudun rahat terlemesini sağlayacak giyim tercih edilmelidir. Vücudu sıkan giyeceklerden uzak durulmalıdır.<br />
Soğuk su veya meşrubat içilmesi yerine buzlu çay veya limonlu çay içilmelidir.<br />
Terleme vücut ısısını tanzim eden bir mekanizmadır. Onu rahat çalıştırmalıdır.<br />
«Terleme sırasında vücuttan tuz ve su azalacağından bu­nun yerine konması gerekir. Bu nedenle, sıcak havalarda bol bol tuzlu ayran içilmesi yararlıdır.<br />
«Isı çarpması yaşlılarda tehlikeli olur. Bu nedenle,yaşlı kişilerin havasız, durgun ısılı yerlerde bulunmamaları gerekir, icap ederse, üşütme pahasına rüzgara çıkmaları gerekir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parkyatak Hakkında Neler Biliyoruz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 18:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[parkyatak]]></category>
		<category><![CDATA[parkyatak hakkında neler biliyoruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=876</guid>
		<description><![CDATA[Parkyatak taşıması ve yer kaplamaması bakımından şimdi en çok tercih edilen ürünler arasında birinciliği aldı.Eskiden mobilya beşikler daha çok tercih edilirken şimdi parkyatak  portatif ve kullanım bakımından bebeğin ilk doğduğu günden 3 yaşına kadar kullanabileceği çeşit çeşit modelleriyle alternatifler sunan bir üründür.Öyleki eskiden oyun oynanması için alınan parkyatakların artık yıkanabilen ve sallanan özellikleriyle anne ve baba adaylarını cezbedebiliyor.Unutmamalıyızki en çok tercih edilmesinin ikinci sebebiysede fiyatlarının çok uygun olmasıdır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Parkyatak taşıması ve yer kaplamaması bakımından şimdi en çok tercih edilen ürünler arasında birinciliği aldı.Eskiden mobilya beşikler daha çok tercih edilirken şimdi parkyatak  portatif ve kullanım bakımından bebeğin ilk doğduğu günden 3 yaşına kadar kullanabileceği çeşit çeşit modelleriyle alternatifler sunan bir üründür<span id="more-876"></span>.Öyleki eskiden oyun oynanması için alınan parkyatakların artık yıkanabilen ve sallanan özellikleriyle anne ve baba adaylarını cezbedebiliyor.Unutmamalıyızki en çok tercih edilmesinin ikinci sebebiysede fiyatlarının çok uygun olmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzellik Sırları</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/guzellik-sirlari/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/guzellik-sirlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:45:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik sırları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=868</guid>
		<description><![CDATA[Doğru beslenmeyle gerçekten güzelleşebilir misiniz? Tabii ki evet. Ancak bu olay bugünden yarına gerçekleşmez. Meyve ve sebze, et ve balık, hububat ve süt ürünlerinden oluşan, doğal ve doğru bir karışımla vücudunuz daha dirençli olur. Eğer böyle beslenirseniz birkaç hafta sonra kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayacak görmeniz de daha iyi olacak. Kısacası güzellik içten geliyor. Beslenme uzmanları hangi besinlerin en iyi güzellik faktörü olduğunu şöyle sıralıyorlar:
DÜZGÜN BİR CİLT
Her gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğru beslenmeyle gerçekten güzelleşebilir misiniz? Tabii ki evet. Ancak bu olay bugünden yarına gerçekleşmez. Meyve ve sebze, et ve balık, hububat ve süt ürünlerinden oluşan, doğal ve doğru bir karışımla vücudunuz daha dirençli olur<span id="more-868"></span>. Eğer böyle beslenirseniz birkaç hafta sonra kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayacak görmeniz de daha iyi olacak. Kısacası güzellik içten geliyor. Beslenme uzmanları hangi besinlerin en iyi güzellik faktörü olduğunu şöyle sıralıyorlar:</p>
<p>DÜZGÜN BİR CİLT</p>
<p>Her gün bir miktar ayçiçeği çekirdeği veya kabak çekirdeği yiyin. Bu çekirdekler esas halinde element olan çinko içerirler. Vücutta çinko eksikliği ise derinin daha çabuk buruşmasına yol açar. Ayrıca sabah ve akşam kivi yiyin. Bu meyvenin içerdiği C vitamini dolaşımı harekete geçirir ve bunun sonucu olarak deri daha iyi beslenir. Yumuşak bir cilt için A vitamini de önemlidir. Bu vitamin balıkyağında fazla miktarda vardır. Üç ayda bir, iki haftalık bir kür yapın.</p>
<p>PARLAK GÜR SAÇ</p>
<p>Haftada dört yumurta yiyin. Yumurtada saça parlaklık kazandıran bol miktarda kükürt vardır. Bol protein içeren besinler (et, balık, kümes hayvanları, peynir) salatayla birlikte yendiğinde saç gür olur. Çünkü saçın yüzde 97&#8217;si protein maddesi olan keratinden oluşuyor.</p>
<p>PARLAK GÖZLER</p>
<p>Haftada üç kere az bir miktar bitkisel yağla pişirdiğiniz havuç yiyin. Havuçtaki A ve E vitaminleri görmeyi kuvvetlendirir, gözlere parlaklık kazandırırlar. Kepek, çavdar ekmekleri içerdikleri selen elementinden dolayı gözleri hastalık mikroplarından korur.</p>
<p>KUVVETLİ TIRNAKLAR</p>
<p>Her gün yoğurt yiyin. Yoğurtta tırnakların oluşumu için önemli olan protein vardır. Toz jelatin de bu etkiyi fazlalaştırır. Kırılan tırnaklara karşı ceviz ve yer fıstığı yiyin. Her ikisi de tırnakları sertleştiren biotin içerir.</p>
<p>SAĞLIKLI DİŞLER</p>
<p>Günde iki kere 150 gram yağsız peynir yiyin. Peynirdeki kalsiyum dişetini kuvvetlendirir, dişleri sağlamlaştırır. Ayrıca balık ve kümes hayvanları da dişlerin sağlam olması açısından önemlidir. Bunlarda dişleri sertleştiren fosfor vardır.</p>
<p>GERGİN GÖĞÜSLER</p>
<p>Günde iki kere öğünler arasında bir bardak ananas suyu için. Ananasın içerdiği bol miktardaki bromelain enzimi dokuları gerginleştirir. Sabahları kahvaltıdan önce bir çorba kaşığı bitkisel yağ, hücreleri zararlı maddelerden ve serbest radikallerden korur, sizi gençleştirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/guzellik-sirlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Boyunca Merak Edilen Bütün Sorular Ve Cevapları</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-merak-edilen-butun-sorular-ve-cevaplari/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-merak-edilen-butun-sorular-ve-cevaplari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 14:51:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikle ilgili şikayetler]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelikte sorulan sorular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=809</guid>
		<description><![CDATA[İLK ÜÇ AY
• Yorgunluk, halsizlik
• Bulantı ve kusmalar
• İdrara sık çıkma
• Göğüs Hassasiyeti
• Baş ağrısı ve kendini iyi hissetmeme
• Hafif kilo artışı
• Nokta şeklinde kanama (lekelenme).
• Kasık ağrısı
• Uykuya eğilim, psikolojik huy değişiklikleri
İlk üç aylık dönem vücudumuzda önemli değişikliklerin olduğu ve gebeliğe adaptasyonun gerçekleştiği bir dönemdir. Kişi bu dönemde gebeliğin ilk heyecanını yaşarken bir takım sorunlarla da karşı karşıya kalabilir.
İLK ÜÇ AYDA SIKÇA SORULAN SORULAR
“Bu bulantılarım ne zaman bitecek?”
Gebeliğin erken dönemindeki bulantı ve kusmalarda; plasentadan salgılanan hormonlar, annenin psikolojik sıkıntıları, B6 vitamini eksikliği, gebeliğe bağlı mide-barsak sistemindeki değişiklikler, tiroid bezinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İLK ÜÇ AY</p>
<p>• Yorgunluk, halsizlik<br />
• Bulantı ve kusmalar<br />
• İdrara sık çıkma<br />
• Göğüs Hassasiyeti<br />
• Baş ağrısı ve kendini iyi hissetmeme<br />
• Hafif kilo artışı<br />
• Nokta şeklinde kanama (lekelenme).<br />
• Kasık ağrısı<br />
• Uykuya eğilim, psikolojik huy değişiklikleri<span id="more-809"></span></p>
<p>İlk üç aylık dönem vücudumuzda önemli değişikliklerin olduğu ve gebeliğe adaptasyonun gerçekleştiği bir dönemdir. Kişi bu dönemde gebeliğin ilk heyecanını yaşarken bir takım sorunlarla da karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>İLK ÜÇ AYDA SIKÇA SORULAN SORULAR</p>
<p>“Bu bulantılarım ne zaman bitecek?”<br />
Gebeliğin erken dönemindeki bulantı ve kusmalarda; plasentadan salgılanan hormonlar, annenin psikolojik sıkıntıları, B6 vitamini eksikliği, gebeliğe bağlı mide-barsak sistemindeki değişiklikler, tiroid bezinin normalden çok çalışması gibi pek çok neden suçlanmıştır.<br />
Gebelikte mide ve barsaklar, gebelik hormonlarının etkisi ile daha yavaş boşalır. Buna bağlı hazımsızlık, şişkinlik ve gaz şikayetleri olabilir.<br />
Midesinde gebelik öncesinde ülseri olanlarda bulantı ve kusma şikayetleri daha dirençli ve uzun süreli olabilir. Ayrıca bulantı ve kusmalar, stres ve yorgunluğa bağlı olarak da artabilir.</p>
<p>Bulantı ve kusmalar sabahları daha sık olmakla birlikte, günün her saatinde karşınıza çıkabilir. Genelde ilk gebeliklerde, genç kadınlarda ve ikiz gebeliklerde daha şiddetlidir.<br />
Bulantılar, çoğunlukla 4 – 8 haftalıkken başlar ve 14 – 16 haftalıkta azalır. Fakat bazı kadınlarda bulantı ve kusma 3. aydan sonra başlayabilir ve bazı kadınlarda ise tüm gebelik süresince devam edebilir. Bu tür durumlarda eğer verilen ağızdan ilaç tedavilerine rağmen problem devam ederse hastaneye yatırılarak serum ile besleme gerekebilir.</p>
<p>Öneriler<br />
Gün içinde daha sık ve küçük öğünler şeklinde yemeniz bulantılarınızı azaltır. Yemekler sırasında az sıvı almak da iyileşmeye yardımcı olur. Bunları yapmanın amacı mideyi tamamen boş veya tamamen dolu tutmaktan kaçınmaktır. Çünkü her iki durum da bulantıyı arttırabilir.<br />
Beslenme diyeti olarak katı, kuru, yağsız ve tuzlu gıdalara yönelin. Eğer tatlı veya meyve yediğinizde bulantınız olmuyorsa bunları da yiyebilirsiniz.</p>
<p>İlk kalktığınız zaman eğer bulantınız çoksa yataktan çıkmadan önce demli olmayan bir çay için. Yatağın başında galeta, tuzlu kraker gibi kuru şeyler bulundurun.</p>
<p>Sabahları yataktan ani bir şekilde kalkmayın. Gebeliğin erken döneminde sık görülen yorgunluk da bulantıyı şiddetlendirebilir.</p>
<p>Hoş olmayan koku ve yiyeceklerden kaçının. Özellikle mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.</p>
<p>Tüm önlemlere rağmen bulantınız geçmiyorsa doktorunuza başvurun. İlaç tedavisi veya hastaneye bir süre için yatışınız gerekebilir.</p>
<p>”Kendimi daha sinirli, gergin ve alıngan hissediyorum”<br />
Gebeliğin ilk 3 ayında anne adayında bazı psikolojik değişiklikler ortaya çıkabilir. Örneğin kişi çok neşeliyken aniden ağlama krizlerine tutulabilir. Bazan çok sinirliyken bazı günler sakin olabilir.</p>
<p>Gebelikte depresyon, aşırı alınganlıklar, aşırı uyuma isteği gibi şikayetler sık olarak görülür. Gebeliğin ilk 3 ayı gebeliğe adaptasyon dönemidir ve kişi gebeliğe uyum sağladıkça bu sorunlar da yavaş yavaş ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Yine, gebeliğin son haftalarında tekrar bir takım huzursuzluklar ortaya çıkabilir. Bu huzursuzlukların kaynakları ise doğumla ile ilgili endişeler, doğum sonrası anne olmanın getirdiği tedirginlikler, bekleyen maddi ve manevi yükümlülüklerdir. Kişi sinirli, heyecanlı olabilir, uyku problemleri ortaya çıkabilir.</p>
<p>Öneriler<br />
Tüm bu şikayetler geçici olan ve fazla endişe edilmemesi gereken durumlardır. Hemen hemen her kadın bu duyguları yaşar.</p>
<p>Benzer şekilde baba adayında da bir takım sıkıntılarla yüzleşebilirler. Eşinin durumu hakkında endişeler taşıyabilir ve konuyla ilgili bilgisi yoksa ona yardım edememenin üzüntüsünü yaşayabilir. Bu nedenle çiftler kendilerinden önce böyle bir deneyim yaşayan arkadaşları ile konuşarak onların tecrübelerinden yararlanabilirler.<br />
Ancak unutulmamalıdır ki en profesyonel yardım konunun uzmanı olan hekimlerden alınabilir.</p>
<p>“Sürekli idrara çıkıyorum”</p>
<p>İlk üç ayda rahmin büyüyen hacmi ile birlikte<br />
böbreklerin fonksiyonlarındaki değişimler size<br />
idrara çıkma ihtiyacı hissi verir. Hatta<br />
hapşırırken, öksürürken ve gülerken idrar<br />
kaçırabilirsiniz. Bunun nedeni, büyüyen<br />
rahmin idrar torbasına yaptığı baskıdır.</p>
<p>İdrar şikayetleri 4. aydan sonra hafiflese de son aylarda bebeğin başının mesaneye basısı sonucu genellikle yeniden artacaktır.<br />
Öneriler<br />
Sürekli idrara çıkma problemleriyle başedebilmek için; yatmadan birkaç saat önce su içmeyi kesmeniz önerilir. Böylelikle gece boyunca daha az kalkarsınız ve uykunuz bölünmez.<br />
Ancak tüm gebelik süresince sıvı alımını azaltmanız kesinlikle önerilmez. Çünkü bol su içmenin gebelik üzerine pek çok olumlu etkisi vardır.</p>
<p>İhtiyaç hissettiğiniz her an idrarınızı yapın. İdrarınızı tutmak, idrar torbanızın tam olarak boşalamamasına sonucunda idrar yolları enfeksiyonuna yol açabilir. İdrar yaparken öne doğru eğilmeniz idrar torbanızın tam olarak boşalmasına yardımcı olur.<br />
Sık idrara çıkma (pollaküri) ile birlikte idrar yaparken yanma ve sızlama (disüri) ile birlikte kasık ağrısı şikayetiniz de varsa bu durum “idrar yolu enfeksiyonu” na bağlı olabilir, hekiminize danışınız.</p>
<p>“Göğüslerin sızlıyor”<br />
Östrojen, prolaktin ve progesteron adı verilen hormonlarının salgılanmasının artması gebe kadının göğüslerindeki değişikliklerin temel nedenidir. Gebeliğin ilk birkaç haftasında göğüslerinizde hafif değişiklikler hissedebilirsiniz, bunlar ağrılı olabilir.</p>
<p>Öneriler<br />
Bu durumda göğüslerin uyarılmaması için yatarken sütyen giyilmesi ve meme uçlarına temastan kaçınılması bu tür şikayetleri bir ölçüde azaltacaktır.</p>
<p>“Başım ağrıyor ve çok halsizim”<br />
Gebeliğin erken döneminde görülen baş ağrıları pek çok kadını rahatsız etmektedir. Kesin nedeni belli değildir, fakat gebeliğin erken döneminde görülen diğer rahatsızlıklar gibi, hormon düzeyinde ve kan dolaşımındaki değişiklikler ile psikolojik nedenler suçlanmaktadır. Baş ağrısında diğer olası nedenler ise aşırı stres ve yorgunluktur.</p>
<p>Gebe kaldığınızı öğrenir öğrenmez kafeini azaltırsanız veya tümden keserseniz, bu davranış değişiklikleri de sizde bir kaç gün baş ağrısı yapabilir.</p>
<p>Kendini iyi hissetmeme, gebe kadınlarda sık görülür ve gebelik sırasında görülen dolaşım değişiklikleri sonucu olabilir.<br />
Gebeliğin 6. ayından sonra gelişen baş ağrıları ise ilk aylardakiler gibi masum olmayabilir. Bu dönemlerdeki baş ağrılarında öncelikle tansiyonun ölçülerek kontrol edilmesi önerilir. Çünkü “Gebeliğe bağlı hipertansiyon” ve “preeklampsi (gebelik zehirlenmesi)” bu dönemlerde anne ve bebek sağlığını tehtid eden baş ağrısı nedenleridir.</p>
<p>Stres, yorgunluk ve açlık da kendini iyi hissetmeme ve bayılmaların (senkop nöbetlerinin) nedeni olabilir.</p>
<p>Öneriler<br />
Gebeliğe bağlı baş ağrıları, yüzün ön tarafı ve kenarlarına, burun çevresine, gözlerine sıcak kompres uygulama ile azabilir.</p>
<p>Ayrıca gevşeme egzersizleri, baş ağrınızı azaltmanın yanı sıra kendinizi çok iyi hissetmenize neden olur. Bu egzersizleri gözünüzü kapatıp sakin güzel bir düşünerek yapın.<br />
İyi ve dengeli beslenme, güzel dinlenme, masaj, hafif egzersiz veya yürüyüşler de önemli ölçüde şikayetlerinizi azaltacaktır.<br />
Söylemesi çok kolaydır ama yaşamınızdaki stresi azaltmak gebeliğinizin ilk dönemleri ile geri kalanı kolay geçirmenizi sağlayacaktır.<br />
Ağrı kesici kullanmadan önce muhakkak doktorunuza danışın.</p>
<p>“Ne kadar kilo almalıyım?”<br />
Gebelik sırasında toplam 11-14 kg alınması normal olsa da, bunun yalnızca çok küçük bir kısmı ilk üç ayda gerçekleşir (ortalama 1 kg).</p>
<p>Zayıf bayanlar biraz daha fazla kilo alabilirken, kilolu bayanların biraz daha az kilo almaları önerilmektedir.</p>
<p>Bebeğinizin tüm önemli yapıları ve organ sistemleri ilk üç ayda oluşur. Daha sonraki dönemde ise bunlar büyüyüp gelişirler ve bebeğinizde kilo artışı görülür.</p>
<p>İlk üç ayın sonunda, bebek ortalama 8 cm. boyunda, 20 gram ağırlığında minyatür bir insan görünümündedir. Pek çok organ sistemleri oluşmuş ve hatta çalışmaya başlamıştır bile. El ve ayak parmaklarında minik tırnaklar vardır. Eller birer bezelye tanesi büyüklüğündedir.</p>
<p>Bebek emme hareketleri yaparak çevresini saran sıvıyı yutar ve yuttuğu sıvıyı alttan idrar olarak çıkarır.</p>
<p>Gebeliğin erken döneminde birçok kadın kendisini rahatsız eden belirtilerden şikayetçidir. Bunlar genelde endişe edilecek problemler değildir, fakat hangi belirtilerin doktora başvuracak durumlar olduğunu bilmelisiniz.</p>
<p>“Lekelenme tarzında kanamalarım oluyor, normal mi?”<br />
Gebeliğin tüm dönemleri içinde görülebilen kanama şikayetleri önemlidir. İlk üç aydaki hafif kanamalar genel olarak düşük tehtidine bağlı ve de %90 oranında dinlenme ile kendiliğinden geçen şikayetler olsa da siz “gebelik esnasında her türlü kanamanızın olması durumunda doktorunuza başvurunuz”.</p>
<p>Kanamanın olması, gebeliğinizdeki bir problemin sonucu olabilir. Ayrıca bu durum yalnız bebeğinizin değil sizin sağlığınız için de riskli durumlar yaratabilir.</p>
<p>“Kasıklarım ağrıyor”<br />
İlk gebe kaldığınızda kasıklarınızda, kalça ve belinizde ağrı hissi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Rahim büyürken onu tutan bağ dokuları da gerilir. Ağrının sebebi de bu gerilmedir. Rahatsızlık verici olsa da, endişelenmenize gerek yoktur.</p>
<p>Öneriler<br />
Ilık bir banyo gevşemenize ve sancılarınızın hafiflemesine yardımcı olur. Ayrıca dinlenme egzersizleri ile de rahatlayabilirsiniz. Ağrılarınız dayanılmayacak kadar şiddetliyse doktorunuza başvurunuz.<br />
İKİNCİ ÜÇ AYDAKİ FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER ve SIKÇA SORULANLAR</p>
<p>• Ağrı ve yanmalar<br />
• Cilt değişiklikleri (gebelik lekelenmeleri, cilt döküntüleri, sivilcelenmeler)<br />
• Kabızlık<br />
• Anemi (kansızlık)<br />
• Bacak krampları<br />
• Kilo artışı<br />
• Vajinal akıntı ve enfeksiyonlar<br />
• Aşermeler</p>
<p>İkinci üç aylık dönem gebeliğin 13. Haftası ile 27. Haftası arasındaki dönemdir.<br />
“Altın dönem” olarak da adlandırılan bu dönemde gebeliğin başlangıcındaki yan etkiler azalmış ve son üç aydaki rahatsızlıklar ise henüz başlamamıştır.<br />
Bu dönemde bulantınız azalmıştır, uykularınız düzelmiştir ve enerjiniz yerine gelmiştir. Ayrıca bu dönemde bebeğiniz size gerçek gibi gelmeye başlamıştır. 16 – 20. haftalar arasında bebeğin hareketlerini hissedebilirsiniz.</p>
<p>4 – 5. Aylarda artık karnınız yavaş yavaş belirmeye başlamıştır. Gardrobunuzu değiştirmenin, 14-16. haftalardan itibaren ultrasonla cinsiyeti görünür hale gelen bebeğiniz için evinizde hazırlıklar yapmanızın zamanı gelmiştir.</p>
<p>İKİNCİ ÜÇ AYDA SIKÇA SORULAN SORULAR</p>
<p>”Bebek hareketlerini ne zaman hissedeceğim?”<br />
Daha önce doğum yapmış olan hanımlar bu konuda da tecrübelerini gösterirler. Bu hanımlar genelde 16. hafta civarında bebeğin oynadığını hissederken ilk gebeliğini yaşayanlar 18-21. haftalar arasında bu duyguyla tanışırlar.</p>
<p>Anne adayları bebeğin oynama hareketlerini, “içlerinde bir kuşun kanat çırpışına” benzetebilirler. Bebeğin oynaması anne-baba adaylarına huzur ve mutluluk verici bir olaydır. 4. aydaki bebeğin boyu 15 cm, ağırlığı yaklaşık 150 gramdır.</p>
<p>6. ayın sonunda ise bebeğin boyu 30 cm., ağırlığı ise 900 gramı bulur. Bebek bu dönemden sonra hızlı bir büyüme temposuna girmiştir ve doğuma kadar kilosu yaklaşık üç kat artacaktır.</p>
<p>”Karnımda ağrı ve yanmalar hissediyorum”<br />
İkinci üç aylık dönemde uterusun (rahmin) genişliğinde hızlı bir artışı farkedersiniz.</p>
<p>Kadın rahmi, vucüdumuzda kendi büyüklüğünün üstüne bu kadar fazlasına çıkıp doğumdan sonra tekrar eski haline dönebilen tek organdır.</p>
<p>Uterus (rahim) büyürken, vücudunuzun içinde o bölümde olan diğer organlar normal yerlerinden birazcık uzaklaşacaklardır. Bu nedenle bu organları tutan kas ve bağ dokularında aşırı bir gerilme olacaktır. Bu organ büyüme ve gerilmeleri anne adayını rahatsız edebilir.</p>
<p>Bu dönemde görülen ağrı ve yanmaların esas nedeni uterusun ağırlığı ve genişliğindeki artış ile gebelik hormonlarıdır.</p>
<p>”Belimde ve sırtımda ağrılar oluyor”<br />
Gebelik sırasında kalça bölgenizdeki kemiklerin arasındaki eklemler yumuşayıp gevşerler. Bunlar doğum sırasında bebeğin bu bölgeden geçebilmesi için bir hazırlıktır.</p>
<p>Bu dönemde, rahminizin ağırlığı artar ve ağırlık merkezinin yeri değişir. Bunun sonucu olarak zamanla ve belki hiç farkında olmadan, vücut şekliniz ve yürüme şekliniz değişir. Ağırlık merkezindeki değişiklikler sırt ağrılarına neden olur.</p>
<p>Öneriler<br />
Şikayetlerinizi en aza indirmek için oturmanıza, kalkmanıza ve yürümenize dikkat edin, kendinizi fazla zorlamayın, ağır yük kaldırmaktan kaçının ve ağrılarınızın arttığı durumlarda uzanarak dinlenin.</p>
<p>Ayrıca bel ve sırt sağlığını olumsuz etkileyen topuklu ayakkabı giymekten kaçının. Her zaman için düz ve mümkünse ortopedik tabanlı ayakkabıları tercih edin.</p>
<p>Karın bölgenizdeki kasları çalıştırmak için yapılan egzersizler bel ve sırt ağrısının azalmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>”Kasıklarımda ağrılar oluyor”<br />
İkinci dönemdeki alt karın bölgesindeki ağrıların nedeni, genişleyen rahmin kaslarının ve rahmin çevresindeki asıcı bağ dokusunun gerilmesidir. Bu durum tıbbi literatürde “Round ligament ağrısı” olarak geçer.</p>
<p>Ayrıca daha önceden karın bölgesine uygulanan bir ameliyat geçirmişseniz ağrının nedeni buradaki iç yapışıklıkların gerilmesi de olabilir.</p>
<p>Gebelik sırasında bazen appendisit veya safra kesesi taşı (kolesistit) nedenli ani ağrılar farklı yerlerde ve şekillerde oluşabilir. Bu ağrıların farklı yerde oluşmasının nedeni, büyüyen rahmin bu organları bulundukları yerden başka tarafa itmesidir.</p>
<p>Öneriler<br />
Kasık bölgesindeki ağrı bebeğiniz ve sizin için bir tehdit oluşturmasa da, bu şikayetinizin fazla ve uzun süreli olması durumunda mutlaka doktorunuza bildirin. Çünkü bu ağrıların nedeni (erken gebelik haftalarında) dış gebelik, düşük tehlikesi ve ileri gebelik haftalarında erken doğumun başlangıcı olabilir.<br />
Kasık ağrınız şiddetli ise, oturma veya yatma veya alacağınız sıcak bir duş şikayetinizi bir ölçüde azaltabilir.</p>
<p>”Bacaklarımda kramplar oluyor”</p>
<p>Bacaklardaki kramplar genelde 3. Aydan<br />
sonra sık görülür. Özellikle geceleri oluşur<br />
ve hatta bazen uykudan uyandıracak kadar<br />
şiddetlidir.</p>
<p>Bacak kramplarının kesin nedeni belli<br />
olmamakla beraber kalsiyum ve<br />
magnezyum azlığı genel olarak<br />
suçlanmaktadır.</p>
<p>Öneriler<br />
Bacak krampları sizi çok rahatsız ederse, öncelikle kalça kaslarınızı gerici egzersizler yapın. Uzun süre oturmaktan veya uzun süre yürümekten kaçının. Eğer aniden kramp girerse, dizinizi gererek ayağınızı hafifçe yukarı kaldırın.<br />
O bölgeye masaj, sıcak uygulamalar rahatlatıcı olabilir. Bazı hekimler tarafından hastalara kalsiyum, magnezyum veya B6 vitaminleri reçete edilebilmektedir.</p>
<p>”Midem yanıyor”<br />
Mide yanmasının en sık sebebi, “reflü” olarak bilinen mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçmasıdır. Bunun sonucunda mide asitleri yemek borusunu tahriş eder.</p>
<p>Gebelikte reflü’nün normalden daha sık olarak karşımıza çıkmasının bir kaç ayrı nedeni vardır. En önemli neden büyüyen uterusun (rahmin) mideyi yukarıya itmesidir.</p>
<p>Diğer bir neden, sindirim sisteminin çalışması hormonların (özellikle progesteron hormonu) etkisi altında yavaşlaması sonucunda yemek borusunda dalga şeklinde hareketlerle ilerleyen yiyeceklerin gidişi gebelik sırasında yavaşlamaktadır. Midenizin boşalması gecikmekte ve yiyecekler sindirim sisteminden daha yavaş boşalmaktadır. Bunun sonucunda hazımsızlık, şişkinlik ve bulantı hissi gibi şikayetler de görülebilecektir.</p>
<p>Ayrıca mide ile yemek borusu arasındaki büzücü kas yine gebelikte artan progesteron hormonu etkisiyle gevşemekte ve mide asid içeriği yemek borusuna geçerek göğüste yanma şikayetine yol açabilmektedir.</p>
<p>Öneriler<br />
Bulantı ve kusmayı önlemek için, az az ve de sık sık beslenin. Fazla asidli gıdalar ile aşırı acılı, ekşili, baharatlı, yağlı gıdalardan uzak durun. Fazla miktarda çay, kahve ve çikolatadan sakının.</p>
<p>Kızartma türü gıdalar yerine haşlama türü gıdaları tercih edin. Soda içmeniz bazan şikayetlerinizi azaltabilir.</p>
<p>Ayrıca mide yanmanızı artıran ani öne eğilmeler gibi hareket ve pozisyonlardan kaçının. Hatta geceleri yatarken başınızın altına bir yastık daha koyup başınızı biraz daha yükseltebilirsiniz.</p>
<p>Her şeye rağmen mide yanmanız çok fazla ise doktorunuz size bir takım antiasid ilaçlar verebilir, fakat doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayınız.</p>
<p>”Cildim eskisi gibi değil”<br />
Gebelik sırasında salgılanan bazı hormonlar cildinizde belirli değişikliklere neden olur.</p>
<p>En sık karşılaşılan problem vucüttaki bazı bölgelerde belirginleşen cildin kahverengileşerek kararmasıdır. Bu durum en sık olarak yüzde (kloasma, gebelik maskesi), göğüs uçları, karın, kasık ve göbek çevresi bölgelerinde ortaya çıkar.</p>
<p>Ciltteki bu kararmaların gerçek nedeni belli olmamakla beraber, gebelikte salgısı artan estrojen hormonuna bağlı olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Öneriler<br />
Gebelik sırasındaki cilt kararmaları, güneş ışığı veya diğer ultraviole ışıklara maruz kalmakla daha da artabilir.</p>
<p>Bu yüzden gebelik sırasında durumda fazla güneşte kalmayın ve hatta yaz aylarında dışarıda olduğunuz zamanlarda öncelikle yüzünüzü yüksek koruma faktörlü kremlerle koruyun.</p>
<p>Bol miktarda kar olan ortamların da yaz aylarındaki güneş ışığı gibi yüksek dozda ultraviole içerdiğini unutmayın.</p>
<p>Ciltteki kararmalar doğumdan sonra bir miktar azalsa da soluk bir şekilde kalıcı da olabilir. Bu durumda doğumdan sonra dermatologlar tarafından bazı tedaviler uygulanabilmektedir.</p>
<p>Gebelik sırasında ciltteki esmerleşmelere ilaveten el ayası ve ayak tabanlarında kızarıklıklar, vucutta bazı kaşıntılı ve döküntülü rahatsızlıklar da ortaya çıkabilir. Pek çok şikayet tedaviye gerek kalmaksızın gebeliğin doğal sürecinde kendiliğinden kaybolup gider.</p>
<p>”Kabızlık oluyor”<br />
Kabızlık, gebelikte görülen sık görülen bir problem olup en sık nedeni sindirim sisteminin genel olarak yavaşlaması ve büyüyen uterusun (rahmin) bağırsakların son kısmına yaptığı baskıdır.</p>
<p>Ayrıca kabızlık gebeliğin son dönemlerinde hemoroid (basur) ve anal fissür (makatta çatlama) oluşumunu da artırır.</p>
<p>Öneriler<br />
Bu problemle başetmenin en önemli yolu diyetinizi düzenlemektir. En önemli tedavi ve kabızlıktan korunma yöntemi liften zengin beslenme ve bol sıvı tüketimidir.</p>
<p>Her türlü çiğ sebze ve meyveyi bol miktarda almanızda yararlar mevcuttur. Ayrıca bağırsakların rahat çalışması için bolca kayısı, erik, incir kompostoları ve doğal meyve suları içebilirsiniz.</p>
<p>Sabah kahvaltısından önce aç karınla bir bardak ılık su içiniz. Bol miktarda sıvı tüketimi anne ve bebek sağlığı ile gebeliğin normal gidişatı açısından pek çok yarar sağlar.</p>
<p>Tüm bunlara ek olarak yaptığınız egzersizi artırmanız da bu probleminizin azalmasına yardımcı olabilir. Özellikle açık havada yapılan bir saatlik yürüyüşler kendinizin ve gebeliğinizin sağlığı açısından önemlidir. Bu dönemde de doktorunuza danışmadan müshil ya da benzeri etkili ilaçlar almayınız.</p>
<p>”Kansızlık şikayeti”<br />
Bebeğin gebelik sırasında artan ihtiyaçları vücudunuzun demir gereksinimini fazlalaştırır. Gebelik öncesinde günlük demir ihtiyacınız 15 mg. kadarken gebelikte bunun 2 katına gerek vardır. Genel olarak besinlerle alınan demir yeterli gelmeyeceğinden dolayı ilave demir haplarına gerek vardır.</p>
<p>Gebe kadınlarda anemi (kansızlık); yorgunluk, güçsüzlük, çarpıntı, üşüme, nefes darlığı, baş dönmesi ve vucut direncinin azalması gibi sıkıntılara yol açabilir.</p>
<p>Öneriler<br />
Aneminin tek tedavisi demir almaktır. Bu yüzden gebeliğin 16-18. haftasından itibaren her gebe ilave olarak demir almalıdır.<br />
Ayrıca demirden zengin gıdaların tüketilmesinde fayda vardır. Kuru baklagiller, karaciğer, dalak, yürek, kırmızı etler, pekmez, yumurta gibi gıdalar demir açısından zengindir.</p>
<p>Anemi ile ilgili detaylı bilgi almak için tıklayınız &gt;&gt;&gt;</p>
<p>“Aşermelerim oluyor”<br />
Gebelikte turşu, limon, muz, karpuz, soğan gibi bir takım yiyeceklere karşı aşırı istek doğması aşerme olarak bilinir.</p>
<p>Çok arzuladığınız bu yiyecekleri sindirim düzeninizde bozukluğa neden olmuyorsa ve aşırı kalorili değilse uygun miktarda yemenizde bir sakınca yoktur. Aşermelerin neden kaynaklandığı bilinmemektedir.<br />
ÜÇÜNCÜ ÜÇ AYDA GÖRÜLEN FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER ve SIKÇA SORULANLAR</p>
<p>• Halsizlik, yorgunluk<br />
• Çarpıntı<br />
• Nefes darlığı<br />
• Psikolojik problemler, gerginlik<br />
• Karın, sırt, bel, kasık ağrıları<br />
• Mide ekşime ve yanmaları<br />
• Bacak krampları<br />
• Uykusuzluk<br />
• Sık idrara çıkma ve idrar kaçırma problemleri<br />
• El ve ayak parmak uçlarında uyuşmalar<br />
• Varisler<br />
• Bacaklardaki ödemler</p>
<p>Son üç ay, şikayetlerin yeniden alevlendiği 27 ile 40. gebelik haftaları arasındaki dönemdir.<br />
Bu dönemdeki şikayetlerin pek çoğundaki neden, rahimin hacimsel büyümesidir. Ayrıca gebeliğin şikayetlerinin artması yanında bebekle ilgili risklerin de en fazla olduğu dönemdir.</p>
<p>Bu dönemdeki psikolojik şikayetlerin ve uykusuzluğun genel olarak nedenleri, doğum ile ilgili endişelenme ve korkular, doğum sonrası anne ve baba olmanın getireceği maddi ve manevi yükümlülükler ile gebeliğin büyümesine bağlı hissedilen rahatsızlıkların artışıdır.</p>
<p>ÜÇÜNCÜ ÜÇ AYDA SIKÇA SORULAN SORULAR</p>
<p>”Hemoroid (Basur) oldu”<br />
Hemoroid, makadda toplardamarların genişlemesi sonucu kanın o bölgede göllenmesidir.</p>
<p>Gebelikte hemoroidlerin sık olarak görülmesinin sebebi rahmin büyümesiyle anal (makadi) bölgeden gelen toplardamarlara karşı oluşan basınçtır.</p>
<p>Ayrıca gebelikteki hormonlar, kabızlık ve kilo artışı da sebepler arasındadır. Pek çok kadında hemoroid ilk kez gebelikte ortaya çıkarken pek çoğunda ise önceden olan hafif şikayetler daha belirgin hale gelir. En sık problemler makadda ağrı, kanama, kaşıntı ve akıntıdır.</p>
<p>Öneriler<br />
Gebelik sırasında ortaya çıkan hemoroid şikayetleri ile baş edebilmek için öncelikle kabızlıktan korunmak amacıyla sebze, meyve gibi bol lifli beslenmenin yanında çok miktarda su ve sıvı tüketimi önemlidir.</p>
<p>Bunun yanısıra;<br />
Her tuvalet sonrası anal bölgeyi çok iyi temizleyin, yumuşak tuvalet kağıtları kullanın.</p>
<p>Sabah akşam 20-30 dakika ılık oturma banyoları yapabilirsiniz.<br />
Özellikle sert sandalyeler üstünde uzun süre oturmayın.<br />
Uzun süre sürekli ayakta durmayın, ama yürüyüş yapabilirsiniz.</p>
<p>Tüm önlemlere rağmen şikayetleriniz geçmezse doktorunuzu bilgilendirin. Kabızlık önleyici tedavi veya makad bölgesine lokal krem, fitil tedavisi uygulanabilir.</p>
<p>”Varislerim arttı”<br />
Gebeliğin özellikle son dönemlerinde bacaklarda ve genital bölgede varisler ortaya çıkabilir.</p>
<p>Varis oluşumundaki en önemli mekanizma, büyüyen rahmin bacaklardan gelen toplardamarlara bası yapması sonucu kanın bacaklarda göllenmesiyle toplardamarlarda genişlemelerin oluşmasıdır.</p>
<p>Ayrıca bazı gebelik hormonları da bu gelişimi arttırmaktadır.<br />
Tüm bunlara ek olarak genetik faktörler, obesite (şişmanlık), uzun süreli ayakta kalmayı gerektiren meslekler, sigara da varis oluşumuna zemin hazırlar.</p>
<p>Oluşan varisler gebelerde ağrı, ödem (şişlikler) yapabilir ve hatta enfeksiyona eğilimlidirler.</p>
<p>Öneriler<br />
Varis oluşmaya başlandığında yapılması gerekenler; yatarken bacakların altına yastık konularak yükseltilmesi (elevasyon), külotlu varis çoraplarının giyilmesi ve uzun süreli, hareketsiz ayakta kalmaktan kaçınılmasıdır.<br />
Günde bir saat yürüyüş ve akşamları 15-20 dakika süreyle bacakları hafif soğuk suda dinlendirme de şikayetlerin giderilmesinde yararlı olacaktır.</p>
<p>”Bacaklarımdaki ödemler (şişlikler) arttı”<br />
Büyüyen rahmin bacaklardan dönen kan üzerine bası yapması sonucunda gebeliğin özellikle son dönemlerinde görülen ödemler genelde ciddi bir sorun oluşturmaz.</p>
<p>Öneriler<br />
Son dönem ödemlerini azaltmak için ise uzun süreli hareketsiz bir şekilde ayakta kalmamak, tuz tüketiminde aşırıya kaçmamak ve dinlenirken ayakların altına bir yastık konup yükseltilmesi önerilmektedir.</p>
<p>Ödemlere el ve yüzlerdeki şişliklerin de eklenmesi preeklampsinin bir işareti olabilir. Bu durumda mutlaka doktorunuzu arayınız.</p>
<p>“İdrar kaçırmalarım oluyor”<br />
Büyüyen rahmin ve rahim içinde bebeğin büyüyen başının idrar torbası üzerine uyguladığı basınç, özellikle son aylarda idrar kaçırmanıza (inkontinens) neden olabilir.</p>
<p>Bu rahatsız edici yakınma gülme, hapşırma, öksürme veya ağır yük kaldırma gibi durumlarda artabilir. Doğum sonrası genellikle kaybolur.</p>
<p>Öneriler<br />
İdrar torbanızı sıkıştığınız her an boşaltın, yani sık sık tuvalete çıkın, hiçbir zaman içeride idrar bırakmayın.</p>
<p>İdrar kaçırma, idrar yaparken yanma veya kasık ağrısı ile birlikteyse idrar yolu enfeksiyonuna da bağlı olabilir. Doktorunuzu bilgilendirin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-merak-edilen-butun-sorular-ve-cevaplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alerji Hakkında Herşey Burada!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2010 09:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji hakkında herşey burada]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir<span id="more-795"></span>. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, yumurtayı kendine yabancı, hatta düşman gibi görür. Bu kişi yumurta yediğinde bağışıklık sisteminin alarm zilleri çalmaya başlar:</p>
<p>Dikkat, vücuduna bir yabancı girdi. O senin düşmanın, onu yok et. Bağışıklık sistemi de tüm kuvvetleriyle yumurtayla savaşa başlar ve sonuçta hafif kaşıntılardan astıma, saman nezlesinden anafilaksiye kadar çeşitli alerjik tablolar ortaya çıkar. Çok değerli bir besin maddesine gösterilen bu tepki ne kadar haksız değil mi?</p>
<p>Diğer taraftan, arı zehirine alerjik olan bir kişideki aşırı tepkinin ise son derece geçerli bir mantığı vardır. Bu, adı üstünde arı zehiri. Bu zehirden vücudun haberdar olması, ona karşı birtakım tepkiler göstermesi, onu yok etmeye çalışması.. hep vücudun yararı içindir. Ama, bu tepkilerden vücut da bu arada zarar görürmüş, o başka mesele.</p>
<p>Alerjen nedir?</p>
<p>Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir.</p>
<p>Yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye.. gibi besinler.</p>
<p>İçecekler…</p>
<p>Çocukların balonu, emzikleri, bulaşık eldivenleri&#8230;</p>
<p>Kedi, köpek, tavşan&#8230;</p>
<p>Bilezikler, küpeler, takılar&#8230;</p>
<p>Tozlar, küfler, polenler&#8230;</p>
<p>Böyle daha binlerce, milyonlarca madde.</p>
<p>Aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçlar.</p>
<p>Hatta, kortizon. Evet, bazı insanlar alerji tedavisinin bir numaralı ilacı olan kortizona karşı bile alerjik olabilirler. Ne büyük şanssızlık değil mi?</p>
<p>Solunum yolları alerjilerinin sebepleri nelerdir?</p>
<p>Alerjenler, vücudumuza çeşitli yollarla girebilirler:</p>
<p>Deriden,</p>
<p>Solunum yoluyla,</p>
<p>Sindirim sistemi yoluyla.</p>
<p>Astıma ve alerjik nezleye yol açan alerjenlerin büyük çoğunluğu solunum yoluyla vücuda giren alerjenlerdir; bunlara havada bulunan alerjenler anlamına gelen aeroalerjen ismi verilir.</p>
<p>Aeroalerjenlerin en önemlileri şunlardır:</p>
<p>Ev akarları,</p>
<p>Polenler,</p>
<p>Bazı evcil hayvanlar (kedi, köpek&#8230;)</p>
<p>Küf mantarları..</p>
<p>Bu alerjenlerin, akciğerlerdeki küçük bronşiollere ve hava keseciklerine kadar gelebilmeleri için çaplarının 5 mikron’ dan daha küçük olması gerekir. 5 mikrondan daha büyük çaplı alerjenler, boyutlarına göre, burunda veya üst solunum yollarında tutunurlar.</p>
<p>Çapları 20-60 mikron olan polenlerin, astımdan çok alerjik nezleye yol açmalarının nedenlerinden biri de bunların büyüklükleri nedeniyle küçük bronşlara kadar gelememeleri olabilir.</p>
<p>Kimler alerjiye daha yakındır?</p>
<p>Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte, doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi, böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle, karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde, o kişi için artık herhangi bir madde değil, bir alerjendir.</p>
<p>Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.</p>
<p>Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.</p>
<p>Alerjik hastalıklar nelerdir?</p>
<p>Alerjik hastalıkların başlıcaları şunlardır:</p>
<p>SAMAN NEZLESİ (Alerjik Nezle)</p>
<p>GÖZ NEZLESİ (Alerjik Konjunktivit)</p>
<p>ASTIM (Alerjik Bronşit)</p>
<p>ÜRTİKER ve EGZEMA (Alerjik Deri Hastalıkları)</p>
<p>Alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerekir. Buna duyarlılık kazanma süresi denir ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönemde, allerjene karşı immunglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretilir ve bunlar da mast hücrelerinin yüzeylerine yapışırlar. Bu kişi tekrar allerjenle karşılaştığında, allerjen ile IgE’ nin hücre yüzeyindeki birleşmeleri, mediatör ismi verilen çeşitli maddelerin salınmasına neden olur. Allerjik hastalıkların belirtilerinden bu mediatörler sorumludur.</p>
<p>Allerjik hastalıklar, allerjenle mast hücresi yüzeyindeki antikorların buluşma yerlerine göre farklı hastalıklar olarak karşımıza çıkar. Meselâ, bu buluşma burun zarında oluyorsa saman nezlesi, bronşlarda ise astım ve derimizde ise egzema görülür.</p>
<p>Vücudun tümünü ilgilendiren yaygın allerjik reaksiyonlara ise anafilaksi veya allerjik şok ismi verilir.</p>
<p>Alerjik hastalıklar neden artıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar, bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen infeksiyonların büyük önemi vardır. Dünyaya allerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri infeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrenirler. Bağışıklık sistemi bu infeksiyonlar sayesinde güçlenir. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az infeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemleri yeteri kadar mikropla karşılaşamadığından, allerjiye daha yatkın olurlar.</p>
<p>Gerçektende, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve allerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok infeksiyon geçirmeleriyle açıklanmaktadır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksektir. Araştırmacılar, çocukluk çağında geçirilen ve astıma karşı koruyuculuk sağlayan infeksiyonları şöyle sıralıyorlar:</p>
<p>Kızamık Kızamıkcık</p>
<p>Suçiçeği Kabakulak</p>
<p>A tipi hepatit Nezle</p>
<p>Astım Allerjiler</p>
<p>köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülmektedir. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olmakta ve allerjiye yatkınlık azalmaktadır.</p>
<p>Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması da astım riskini artıran bir faktördür. Çocuklara boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye hemen antibiyotik verilmesi gereksiz olduğu gibi zararlıdır da.</p>
<p>ALERJİK REAKSİYONLAR</p>
<p>Besinlere, ilaçlara, böcek zehirlerine.. karşı gelişen tabloları allerjik hastalık değil, allerjik reaksiyon olarak değerlendirmek daha doğrudur, çünkü allerjenle karşılaşılmadığı sürece bu kişilerde her hangi bir hastalık belirtisi görülmez. Oysa, ev tozu akarlarına karşı allerjik olan bir astımlı sadece bu allerjenlerle karşılaştığında değil, başka bir çok nedenle de (soğuk hava, egzersiz, nezle, grip gibi viral infeksiyonlar..) astım krizlerine girerler.</p>
<p>SİGARA</p>
<p>Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle de hayatın ilk yılında çok daha fazla görülür.</p>
<p>Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik bir hastalığı olması durumunda 4 kere daha fazla olmaktadır.</p>
<p>Gebelikleri süresince sigara içen annelerin bebeklerinin doğumdaki solunum fonksiyonlarının daha kötü olduğu saptanmıştır. Annesi sigara içen bebeklerin kordon kanında IgE düzeyleri yüksektir ve alerjik hastalık riski artmıştır. İki ayrı çalışmada da, günde 10 veya daha fazla sigara içilmesinin 12 yaşından önceki astım riskini 2,5 kat artırdığı ve egzamalı çocukların sigara dumanına maruz kalmalarının astım riskini yükselttiği belirlenmiştir.</p>
<p>YAZ TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ</p>
<p>Astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda yaz tipi hava kirliliği daha önemlidir. Yaz tipi hava kirliliğinin esas kaynağı yoğun trafiktir. Motorlu araçların egzoz gazlarından çıkan petrol yanma ürünlerine güneş ışınlarının etkisiyle başta ozon olmak üzere çeşitli azot oksitleri meydana gelir. Oksidanlar, yani ozon ve azot oksitleri, solunum yolları için adeta zehir etkisi yaratır. Bunların, baş ağrısı, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı ve hapşırma gibi tahriş edici etkileri hemen herkeste görülür.</p>
<p>Oksidanlar, solunum yollarını döşeyen hücreler üzerine de çok zararlı ve hasar oluşturucu etkiler yaparlar.</p>
<p>Araştırmalar, oksidan ismi verilen maddelerin başta astım ve saman nezlesi olmak üzere alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında çok önemli etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oksidanlar, ayrıca astımı ve bronşiti olanlarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına da yol açarlar.</p>
<p>BESLENME VE ALERJİ</p>
<p>Diyet ile alerjiler arasında çok yakın bir ilişki vardır. Son yıllarda, bazı yağ asitlerinin fazla tüketilmesinin, astım ve alerjilerin gelişiminde bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık omega-3 yağ asitlerinin allerjik hastalıkların gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. İçinde balık yağı bulunan diyetlerin astıma karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair iddialar vardır. Margarinde bulunan trans yağ asitleri tüketimi ile alerji belirtilerinin sıklığı da ilişkili bulunmuştur. Birçok araştırmada, az miktarda C vitamini alanlarda akciğer fonksiyonlarında azalma olduğu, ayrıca kış boyunca taze meyve tüketimi ile astım semptomları arasında ters bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Aşırı tuz tüketiminin, özellikle erkeklerde astımdan ölüm oranlarını artıran bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür. Alkolün alerji ve astım belirtilerini tetikleyen bir faktör olduğu eskiden beri bilinir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi nedir?</p>
<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan alerjik hastalıkların yeni yeni tanınan türlerinden biri de egzersiz alerjisidir. Egzersiz alerjisi, ciltteki hafif kızarma ve kabartılardan karın ağrısı, bulantı ve kusmaya, astım krizinden anaflaksiye kadar çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Jogging (yavaş koşu), tenis, futbol, bisiklet, kayak ve hatta aerobik gibi birçok spor egzersiz türü alerjiye neden olabilmektedir.</p>
<p>RİSK FAKTÖRLERİ</p>
<p>Yemek yedikten veya bir ilaç alındıktan sonra yapılan egzersizlerde alerji ihtimali daha fazladır. Bu yiyecek, kişinin evvelden beri alerjik olduğu bilinen bir madde olabileceği gibi, herhangi bir besin maddesi de olabilir. Egzersiz alerjisine neden olabilen yiyeceklerin başlıcaları, karides, istiridye.. gibi deniz hayvanları, şeftali, üzüm, kereviz, elmadır. İlaçlar içinde aspirin, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları ile bazı antibiyotiklerin riski daha fazladır.</p>
<p>Yine egzersizden önce alkol veya kafein (kola, kahve, çikolata&#8230;) alınmış olması ve egzersizin fazla sıcak ve nemli ya da çok soğuk ve kirli havada yapılmış olması da riskli bulunmuştur. Bazı kişilerde yağmur altında yapılan egzersizler suçlanmıştır. Adet dönemindeki hanımlarda da egzersiz alerjisi ihtimali daha fazladır. Egzersiz alerjisi riskinin en düşük olduğu spor yüzmedir.</p>
<p>BELİRTİLERİ</p>
<p>Egzersiz alerjisi tipik olarak bazı öncü belirtilerle başlar. Bunlar, yaygın sıcaklık ve kaşıntı hissi, yorgunluk ve ciddin kızarmasıdır. Daha sonra ürtiker (kurdeşen) diye isimlendirilen, 1-2 cm boyutlarında kaşıntılı kabarıklar ortaya çıkar. Cilt altı dokusunun şişmesi özellikle yüzde, avuç içi ve ayak tabanında belirgindir. Birçok hastada tansiyon düşüklüğü ile beraber şuur ile ilgili bozukluklar da görülür. Karında kramp şeklinde ağrılar ile bulantı ve kusma da meydana gelir. Baş ağrısı hem çok sık rastlanan ve hem de üç gün kadar devam eden en inatçı belirtilerdendir. Egzersiz alerjisinin belirtileri genellikle 2 saat içinde azalmaya başlar, fakat bazen 12 saat sürdüğü de olur.</p>
<p>EGZERSİZ ALERJİSİNİN ÖNLENMESİ</p>
<p>Egzersizle ilgili olarak sadece deri belirtileri gösteren hastaların, efordan önce antihistaminik ilaç almalarının yararı olabilir, ancak bunların her zaman tam etkili olması beklenmemelidir.</p>
<p>Egzersizden 4 saat öncesine kadar yemek yenilmemeli ve hiçbir ilaç da alınmamalıdır.</p>
<p>Ağır egzersizden önce, ısınma hareketleri yapılmalıdır.</p>
<p>Çok sıcak ve nemli ya da soğuk ve kirli havada egzersizden kaçınılmalıdır. Soğuk havada yapılacak egzersizlerde ağız ve burnun bir maske ile kapatılması işe yarayabilir.</p>
<p>Ağır egzersizler birden kesilmemeli, vücudun soğuması için egzersiz 10-15 dakika içinde yavaş yavaş bitirilmelidir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olan kişiler yalnız başlarına egzersiz yapmamalıdır.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olanlar, egzersizden 10-15 dakika önce nefes açıcı spreylerinden kullanmalıdır.</p>
<p>Egzersiz sırasında öncü belirtiler ortaya çıkar çıkmaz egzersize son verilmeli ve derhal nefes açıcı spreyler alınmalıdır.</p>
<p>Alerjinin en korkulanı: Anaflaksi</p>
<p>Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü&#8230;’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.</p>
<p>Anaflaksinin sebepleri</p>
<p>Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:</p>
<p>İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler&#8230;)</p>
<p>Serumlar ve aşılar</p>
<p>Kan ve kan ürünleri</p>
<p>Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri&#8230;)</p>
<p>Yiyeceklere konan katkı maddeleri</p>
<p>Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)</p>
<p>Renklendiriciler (Tartrazin)</p>
<p>Tat vericiler (Glutamat)</p>
<p>Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk</p>
<p>Çeşitli maddeler: Lateks, sperm</p>
<p>Anaflaksinin belirtileri</p>
<p>Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.</p>
<p>Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!</p>
<p>Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.</p>
<p>TEHLİKE SİNYALLERİ</p>
<p>Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.</p>
<p>Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı&#8230; gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.</p>
<p>Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.</p>
<p>Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.</p>
<p>Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.</p>
<p>Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.</p>
<p>Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.</p>
<p>ANAFLAKSİ TEDAVİSİ</p>
<p>Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.</p>
<p>Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.</p>
<p>Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.</p>
<p>Hasta sıcak tutulur.</p>
<p>Mümkünse oksijen verilir.</p>
<p>Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.</p>
<p>Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.</p>
<p>Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.</p>
<p>Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.</p>
<p>ANAFLAKSİDEN KORUNMA</p>
<p>Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.</p>
<p>Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.</p>
<p>Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek&#8230;) uzak kalınmalıdır.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.</p>
<p>En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeki Çocuğa Nasıl Davranmalıyız?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/zeki-cocuga-nasil-davranmaliyiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/zeki-cocuga-nasil-davranmaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 18:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı çocuğa nasıl davranmalı]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[zeki çocuğa nasıl davranmalıyız]]></category>
		<category><![CDATA[zeki çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=779</guid>
		<description><![CDATA[Her anne babanın çocuğu hakkında büyük idealleri vardır. Normalden daha zeki ve farklı bir çocuğun ebeveyni olmak anne ve babaları oldukça mutlu eder. Anne ve babaların bu mutluluğu çocuklarının başarılarını ileri hayat aşamalarında görmeleri ile gittikçe artar. Yaşıtlarından daha farklı ve daha zeki olan çocuklar bebeklik döneminden itibaren kolaylıkla ayırt edilebilir. Anne ve babalar subjektif ve kendilerine göre değerlendirme yapmalarından dolayı çocuğun yaşına uygun davranışlarının bile ileri zeka işaretleri olduğunu zanndedebilirler. Çünkü anne ve babanın bu konuda beklentileri olması yanlış değerlendirme durumu oluşturmaktadır. Eğer var ise bu kapasitenin ortaya konması ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her anne babanın çocuğu hakkında büyük idealleri vardır. Normalden daha zeki ve farklı bir çocuğun ebeveyni olmak anne ve babaları oldukça mutlu eder<span id="more-779"></span>. Anne ve babaların bu mutluluğu çocuklarının başarılarını ileri hayat aşamalarında görmeleri ile gittikçe artar. Yaşıtlarından daha farklı ve daha zeki olan çocuklar bebeklik döneminden itibaren kolaylıkla ayırt edilebilir. Anne ve babalar subjektif ve kendilerine göre değerlendirme yapmalarından dolayı çocuğun yaşına uygun davranışlarının bile ileri zeka işaretleri olduğunu zanndedebilirler. Çünkü anne ve babanın bu konuda beklentileri olması yanlış değerlendirme durumu oluşturmaktadır. Eğer var ise bu kapasitenin ortaya konması ancak objektif gözlem ve gerek olursa testler ile mümkün olabilecektir.</p>
<p>Çocuğun gerçekten normalden daha zeki olma durumu tespit edildiği zaman çocuğa daha uygun yaklaşımın sergilenmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım ona farklı davranmak şeklinde algılanmamalıdır. Genelde anne ve babaların düştükleri büyük hataların başında gerek olmadan çocuklarına zeka testi yaptırmak istemeleridir . Bu durumun iki farklı yönden zararları olabilmektedir; Birincisi eğer çocuğun zeka seviyesi gerçekten anlamlı derecede yüksek ise anne ve babaların bu çocuğa karşı davranışları değişmekte veya bilinçdışı olarak çocuklarına farklı davranmaktadırlar. Bu durum çocukta davranış problemlerini çok sık bir şekilde oluşturmaktadır. Anne babalar farkında olmadan çocuklarına karşı aşırı ilgili , aşırı hoşgörülü veya aşırı beklenti içerisinde davranabilmektedirler. Bütün bunlarda çocuklarda ciddi davranış problemlerinin oluşmasına ve psikolojik olarak sıkıntı duymalarına neden olmaktadır. Gereksiz zeka testi ölçümünün ikinci önemli sakıncası ise anne ve babalar beklentilerinden düşük bir skor çıkarsa hayal kırıklığına uğramakta ve çocuklarına karşı beklentilerinin aşırı azalması ile çocuklarına karşı davranışlarını değiştirmektedirler. Bu durumdan yine çocuklar negatif yönde etkilenmektedirler. Bu dengeyi sağlayan yani çocuğuna zeka testi yaptırıp ona karşı davranışlarını değiştirmeyen anne ve babaların sayısı son derece azdır. Anne babalar ben davranışımı değiştirmem dese de maalesef bilinçdışı davranışlar değişmektedir.</p>
<p>Normalden daha zeki çocuk olduğu bazı çocukların yüzüne karşı sık sık söylendiğinde veya bu konu üzerinde sık sık durulduğu durumlarda bir kısım çocuklar &#8221;nasıl olsa ben zekiyim&#8221; diye , aşırı kendine güvenden dolayı yapması gereken görevleri ve okul ödevlerini hafife almakta , ders çalışmamakta ve bunun sonucunda olacak başarısızlıklardan çocuklar ve aileleri çok kötü bir şekilde etkilenmektedirler. Bu nedenden dolayı çocukların başarıları &#8221;zeki çocuk&#8221; , &#8221;akıllı çocuk&#8221; diye belirtilmeli ama bu konuda çok sık vurgulama yapmaktan kaçınılmalıdır.</p>
<p>Normalden daha zeki çocuklardan anne ve babaların veyahut çevrenin ciddi beklentileri olabilmektedir. Bu bekelentiler çok aşırı olur , her ortamda vurgulanır ve sık sık üzerinde durulursa çocukta bu beklentiye ulaşmak veya şu anda bulunduğu başarı seviyesini korumak için ciddi anlamda kaygı belirtileri zamanla oluşacaktır. Bu kaygı durumu çocuğa uzun vadede önemli sıkıntılar verecek ve çocuğun normal ruhsal gelişimini bozacaktır. Normalden zeki çocuk belli bir başarıyı elde edecektir ama bunun uygun bir şekilde devam ettirilmesi anne babanın olumlu ve istikrarlı tutumu ile mümkün olacaktır.</p>
<p>Normalden daha zeki çocuklara nasıl bir ortam hazırlanmalı? şeklinde anne ve babalar sık sık sormaktadırlar . Bazı anne ve babalar çocuğun bu kapasitesini artırmak düşüncesiyle çok erken yaşlarda okuma ve yazmayı öğretmek veya sayıları öğretmek gibi anlamsız müdahalelere girişmektedirler. Unutulmamalıdır ki çocuğun çok erken yaşta bu şekilde okuma ve yazmayı öğrenmesi veya buna benzer yaşından önce bazı aşamalara zorlanması çocuğun ileride yakalayacağı normal ve sağlıklı bir başarıyı da engelleyecektir. Bu konuda anne ve babalar bu türlü yanlışa düşmeyerek çocuğun hayatın her evresini dolu dolu yaşamasını sağlamaları uygun olacaktır. Yapılan bilimsel çalışmalarda erken okuma yazmayı öğrenen çocuklar ile vaktinde okuma yazmayı öğrenen çocuklar arasında ilerleyen yıllar içerisinde okul başarısı olarak anlamlı bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Anne ve babalar normalden daha zeki çocuğa ellerindeki imkanları kullanarak yapabildiği uygun faaliyetleri yaptırmaları , yeterince vakit ayırmaları ,ince ve kaba motor becerileri artırmak açısından uygulama yapmaları , onun için uygun arkadaş ortamı hazırlamaları ,onun hayat aşamalarını dolu dolu yaşamasını sağlamaları, çocuğun kabiliyetleri ve kapasitesi ölçüsünde ona görevler vermeleri , onun psikososyal stres faktörlerinden korunmasını sağlamaları , ona çok farklı ve sıra dışı olarak davranmamaları , zamanı geldiğinde uygun bir okula göndermeleri ve öğretmenleri ile sıkı bir diyalog içerisinde olmaları, çocuk konusunda yönlendirme ve uygun ortam hazırlama konusunda zorlandıklarını hissettikleri zaman bir uzmana başvurmaları tavsiye edilmektedir.</p>
<p>Normalden daha zeki çocuk nasıl belli olur? şeklinde anne babaların kafasında soru işereti olabilir. Bu konuda genel belirti çocuğun yaşından daha büyük faaliyet ve aşamaları bulunduğu yaşta yapabilmesi şeklindedir . Ama bunun istisnaları olabilir . Ek olarak çocuğun anlama , algılama , kavrama , organize etme , problem çözme , sosyal uyum , olayların gidişatını tahmin etme , işlevsellik olarak yaşıtlarına oran ile daha ileride olması da çocuğun normalden daha zeki olduğunun göstergesidir. Genelde çocuğun kapasitesini ortaya koymasına negatif bir etken yok ise ( tıbbi bir hastalık , psikiyatrik bir sorun ) çocuklar yaşıtlarından kolaylıkla ayırt edilir. Baskılanmış , depresif , stres altındaki çocuklar kapasitelerini tam ortaya koyamadıkları için normalden daha zeki oldukları halde kapasite olarak son derece yetersizmiş gibi görülebilir . Bu durumda çocuğun yukarıda bahsedilen nedenlerden dolayı çocuğun kapasitesini ortaya koyması zorlaşır.</p>
<p>Normalden daha zeki çocuklar sıradan okullara gitmeli mi yoksa farklı bir okul gerekli mi diye sorular da anne babalardan gelebilmektedir. Bu konuda çocukları izole hale getirip diğer çocuklardan belli ölçüde soyutlamanın avantajları ve dezavantajları vardır. Çocuğu yönlendirebilecek ilgili ve uygun yaklaşımı olan bir öğretmenin olması ile çocuğun normal okula gitmesi ile çok ciddi anlamda kaybı olmamaktadır. Bu konuda çocuğu çok profesyonel anlamda yönlendirebilecek okulların olmadığı Türkiye açısından önemli bir gerçektir. Burada hemen şunu da belirtelim ki çocuk için Türkiye&#8217;de mevcut olan imkanlar kullanıldığında , ailenin ve çevreinin tutumları uygun olduğunda ,çocukların kapasitelerinin açığa çıkarılması ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi açısından çok önemli bir sorun olmayacaktır. Bazı ailelerin yurt dışındaki arayışları ise avantaj ve dezavantajları açısından kişiye özel değerlendirilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/zeki-cocuga-nasil-davranmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anaokullarında Ve Evde Çocukların Oynayacakları Organik Oyuncaklar</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/anaokullarinda-ve-evde-cocuklarin-oynayacaklari-organik-oyuncaklar-ve-resimleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/anaokullarinda-ve-evde-cocuklarin-oynayacaklari-organik-oyuncaklar-ve-resimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 10:35:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[anaokullarında oynatılalan oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[evde oynatılacak oyuncaklar]]></category>
		<category><![CDATA[nevatoys]]></category>
		<category><![CDATA[organik oyuncak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=660</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarımız hepimiz için dünyanın en önemli varlıklarıdır.Bunun için çocuklara oyuncak alırken birçok ayrıntıyı gözden geçirmek gerekir.En önemliside çocukların oyuncakları oynarken kendilerine zarar verecek kimyasal maddelerden olmamasına dikkat etmemiz gerektiği  hepimiz biliyoruz.Ama diğer oyuncaklar ucuz diye çocuklarımızın sağlığını tehlikeye attığımızı biliyormuyuz acaba?Bütün oyuncakcılarda çin malı adı altında 2 ve 10 tl ye kadar ucuz oyuncak bulabileceğimizi biliyoruz.Şimdi organik oyuncaklar çıktı ve yüzde yüz türk malı!İçinde çocukların sağlığını tehtit edecek hiçbir madde olmayan ve tamamen çocuklar için üretilen oyuncaklar var .NEVATOYS bunların başında geliyor ve fiyatlarıda çok uygun. Unutmayalımki bir çantaya 300 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarımız hepimiz için dünyanın en önemli varlıklarıdır.Bunun için çocuklara oyuncak alırken birçok ayrıntıyı gözden geçirmek gerekir.En önemliside çocukların oyuncakları oynarken kendilerine zarar verecek kimyasal maddelerden olmamasına dikkat etmemiz gerektiği  hepimiz biliyoruz<span id="more-660"></span>.Ama diğer oyuncaklar ucuz diye çocuklarımızın sağlığını tehlikeye attığımızı biliyormuyuz acaba?Bütün oyuncakcılarda çin malı adı altında 2 ve 10 tl ye kadar ucuz oyuncak bulabileceğimizi biliyoruz.Şimdi organik oyuncaklar çıktı ve yüzde yüz türk malı!İçinde çocukların sağlığını tehtit edecek hiçbir madde olmayan ve tamamen çocuklar için üretilen oyuncaklar var .NEVATOYS bunların başında geliyor ve fiyatlarıda çok uygun. Unutmayalımki bir çantaya 300 tl verirken nasıl acımıyorsak çocuklarımız bizlerin en önemli varlıkları onlara oyuncak alırkende üçün beşin hesabını yapmamamız gerektiğini unutmayalım!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/anaokullarinda-ve-evde-cocuklarin-oynayacaklari-organik-oyuncaklar-ve-resimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
