<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/hastaliklar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Sep 2010 13:05:44 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Fenalık Duygusunun Sebepleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[fenalık]]></category>
		<category><![CDATA[fenalık duygusunun sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=982</guid>
		<description><![CDATA[Nedenleri Fenalık duygusunun başlıca nedeni beyne yeterli kan gitmemesidir. Kandaki oksijenden yoksun kalan beyin, düzgün çalışamaz. Kalbin güçlü ve düzenli atışları normal koşullarda, kanın yerçekimine karşın beyne ulaşmasını sağlar. Ancak, herhangi bir bozukluktan ötürü kan basıncı düşerse, fenalık belirtileri ortaya çıkar. Fenalık geçiren kişi yere düşer, beden yatay konumuna geçince kan kolayca beyne gideceği için de normale döner. Bayılma sürecinde birbirini izleyen olayların sırası, fenalığa yol açan etkene göre değişir. Söz gelimi, kötü bir olay görmenin yarattığı şok, kötü bir haber ya da şiddetli bir ağrı fenalık duygusuna, hatta bayılmaya yol ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nedenleri Fenalık duygusunun başlıca nedeni beyne yeterli kan gitmemesidir. Kandaki oksijenden yoksun kalan beyin, düzgün çalışamaz. Kalbin güçlü ve düzenli atışları normal koşullarda, kanın yerçekimine karşın beyne ulaşmasını sağlar. Ancak, herhangi bir bozukluktan ötürü kan basıncı düşerse, fenalık belirtileri ortaya çıkar. Fenalık geçiren kişi yere düşer, beden yatay konumuna geçince kan kolayca beyne gideceği için de normale döner. Bayılma sürecinde birbirini izleyen olayların sırası, fenalığa yol açan etkene göre değişir. <span id="more-982"></span>Söz gelimi, kötü bir olay görmenin yarattığı şok, kötü bir haber ya da şiddetli bir ağrı fenalık duygusuna, hatta bayılmaya yol açabilir. Bu durumda beyin kalbi, akciğerleri ve mideyi etkileyen vagus sinirine bir mesaj iletir. Vagus, kalbin atışını yavaşlatır, atış şiddetini azaltır, bulantıya neden olur ve karın bölgesindeki damarları genişletir. Böylece karın bölgesinde biriken kan, beyne yeterli oranda gitmediğinden fenalık geçirmeye, bayılmaya neden olur. Uzun zaman ayakta duranlarda kan, bacaklarda birikmeye başlar, kalp bedenin üst bölümüne kan pompalamakta güçlük çeker. Uzun süre ayakta durması gerekenlerin fenalık duygusunu önlemelerinin en iyi yolu, ayak ve bacaklarını yavaş yavaş hareket ettirerek kanı yukarıya, yerçekimine karşı ilerlemeye zorlamaktır. Uzun zaman oturan ya da yatanlar da ayağa kalktıklarında fenalaşabilirler. Bunun nedeni, damarların bedenin apansız hareketine ayak uyduramayıp kan basıncını bir anda yükseltememesidir. Karında, kolda ve bacaklarda biriken kan, beyne, fenalık geçirmeyi önleyecek kadar çabuk ulaşamaz. Kan basıncını bedenin duruşundaki değişikliklere göre ayarlamak, boyunda yer alan ve &#8220;karotis sinüsü&#8221; olarak bilinen sinir grubunun görevidir. Kansızlık, sıcak ve sıkışık bir odada bulunmak, hava yoğunluğunun düşük olduğu yüksekliklere çıkmak gibi kandaki oksijenin azalmasına yol açan nedenler de fenalık duygusu yaratabilir. Bu durumlarda neden, beyne yeterli kan gitmemesi değil, giden kanın yeterli oranda oksijen içermemesidir. Sabah kahvaltı etmeden aceleyle evden çıkna birçok kişi, bayılmasa bile fenalık duyar. Bu, kan basıncının düşmesine yol açan ruhsal baskı ile kanda yeterli besin maddesi bulunmamasının ortak sonucudur. Bu yüzden sabahları hafif bir kahvaltı yararlı olur. Ayrıca çok fazla sigara, çay ve kahve de vagus sinirini uyararak fenalık duygusuna yol açar. Kalp hastalıkları fenalığa yol açmaz, ama orta yaşlıların damarlarındaki arteriosklerozdan ötürü daralma yüzünden beyne yeterli kan gitmemesi kendini senkop ile belli edebilir. Fenalık duygusu gebeliğin ilk aylarında sık görülür. Bunun nedeni kandaki hormonların, özellikle progesteronun damarlardaki kasları gevşetmesidir. Damarların genişlemesiyle kan basıncı düşer, kan bedenin alt kısmında birikir. Gebeliğin ilk aylarında görülen bir başka fenalık geçirme nedeni de kanın gelişen dölütün besin ve oksijen gereksinimini karşılamak için rahimde birikmesinden ötürü beyne yeterli oranda gitmemesidir. Gebelik ilerledikçe dolaşımdaki kan hacmi artacağından, sorun kendiliğinden çözüme kavuşur. Vagus siniri ile kan damarları arasındaki bağlantıları aşırı duyarlı olan kişiler daha kolay fenalık geçirirler. Bu insanların fenalığa yol açtığını bildikleri etkenlerden uzak durmaları yerinde olur. Genç kızların fenalaşıp bayılmaları anneleri üzer. Oysa bu tür bayılmalar, genellikle büyümenin psikolojik etkisi, âdetlerin başlamasından ötürü gelişen hafif kansızlık ve hızlı büyümenin ortak etkisi sonucudur. Anne kaygı duyuyorsa, kızının bol protein ve demir içeren karaciğer ve ıspanak gibi besinler almasına özen göstermelidir. Ancak, fenalık sık sık yinelerse doktora danışmak yerinde olur. Sorunun temelinde daha önemli bir psikolojik etken yatabilir. Ergenlik çağındaki kızlarda toplu halde bayılma eğilimleri de görülür. Yapılan ayrıntılı araştırmalara karşın hiçbir hastalık ve bozukluk etkeni saptanmayan bu tür olaylar, bir tür kitle histerisinin sonucu olarak tanımlanır. Uzun boylular çok ayakta durduklarında kısa boylulara göre daha kolay fenalık duyarlar. Bunun nedeni, kanın bacaklardan beyne ulaşmak için aşması gereken yolun daha uzun olmasıdır. Fenalık duygusu ve buna bağlı olarak bayılma, altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğinden, uzun sürüyor ve geçmiyorsa üzerinde durulmalı, tedavi edilmelidir.</p>
<p>Belirtiler Fenalık duygusu tıpta &#8220;senkop&#8221; diye adlandırılan bayılma, baş dönmesi, bitkinlik, bulantı ve bazen de kusmayla ortaya çıkan bilinç yitimidir. Fenalık duyan ve bayılmak üzere olan kişinin rengi solar, terler, sık ve yüzeysel soluk almaya başlar. Bu değişiklikler dışarıdan fark edilir ve fenalık geçiren kişi yatırılırsa, başına kan gideceğinden birkaç dakika içinde kendine gelir.</p>
<p>Tedavi Fenalık duyduğunuzda kanın başa gitmesi için yatılmalı ya da başı eğip dizlerin arasına sokarak oturulmalıdır. Birisinin fenalık geçirdiğini gördüğünüz zaman ise onu yatırın ve en az beş dakika kalkmasına izin vermeyin. Kendini iyi hissedip kalkanlar yeniden fenalık geçirerek düşüp yaralanabilirler. Fenalaşan kişinin boynunu ve belini sıkan giysileri gevşetin. Alnına soğuk suya batırılmış bir bez koyun. Hasta kendine gelince birkaç yudum soğuk su içirin. Bir yerinin kırıldığından kuşkulanıyorsanız ya da fenalığa yol açan etken şiddetli ağrı, ciddi bir yanık ya da kanama ise, zaman yitirmeden doktora başvurun. Fenalık ile birlikte kusma ve ishal de varsa, büyük olasılıkla bağırsak enfeksiyonu geçirdiğinden, hastanın yatarak dinlenmesine ve yalnız sıvı besinler almasına özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hperaktifmi Çoçuğunuz Acaba?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[hperaktif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=975</guid>
		<description><![CDATA[Hiperaktiflik birtakım ruhsal sorunları olan kişilerde  görülebilecek belirtilerden biridir. Beyin hasarlarıyla, sarayla, otizmle (aşırı içedönüklük) ve çocukluk şizofrenisiyle de bağlantılı olabilir. Ne var ki, birçok kişi için hiperaktiflik, öteki zihinsel bozukluklarla bağlantısı olmayan bir aşırı hareketlilik durumudur. Bu, hiperkinetik sendromdur; hiperaktifliğe göre daha enderdir ve çoğunlukla erkek çocuklarda görülür. Hiperaktif çocuk anne ve babasını çok uğraştırır. Aşırı hareketli olduğu kadar saldırgandır ve başka çocuklarla ilişki kurmakta güçlük çeker. Yıkıcı olabilir; bir şeyi yapması önlendiğinde birden öfke nöbetine tutulabilir. Ama hiperaktif çocukların ruh halleri çok çabuk değişir; öfke ve saldırganlığı birden hoşnutluk ya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiperaktiflik birtakım ruhsal sorunları olan kişilerde  görülebilecek belirtilerden biridir. Beyin hasarlarıyla, sarayla, otizmle (aşırı içedönüklük) ve çocukluk şizofrenisiyle de bağlantılı olabilir. Ne var ki, birçok kişi için hiperaktiflik, öteki zihinsel bozukluklarla bağlantısı olmayan bir aşırı hareketlilik durumudur. Bu, hiperkinetik sendromdur; hiperaktifliğe göre daha enderdir ve çoğunlukla erkek çocuklarda görülür. Hiperaktif çocuk anne ve babasını çok uğraştırır. <span id="more-975"></span>Aşırı hareketli olduğu kadar saldırgandır ve başka çocuklarla ilişki kurmakta güçlük çeker. Yıkıcı olabilir; bir şeyi yapması önlendiğinde birden öfke nöbetine tutulabilir. Ama hiperaktif çocukların ruh halleri çok çabuk değişir; öfke ve saldırganlığı birden hoşnutluk ya da keder izleyebilir. İlgisini bir konu üzerinde yoğunlaştıramadığından okulda başarılı olamaz, öğrenmekte güçlük çeker.</p>
<p>Nedenleri Aşırı hareketliliğin nedeni, otizm gibi bir zihinsel bozukluk olabilir; başka belirtilerle birlikte ya da hiperkinetik sendromda olduğu gibi tek başına görülebilir. Hiperaktifliğin nedenleri konusunda görüş ayrılıkları vardır. Organik bir beyin bozukluğuna ya da kalıtsal bir nedene bağlı olduğunu düşünenler vardır. Bazı uzmanlar ise bunun bir aile içi sorunu olduğuna inanmakta ve ailenin tümünü, aile içi ilişkileri gözden geçirip neyin hiperaktifliğe yol açtığını gördükten sonra tedavinin gerçekleştirilebileceğini ileri sürmektedirler.</p>
<p>Belirtiler Hiperaktif çocukların çoğu bebekken de aşırı hareketlidirler ama yürümeye başladıkları dönemde belirtiler iyice belirginleşir. Anne &#8211; babalar çocuktaki sürekli koşuşturma halini bu dönemde fark ederler. Ana belirti, ilgiyi ve dikkati toplayamama (konsantrasyon yetersizliği) ile dikkat süresinin kısalığıdır. Çoğunda zekâ ortalaması düşüktür; geç konuşurlar. Yıkıcı olmadıkları zamanlarda sakar ve beceriksizdirler. Ruh hallerindeki değişmeler şaşırtıcı derecede hızlıdır. Hiperaktif çocuk başka çocuklarla iyi geçinemez. Oyunlara ilgisini sürdüremez ve çok çabuk saldırganlaşır. Okulda da hiperaktifliği sürer. Okuma &#8211; yazma öğrenmesi güçtür ve genellikle kavrama sorunları olur: Sözgelimi sağ &#8211; sol ayrımını, biçimler arasındaki ilişkileri çok zor anlar. Anne &#8211; babaları en çok üzen, bu çocukların kendi kendilerine zarar verebilmeleridir. Hiperaktif çocuklar düşünmeden birden bire hareket ederler; yani aniden pencereden aşağı atlayabilir ya da caddeye fırlayabilirler. Saldırganlıklarıyla başka çocuklara zarar verebileceklerinden dikkatle izlenmeleri gerekir. Ailede bir bebek varsa, o da tehlikededir; özellikle anne &#8211; babanın ilgisini bebeğe yöneltmesini kıskanan hiperaktif çocuk bebeği incitebilir. Bir başka tehlike de anne &#8211; babanın günden güne hoşgörülerini yitirmeleri ve aile içi ilişkilerin bozulmasıdır. Oysa hiperaktif çocuğun cezaya değil, sabır ve sevgiye gereksinimi vardır. Evde kendisine ne kadar güven duygusu verilirse, öteki çocuklar ve okulla ilgili sorunlarının yarattığı toplumsal baskılarla o kadar iyi baş eder.</p>
<p>Tedavi Hiperaktiflik ilaçla tedavi edilebilmektedir. Bazı vakalarda sakinleştiriciler iyi sonuç vermektedir. Amfetanin grubu ilaçlar ise, yetişkinlerde uyarıcı etki yapmalarına karşın bu tür çocuklarda sakinleştirici olarak kullanılmaktadır. Aynı biçimde, yetişkinleri uyaran kahve de hiperaktif çocuğu sakinleştirebilmektedir. İlaç tedavisi hekim tarafından sıkı biçimde denetlenerek uygulanır; yan etkiler göz önüne alınarak en iyisi bulununcaya kadar bir dizi ilaç denenebilir. Çocuğun dikkatini toplama ve sürdürme yeteneğini geliştirmek için davranış tedavisi uygulanır. Anksiyete varsa, giderilmesi için, çoğu zaman öteki aile bireylerini de kapsayan psikoterapi seansları yapılır. Anne &#8211; babalar bir uzmandan, hiperaktif çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmelidirler. Çocukların çoğu oldukça hareketli oldukları ve bu yüzden anne &#8211; babalarını yordukları bir dönem geçirirler. Bu durum hiperaktiflikle karıştırılmamalıdır. Hiperaktiflik genellikle bebeklikte başlar ve dikkat toplayamama gibi başka belirtilerle birlikte seyreder. Hiperaktif çocuk büyüdükçe sakinleşir ve çoğunlukla aşırı hareketliliği ergenlik çağında sona erer. Ama bu dönemde de aşırı hareketliliğin yerini, hareketsizlik ve uyuşukluk alabilir. Bu kez de canlılık kazanmaları için yardım görmeleri gerekir. Arkadaşlık edememe, toplumdışı kalma ve öğrenme güçlüğü varlığını sürdürür ve özel eğitim gerekebilir. Birçok anne &#8211; baba çocuğun aşırı hareketliliği bitince rahatlar ve sorunlarının bittiğini sanır. Oysa çocuğun sorunları sürmekte ve anne &#8211; babanın yardımı gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sinüzit Hastalığı</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda sinüzit hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı. Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı.<span id="more-917"></span> Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve bakterileri süpürüp yıkar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur. Sinüslerin; havayı ısıtarak akciğerlere ulaşmasını sağlamak, nemlendirmek ve insan sesinin tınısını ayarlamak gibi görevleri de vardır. Sinüs adı verilen bu yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına da sinüzit adı verilir. Sinüzit; çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir durum sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlarda şişme meydana gelerek sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemez ve mukus sinüsler içinde birikir. Bu da yüz bölgesinde basıncın artmasıyla ağrılara neden olmaktadır. Çocuk sinüzitleri, inatçı ve sık sık tekrarlayan bir hastalıktır. Küçük çocukların bağışıklık sistemleri tam gelişmemiş olduğundan burun, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Özellikle okul döneminde fazlasıyla karşılaşılmaktadır. Ayrıca kış aylarında ısıtıcıların yol açtığı kuru hava sinüs enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Çocuğun bulunduğu ortamda ideal nem oranını sağlayabilmek için, nemlendirici cihazlar kullanılabilir ya da ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar konabilir. Çoğunlukla nezle ve grip gibi sıradan üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben başlar. Eğer çocukta burun içerisinde geniz eti ve bazı yapısal başka etkenler de varsa sinüzit daha inatçı hale gelebilir. Sinüzit belirtileri: 10 günden fazla süren soğuk algınlığı Hafif ateş yükselmesi Burun tıkanıklığı Öksürük Uykuda horlama Geniz akıntısı Koyu kıvamlı yeşil ve sarı burun akıntısı Nefeste kötü koku Mide bulantısı ve kusma İştahsızlık Boğazda yanma Huzursuzluk Halsizlik Yanaklarda ağrı Gözlerin çevresinde şişme ve morluk Öne eğilmekle artan yüz ağrısı ve zonklama Kafada basınç hissi. Sinüzitin tanısı; KBB uzmanı bir doktor tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilerek konur. Muayene, özel ince endoskoplar kullanarak yapılır ve burnun içerisi ve geniz bölgesi detaylı şekilde incelenir. Çocukta sinüzit yeni başlamışsa; antibiyotik, burun spreyleri ve akıntı kesici ilaçlarla tedavi kısa sürede sonuç verir. Burada dikkat edilecek husus doktorun verdiği ilaçlar, tedavinin sonuna kadar kullanılmalıdır. Düzelme görüldüğünde özellikle antibiyotik tedavisi yarıda kesilmemelidir. Eğer çocuğun sinüzit problemi aylarca devam ediyor ve tekrarlıyorsa, yine bir KBB uzmanı tarafından değerlendirilmeli, sebeplerini araştırılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Kanamaları Ve Nedenleri?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 10:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=837</guid>
		<description><![CDATA[ 
Burun kanamaları yaş ve cins ayırımı  yapmadan tüm insanlarda görülebilmektedir. Burun kanamaları çoğunlukla olduğundan daha tehlikeli gibi görünür. Yine de nadir durumlarda hayati tehlike olabilir. Kanamalar nedenlerine göre, burun içi değişiklikler ve vücudun başka hastalıklarının (mikrobik hastalıklar, hipertansiyon, pıhtılaşma bozukluklari, kanser gibi kötü huylu hastalıklar) sonucu olmak üzere 2 ana gruba ayrıabilir. Basit bir burun karıştırması, ağır egzersizler, hafif soğuk algınlıkları alerjik rinit, burun travmalar), burun operasyonları, burun içi yabanca cisimler ve tümörler de kanama nedenleri arasındadır. Kanamaların yerine göre ise burun ön tarafı ve arka tarafı olmak üzere 2 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Burun kanamaları yaş ve cins ayırımı  yapmadan tüm insanlarda görülebilmektedir. Burun kanamaları çoğunlukla olduğundan daha tehlikeli gibi görünür<span id="more-837"></span>. Yine de nadir durumlarda hayati tehlike olabilir. Kanamalar nedenlerine göre, burun içi değişiklikler ve vücudun başka hastalıklarının (mikrobik hastalıklar, hipertansiyon, pıhtılaşma bozukluklari, kanser gibi kötü huylu hastalıklar) sonucu olmak üzere 2 ana gruba ayrıabilir. Basit bir burun karıştırması, ağır egzersizler, hafif soğuk algınlıkları alerjik rinit, burun travmalar), burun operasyonları, burun içi yabanca cisimler ve tümörler de kanama nedenleri arasındadır. Kanamaların yerine göre ise burun ön tarafı ve arka tarafı olmak üzere 2 gruba ayrılabilir. Burunun ön tarafından kaynaklanan kanamalar daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülürken burun arka bölümünden olan kanamalar, yaşlarda sık görülür. Burun arkasından olan kanamalar daha çok genize doğru akar ve şiddeti olma olasılğı yüksektir. Tansiyon kontrolü ve KBB uzmanı tarafından müdahale önerilir.</p>
<p>Bazen da yalancı burun kanamaları görülebilir. Bu tip kanamalarda kanayan yer burun olmadığı halde kan burundan gelmektedir. Bu durum yemek borusu damarlarının varislerindeki kanamaların yukarı taşması veya genizde yerleşmiş tümörlerin kanamalarında görülmektedir.Burun kanamaları, üst solunum yolları enfeksiyonlarının sık olduğu ve sıcaklık değişimlerinin fazla olduğu kıŞ aylarında daha çok görü!ür. Ancak sıcak ve kuru havalarım ağırlıkta olduğu dönemlerde de Sık görülebilir.</p>
<p>Sık kanamalara dikkat edelim!</p>
<p>Burun, kanlanması bol bir organdır. Burun kanamaları, birkaç damla ile kısa süren kanamalardan, ciddi boyutlarda, bol ve uzun kanamalara  kadar  geniş  bir  yelpaze içerisinde olabilirler. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir.</p>
<p>Burun kanamalarının birçok sebebi vardır. En Sık karşılaştığımız burun kanaması, burunun hemen girişinde bulunan yüzeyel damarların çatlaması ile oluşan kanamalardır. Bu kanamaların sebebi, &#8220;buruna darbe, hava kuruluğu, tansiyon yükselmesi, Sıcak ve kuru hava&#8221; gibidir. Bütün burun kanamalarının yakiaşık %90&#8242; bu tür kanamalardır. Bu durumda yapılacak şey, hastanın, burnunu soğuk su i!e temiz!emesi, burun içerisindeki pıhtıları sümkürmesi ve burun kanatlarının beş, on dakika iyice sıkılmasıdır. Hastanın yatırılması, yarar yerine zarar getirir. Yatırılacaksa bile baş yukarıda tutulmalıdır. Böyle bir müdahale i!e bu tür kanamalar çoğunlukla durur. Çatlayan damar iyileşene kadar kanamalar tekrarlayabilir. Kanamalar durmaz ve Sık olursa mutlaka bir kulak, burun, boğaz hekimince değerlendirilmelidir. Sık sık kanayarak kişinin yatağım; kirletiyor, iş yapmağa, araba kullanmasına engelliyorsa, burun tamponlanabilir, damarlar koterize edilebilir (yakılabilir).</p>
<p>Müdahale şart</p>
<p>Burun içerisinde, diğer damarlarda da çatlamalar olabilir ve daha şiddetli kanamalar görülebilir. Bu kanamalar, genellikle müdahale gerektirirler. Burun kanatlarını elle sıkmakla durmayacakları gibi daha geniş çaplı damar kanamadan oldukları için çok kan kaybına sebep olabilirler. Özelikle yaşlı insanlarda tansiyon yükselmesi ile oluşan kanamalar, damar çeperlerinin kireçlenmiş olmasından dolayı kolay kolay durmazlar. Kişinin hem tansiyonu hem de kanaması kontrol altıa alınmalıdır.Burun iltihapları, sinüzitler, nadir görülen burun tümörleri de kanamaya yol açabilirler, hatta bazen ilk bulgular. Kanamaya meyil yaratan bazı hastalıkar ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde de burun kanamalan görülebilir.</p>
<p>Burun  kanamaları  çoğunlukla  can SıkıCıdır, bazen korkutucu ve yaşama tehdit edici   boyuttadır.   Uzmanlar   burun kanamalarını iki gruba ayıraktadırlar;</p>
<p>Ön burun kanamaları:</p>
<p>Burnun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran ya da oturan kişide bir burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir.</p>
<p>Arka kanama:</p>
<p>Burun arkasından ve derinden olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.</p>
<p>Arka burun kanamalarının tanınması çok önemlidir. Bu kanama tipi oldukça şiddetlidir ve bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler ya da travma geçirmiş kişilerdir.</p>
<p>Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burunun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek yararlı olacaktır. Bu amaçla vaselin ve viks faydalı ilaçlardır. Günde üç defa kullanılması önerilir ancak gece yatmadan önce sürmek yeterlidir. Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin taydaşı vardır.</p>
<p>Siz ya da çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız;</p>
<p>o Burnun uçtaki yumuşak kısmım baş parma-ğınızla diğer iki parmağınız arasına alınız.</p>
<p>o Burnu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırınız.</p>
<p>o Beş dakika böyle bekleyiniz (Saat tütünüz).</p>
<p>o Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturunuz ya da başınız daha yukarıda uzanınız.</p>
<p>o Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz (Bir plastik torba içinde buz doldurarak).</p>
<p>Kanama durduktan sonra yeniden kanamayı önlemek</p>
<p>o Sümkürmemeye özen gösteriniz.</p>
<p>o Yerden ağır bir şey kaldırmak ya da buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız.</p>
<p>o Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarıda tutmaya çalışınız.</p>
<p>o Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürterek te-mizleyiniz.</p>
<p>o 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız (Otrivine, Burnil, Faral v.b.).</p>
<p>o Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız.</p>
<p>o Doktorunuzu arayınız</p>
<p>Tekrarlayan burun kanamalarının nedeni ne olabilir?</p>
<p>Burun kanamalarının bir çok nedeni vardır:</p>
<p>Genel (bütün vücudu ilgilendiren) nedenler arasında yüksek tansiyon ve kanın pıhtılaşma bozukluğuna neden olan hastalıklar (kan, karaciğer, böbrek hastalıkları gibi) başta gelir. Buruna ait nedenler arasında ise iltihaplanmalar (nezle, sinüzit gibi), burun dokusunun travması (darbeler, burun karıştırma gibi) ve tümörler sayılabilir.</p>
<p>Tekrarlayan burun kanamalarının da nedeni bunlardan biri olabilir. Bir sağlık kuru-muna müracaat edilmesin! gerektirecek derecede şiddetli burun kanaması geçiren ve tekrarlayan kanamaları olan bütün hastaların, kanama durduktan sonra ciddi bir neden olup olmadığının araştırılması için bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı tarafından-muoyene edilmesi gerekir</p>
<p>Doktoru ne zaman arayalım, ya da acil servise başvuralım!</p>
<p>o Eğer, kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa.</p>
<p>o Eğer, kanama çok hızlı ve kan kaybı miktarı çok fazla ise.</p>
<p>o Eğer, kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.</p>
<p>o Eğer, kanamanız burun önüne kanamadan çok, boğaz arkasına doğru oluyorsa.</p>
<p>Bu durumda kanamaya profesyonel yaklaşımda bulunulur. Uzman doktor tarafından çoğunlukla burun ön kısmına vazelini! bezlerle yapılacak tampon kanamayı durduracaktır. Kanama yeri görülebilirse &#8220;gümüş nitrat&#8221; veya &#8220;elektrokoter&#8221; cihazı ile damar yakılabi-lir. Burun arkasına olan kanamalarda ağız içerisinden damağın üst kısmına tampon uygulamak gerekebilir. Bütün bu işlemlere rağmen durmayan kanamalarda hastaya anestezi verilerek kanayan damar özel maddelerle tıkanabilir veya bağlanabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrek Ve Böbrek Taşı Hakkında Herşey Burada!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bobrek-ve-bobrek-tasi-hakkinda-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bobrek-ve-bobrek-tasi-hakkinda-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 10:09:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek taşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=833</guid>
		<description><![CDATA[Böbrekler fasulye şeklinde organlar olup,kaburgaların hemen altında ve belkemiğinin her iki yanında yer alır.Bu organların asıl görevi vücuttaki fazla suyu ve artık maddeleri idrar şeklinde dışarı atmaktır.Bu işlevi sonunda kandaki bazı dengeleri sabit şekilde tutmayı sağlarlar.
Böbrekle mesane arasında yer alan ve idrarı mesaneye taşıyan tüp şeklindeki organlara da Ureter denir.Yaklaşık 22-25 cm uzunluğundadır. Mesane ise karnın alt kısmında yer alır ve idrarın depolanmasına yarar.Tıpkı bir balon gibi elastikliği sayesinde genişleyerek bu işlevini yerine getirir.Burada depolanan idrar Uretra yolu ile vücut dışına atılır.
Esas olarak böbrek taşı , idrar içinde çöken kristallerin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Böbrekler fasulye şeklinde organlar olup,kaburgaların hemen altında ve belkemiğinin her iki yanında yer alır.Bu organların asıl görevi vücuttaki fazla suyu ve artık maddeleri idrar şeklinde dışarı atmaktır<span id="more-833"></span>.Bu işlevi sonunda kandaki bazı dengeleri sabit şekilde tutmayı sağlarlar.<br />
Böbrekle mesane arasında yer alan ve idrarı mesaneye taşıyan tüp şeklindeki organlara da Ureter denir.Yaklaşık 22-25 cm uzunluğundadır. Mesane ise karnın alt kısmında yer alır ve idrarın depolanmasına yarar.Tıpkı bir balon gibi elastikliği sayesinde genişleyerek bu işlevini yerine getirir.Burada depolanan idrar Uretra yolu ile vücut dışına atılır.<br />
Esas olarak böbrek taşı , idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluşur.Normalde idrar içinde bu kristalleşmeyi ve çökmeyi engelleyen ve İnhibitör denilen maddeler vardır.Bu inhibitörler her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve bu da taş oluşumuna yol açar. Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan bu kristaller ve kumlar yeteri kadar küçükse idrar yollarına takılmadan ve de herhangi bir probleme yol açmadan düşerler. Böbrek taşları kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin kombinasyonundan oluşmuştur.Ençok görülen taş tipi kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır.Bu maddeler bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar.<br />
Ayrıca kemik ve kas yapılarının önemli birer yapıtaşıdırlar. Ürolithiasis tibbi bir terim olup üriner sistemin herhangi bir yerinde taş olduğunu ifade etmek için kullanılır.Diğer terimler olan idrar yolları taşı ve nefrolithiasis aynı amaç için kullanılır.Doktorlar bu terimleri genellikle taşın yerini tanımlamak için kullanırlar.<br />
Böbrek taşları ile safra kesesi taşlarının bir bağlantısı ve ilgisi yoktur.Bunlar vücudun farklı sistemlerinde oluşmuş taşlardır.</p>
<p>Net olarak bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Amerika Birleşik Devletlerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde son 20 yıldır taş hastaları sayısında artış vardır. Beyaz ırkta  taş sıklığı siyah  ırka oranla daha fazladır.Erkeklerde taş sıklığının fazla olmasına rağmen son 10 yıldır kadınlarda da taş oluşma hızında artış vardır ve taş oluşma oranları değişmektedir.Böbrek taşları sıklıkla 20 ile 40 yaş arsında gelişir.Bir kimsede bir kere taş gelişirse ,bu şahısta bundan sonra yeni taş oluşma oranı,diğer kimselere göre daha fazladır. Doktorlar oluşan taşların sebebini bazen tam olarak bilemezler.Bazı gıdaların taş oluşumundan sorumlu olduğu düşünülse de bu spesifik maddelerin taş oluşumunda kesin etkili olduğu şüphelidir.<br />
Ailesinde taş olan birisinin kendisinde de taş oluşması olasılığı genetik faktörlere bağlı   fazladır.İdrar yolları infeksiyonları,kistik böbrek hastalığı gibi bazı böbrek hastalıkları,paratiroid bezinin fazla çalışması (Hiperparatiroidizm) gibi durumlarda böbrek taşı oluşması kolaylaşır.<br />
Genellikle böbrek taşının ilk belirtisi şiddetli ağrıdır.Ağrı taş idrar yolunu tahriş  edince veya çoğunlukla tıkayınca gelişir ve aniden başlar. Hastalar tipik olarak taşın olduğu tarafta sırtta veya karnın alt kısmında keskin,kramp tarzında gelip giden ağrılar duyarlar. Bazen bu yakınmalara bulantı ve kusma eşlik eder.Daha sonra ağrı kasık bölgesine doğru yayılır.<br />
Eğer taş düşemeyecek kadar büyükse idrar yolunun herhangi bir kesiminde takılır ve yerine göre farklı yakınmalara sebep olurlar.Mesaneye çok yaklaşmış taşlarda hastalar sık idrara çıkma,idrarda yanma hissi duyarlar.Bu daha çok irritasyona bağlı olduğu için bekledikleri kadar idrar yapamazlar.İdrar yaparken çok fazla ağrı ve yanma hissederler.Yine taşların idrar yollarını irrite etmesi sonucu idrarda kanama görülür.Ancak bu hiçbir zaman önemli bir kanama olamaz.</p>
<p>Bu belirtilerle birlikte ateş de varsa ,bu da infeksiyon belirtisidir.Bu durumda acilen doktorla irtibat kurmak gerekir. Bazen &#8217;sessiz&#8217; denilen , yakınmaya sebep olmayan taşlar genel sağlık kontrolleri sırasında tesadüfen saptanır.</p>
<p>Yukarıdaki yakınmalar ile başvuran hastanın röntgen ve/veya ultrasonografik incelemeleri sonucu böbrek taşı saptanır.Bu tanı metodları ile taşın yeri ve büyüklüğü saptanır.Kan ve idrar testleri de hem taşın yapısı hem de gelişmiş olan böbrek fonksiyon bozukluklarının tesbitine yarar.</p>
<p>IVP (intravenöz pyelografi) denilen tetkikle de böbrek fonksiyonları belirlenir ve tedavi planı yapılır. Yaşamı boyunca bir kereden fazla taşı oluşan hastaları diğerlerinden ayrı tutmak ve ayrı değerlendirmek gerekir. Taş oluşumunu engelleme çok önemlidir. Oluşumu engellemek için önce sebepler belirlenmelidir.Ürolog bazı kan ve idrar testlerinden oluşan bir dizi labaratuvar tetkiki ister.Hastaların tıbbi özgeçmişleri ,beslenme alışkanlıkları saptanır.Eğer taş ele geçmişse saklanır ve kimyasal analizi yapılır.</p>
<p>Taş tedavi edildikten sonra hastanın 24 saat idrar toplaması istenir.</p>
<p>Bu idrarın miktarı, içerdiği kalsiyum ,sodyum,ürikasit,oksalat,sitrat ve kreatinin miktarı,asitlik derecesi ölçülür. Magnezyum sistin taşından şüphe duyuyorsa idrar örneğinden özel bir yöntemle varlığı araştırılmalıdır. İdrarda kalsiyum atılımının fazlalığı aynı zamanda açlık ve yükleme testleriyle hasta hastaneye yatırıldıktan sonra da tespit edilebilir. Bunlar ayrı sekillerde yorumlanır. Ürolog tüm bu verileri kullanarak taşın sebebini saptamaya çalışır.</p>
<p>Taş oluşumunu engellemek için yapılması en kolay şey bol miktarda su içmek ve bunu alışkanlık haline getirmektir. Devamlı taş üreten hastalar günde en az iki litre idrar çıkartacak kadar su içmelidirler.</p>
<p>İdrarlarında fazla miktarda kalsiyum ve oksalat atılan hastalarda bu maddeleri içeren gıdaları daha az tüketmelidirler.</p>
<p>Bazı kimseler fazla miktarda kalsiyumlu gıdalar almamalarına rağmen idrarlarında kalsiyum miktarı fazla çıkar.Yine kalsiyum içeren antiasitlerden(mide asidini azaltan) ve  aşırı D vit  alınmamalıdır.Ürologlar kalsiyum ve ürik asit taşlarının oluşumunu engellemek için ilaç verebilirler.Bu ilaçlar taş oluşumunda anahtar rol oynayan idrar asitliğini ve alkaliliğini ayarlarlar. Allopurinol adı verilen ilaç da sık kullanılır ve idrarda kalsiyum miktarını ve ürikasit miktarını azaltır.</p>
<p>Bir diğer tedavi yolu kalsiyum taşlarını önlemek için idrarda atılan kalsiyum miktarını kontrol altında tutmaktır.Bunun içinde içeriğinde hidroklorotiazid içeren idrar söktürücü ilaçlar kullanılır.Bu ilaç böbreklerden idrara geçen kalsiyum miktarını önemli oranda azaltır.</p>
<p>Bazı barsak hastalıklarında görülen ve aşırı kalsiyum emilimine bağlı olan idrarda fazla kalsiyum atılmasını engellemek için ise barsaktan emilimi azaltan sodyum selüloz fosfat kullanılır. Bu ilaç kalsiyumu barsakta tutarak, kana geçmesini ve idrarla atılmasını önler.</p>
<p>Yine deneysel olarak oksalat idrarda itrahının fazla miktarda saptandığı durumlarda B6 vitaminin kullanılması faydalı olacağı bildirilmiştir.</p>
<p>Eğer taş tam olarak ortadan kaldırılamazsa Ürolog acetohidroamikasit (AHA) adındaki ilacı kullanabilir. İlaç uzun süre antibiotik tedavisi ile birlikte kullanılabilir.</p>
<p>Extracorporeal Shockwave Lithotripsy. Extracorporeal shockwave lithotripsy (ESWL) üriner sistem taşlarının tedavisinde en sık ve güvenle kullanılan tedavi yöntemidir. ESWL cihazları vucut dışında oluşurulan ve vucuda gönderilen şok dalgalarının taşa çarparak onu kırması esasına dayanarak çalışırlar. Burada taşlar kum taneleri gibi parçalanırlar ve idrarla kolaylıkla atılabilecek hal alılar.</p>
<p>Çok çeşitli ESWL cihazları vardır.Bir kısmında bir su banyosu vardır ve şok dalgaları bu banyo arcılığı ile vücuda gönderilir.Diğer bir kısmında su banyosu bir zarla örtülü olup hasta bu zarla temas eder.Bir çok cihaz taşı röntgen ışınları ile tesbit ederler. Ancak bazı cihazlarda odaklama denilen bu özellik ultrasonografi ile yapılır ve bir radyasyon riski olmadığı için doktor tüm seans boyunca görüntüleme sistemini çalıştırarak tedaviyi devamlı olarak izler.</p>
<p>Radyolojik odaklı cihazlarda bu kullanılmaz. Ayrıca küçük odaklı (Küçük bir noktaya şok gönderen) cihazlarda anestezi gerekmez ve küçük çocukların taşları rahatlıkla kırılır.</p>
<p>Bir çok vakada ESWL ayaktan bir işlem olarak uygulanır ve hastanede yatmaya gerek yoktur. Tedavi sonrası toparlanma dönemi çok kısadır ve birçok hasta tedavi sırasında veya kısa bir süre sonra normal günlük aktivitelerine döner.</p>
<p>ESWL tedavisinin mutlak kullanılmaması gereken 2 durum kanama hastalıkları ve gebeliktir. Hipertansiyon kısmı kontrendikasyon teşkil eder. Bu durumda hastanın öncelikle tansiyonunun düzenlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>ESWL tedavisinin de kendine göre komplikasyonları olabilir. Aşağı yukarı tüm hastaların tedavi seansları sonrasında bir kaç gün idrarları kanlı olur. İdralarında ve böbrek bölgelerinde kum dökmeye bağlı yanma ve ağrı olabilir. Komplikasyonları azaltmak için hastaların tedaviden uzun süre öncesinden başlayarak Aspirin ve kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar almaması gerekir.</p>
<p>Bazen dökülen kum parçaları idrar yolunda sıkışır ve düşmez.İdrar akımına engel olan ve ağrıya neden olan bu nadir durumda bazen Ürolog idrar yolunu rahatlatmak için ince silikon bir tübü idrar yoluna ( Mesaneden böbreğe) yerleştirir. Böylece idrar akımı Perkutan Nefrolitotomi. Bazen taşların çıkartılabilmesi için Perkutan Nefrolitotomi denilen cerrahi yönteme gerek duyulur.Bu yöntem taşların büyük olduğu böbreğin özellikle alt kısmında yerleşmiş büyük taşlarda; taşla birlikte böbrek çıkışında daralma meydana gelmesi durumunda (dışardan damar basıncı hariç) ve ya ESWL nin etkili olamayacağı durumlarda tercih edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bobrek-ve-bobrek-tasi-hakkinda-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obez Bebeklere Ve Çocuklara Neler Yapmalıyız?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/obez-bebeklere-ve-cocuklara-neler-yapmaliyiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/obez-bebeklere-ve-cocuklara-neler-yapmaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 08:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebek ve obezite]]></category>
		<category><![CDATA[obez bebeklerde ve çocuklara neler yapmalıyız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=799</guid>
		<description><![CDATA[Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının fazla olması biçiminde tanımlanabilir. Klinik olarak obeziteyi tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen vücut kitle indeksi kullanılır. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)&#8217;nin 25&#8242;in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30&#8242;un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanır. Çocuklarda ise yaş ve cinse göre hazırlanan VKİ persentil eğrileri kullanılarak &#62;85 persentil olan çocuklar aşırı kilolu, &#62;90 persentil olanlar ise obez olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca yaşa göre vücut ağırlığı, boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından vücut kompozisyonu da kullanılan diğer tanı yöntemleridir
Sıklık
Hipertansiyon, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının fazla olması biçiminde tanımlanabilir.<span id="more-799"></span> Klinik olarak obeziteyi tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen vücut kitle indeksi kullanılır. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)&#8217;nin 25&#8242;in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30&#8242;un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanır. Çocuklarda ise yaş ve cinse göre hazırlanan VKİ persentil eğrileri kullanılarak &gt;85 persentil olan çocuklar aşırı kilolu, &gt;90 persentil olanlar ise obez olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca yaşa göre vücut ağırlığı, boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından vücut kompozisyonu da kullanılan diğer tanı yöntemleridir</p>
<p>Sıklık<br />
Hipertansiyon, dislipidemi, insülin rezistansı ve ağır psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir sorun olan obezite, çocukluk çağında gi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/obez-bebeklere-ve-cocuklara-neler-yapmaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alerji Hakkında Herşey Burada!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2010 09:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji hakkında herşey burada]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir<span id="more-795"></span>. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, yumurtayı kendine yabancı, hatta düşman gibi görür. Bu kişi yumurta yediğinde bağışıklık sisteminin alarm zilleri çalmaya başlar:</p>
<p>Dikkat, vücuduna bir yabancı girdi. O senin düşmanın, onu yok et. Bağışıklık sistemi de tüm kuvvetleriyle yumurtayla savaşa başlar ve sonuçta hafif kaşıntılardan astıma, saman nezlesinden anafilaksiye kadar çeşitli alerjik tablolar ortaya çıkar. Çok değerli bir besin maddesine gösterilen bu tepki ne kadar haksız değil mi?</p>
<p>Diğer taraftan, arı zehirine alerjik olan bir kişideki aşırı tepkinin ise son derece geçerli bir mantığı vardır. Bu, adı üstünde arı zehiri. Bu zehirden vücudun haberdar olması, ona karşı birtakım tepkiler göstermesi, onu yok etmeye çalışması.. hep vücudun yararı içindir. Ama, bu tepkilerden vücut da bu arada zarar görürmüş, o başka mesele.</p>
<p>Alerjen nedir?</p>
<p>Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir.</p>
<p>Yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye.. gibi besinler.</p>
<p>İçecekler…</p>
<p>Çocukların balonu, emzikleri, bulaşık eldivenleri&#8230;</p>
<p>Kedi, köpek, tavşan&#8230;</p>
<p>Bilezikler, küpeler, takılar&#8230;</p>
<p>Tozlar, küfler, polenler&#8230;</p>
<p>Böyle daha binlerce, milyonlarca madde.</p>
<p>Aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçlar.</p>
<p>Hatta, kortizon. Evet, bazı insanlar alerji tedavisinin bir numaralı ilacı olan kortizona karşı bile alerjik olabilirler. Ne büyük şanssızlık değil mi?</p>
<p>Solunum yolları alerjilerinin sebepleri nelerdir?</p>
<p>Alerjenler, vücudumuza çeşitli yollarla girebilirler:</p>
<p>Deriden,</p>
<p>Solunum yoluyla,</p>
<p>Sindirim sistemi yoluyla.</p>
<p>Astıma ve alerjik nezleye yol açan alerjenlerin büyük çoğunluğu solunum yoluyla vücuda giren alerjenlerdir; bunlara havada bulunan alerjenler anlamına gelen aeroalerjen ismi verilir.</p>
<p>Aeroalerjenlerin en önemlileri şunlardır:</p>
<p>Ev akarları,</p>
<p>Polenler,</p>
<p>Bazı evcil hayvanlar (kedi, köpek&#8230;)</p>
<p>Küf mantarları..</p>
<p>Bu alerjenlerin, akciğerlerdeki küçük bronşiollere ve hava keseciklerine kadar gelebilmeleri için çaplarının 5 mikron’ dan daha küçük olması gerekir. 5 mikrondan daha büyük çaplı alerjenler, boyutlarına göre, burunda veya üst solunum yollarında tutunurlar.</p>
<p>Çapları 20-60 mikron olan polenlerin, astımdan çok alerjik nezleye yol açmalarının nedenlerinden biri de bunların büyüklükleri nedeniyle küçük bronşlara kadar gelememeleri olabilir.</p>
<p>Kimler alerjiye daha yakındır?</p>
<p>Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte, doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi, böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle, karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde, o kişi için artık herhangi bir madde değil, bir alerjendir.</p>
<p>Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.</p>
<p>Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.</p>
<p>Alerjik hastalıklar nelerdir?</p>
<p>Alerjik hastalıkların başlıcaları şunlardır:</p>
<p>SAMAN NEZLESİ (Alerjik Nezle)</p>
<p>GÖZ NEZLESİ (Alerjik Konjunktivit)</p>
<p>ASTIM (Alerjik Bronşit)</p>
<p>ÜRTİKER ve EGZEMA (Alerjik Deri Hastalıkları)</p>
<p>Alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerekir. Buna duyarlılık kazanma süresi denir ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönemde, allerjene karşı immunglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretilir ve bunlar da mast hücrelerinin yüzeylerine yapışırlar. Bu kişi tekrar allerjenle karşılaştığında, allerjen ile IgE’ nin hücre yüzeyindeki birleşmeleri, mediatör ismi verilen çeşitli maddelerin salınmasına neden olur. Allerjik hastalıkların belirtilerinden bu mediatörler sorumludur.</p>
<p>Allerjik hastalıklar, allerjenle mast hücresi yüzeyindeki antikorların buluşma yerlerine göre farklı hastalıklar olarak karşımıza çıkar. Meselâ, bu buluşma burun zarında oluyorsa saman nezlesi, bronşlarda ise astım ve derimizde ise egzema görülür.</p>
<p>Vücudun tümünü ilgilendiren yaygın allerjik reaksiyonlara ise anafilaksi veya allerjik şok ismi verilir.</p>
<p>Alerjik hastalıklar neden artıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar, bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen infeksiyonların büyük önemi vardır. Dünyaya allerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri infeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrenirler. Bağışıklık sistemi bu infeksiyonlar sayesinde güçlenir. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az infeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemleri yeteri kadar mikropla karşılaşamadığından, allerjiye daha yatkın olurlar.</p>
<p>Gerçektende, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve allerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok infeksiyon geçirmeleriyle açıklanmaktadır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksektir. Araştırmacılar, çocukluk çağında geçirilen ve astıma karşı koruyuculuk sağlayan infeksiyonları şöyle sıralıyorlar:</p>
<p>Kızamık Kızamıkcık</p>
<p>Suçiçeği Kabakulak</p>
<p>A tipi hepatit Nezle</p>
<p>Astım Allerjiler</p>
<p>köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülmektedir. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olmakta ve allerjiye yatkınlık azalmaktadır.</p>
<p>Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması da astım riskini artıran bir faktördür. Çocuklara boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye hemen antibiyotik verilmesi gereksiz olduğu gibi zararlıdır da.</p>
<p>ALERJİK REAKSİYONLAR</p>
<p>Besinlere, ilaçlara, böcek zehirlerine.. karşı gelişen tabloları allerjik hastalık değil, allerjik reaksiyon olarak değerlendirmek daha doğrudur, çünkü allerjenle karşılaşılmadığı sürece bu kişilerde her hangi bir hastalık belirtisi görülmez. Oysa, ev tozu akarlarına karşı allerjik olan bir astımlı sadece bu allerjenlerle karşılaştığında değil, başka bir çok nedenle de (soğuk hava, egzersiz, nezle, grip gibi viral infeksiyonlar..) astım krizlerine girerler.</p>
<p>SİGARA</p>
<p>Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle de hayatın ilk yılında çok daha fazla görülür.</p>
<p>Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik bir hastalığı olması durumunda 4 kere daha fazla olmaktadır.</p>
<p>Gebelikleri süresince sigara içen annelerin bebeklerinin doğumdaki solunum fonksiyonlarının daha kötü olduğu saptanmıştır. Annesi sigara içen bebeklerin kordon kanında IgE düzeyleri yüksektir ve alerjik hastalık riski artmıştır. İki ayrı çalışmada da, günde 10 veya daha fazla sigara içilmesinin 12 yaşından önceki astım riskini 2,5 kat artırdığı ve egzamalı çocukların sigara dumanına maruz kalmalarının astım riskini yükselttiği belirlenmiştir.</p>
<p>YAZ TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ</p>
<p>Astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda yaz tipi hava kirliliği daha önemlidir. Yaz tipi hava kirliliğinin esas kaynağı yoğun trafiktir. Motorlu araçların egzoz gazlarından çıkan petrol yanma ürünlerine güneş ışınlarının etkisiyle başta ozon olmak üzere çeşitli azot oksitleri meydana gelir. Oksidanlar, yani ozon ve azot oksitleri, solunum yolları için adeta zehir etkisi yaratır. Bunların, baş ağrısı, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı ve hapşırma gibi tahriş edici etkileri hemen herkeste görülür.</p>
<p>Oksidanlar, solunum yollarını döşeyen hücreler üzerine de çok zararlı ve hasar oluşturucu etkiler yaparlar.</p>
<p>Araştırmalar, oksidan ismi verilen maddelerin başta astım ve saman nezlesi olmak üzere alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında çok önemli etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oksidanlar, ayrıca astımı ve bronşiti olanlarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına da yol açarlar.</p>
<p>BESLENME VE ALERJİ</p>
<p>Diyet ile alerjiler arasında çok yakın bir ilişki vardır. Son yıllarda, bazı yağ asitlerinin fazla tüketilmesinin, astım ve alerjilerin gelişiminde bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık omega-3 yağ asitlerinin allerjik hastalıkların gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. İçinde balık yağı bulunan diyetlerin astıma karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair iddialar vardır. Margarinde bulunan trans yağ asitleri tüketimi ile alerji belirtilerinin sıklığı da ilişkili bulunmuştur. Birçok araştırmada, az miktarda C vitamini alanlarda akciğer fonksiyonlarında azalma olduğu, ayrıca kış boyunca taze meyve tüketimi ile astım semptomları arasında ters bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Aşırı tuz tüketiminin, özellikle erkeklerde astımdan ölüm oranlarını artıran bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür. Alkolün alerji ve astım belirtilerini tetikleyen bir faktör olduğu eskiden beri bilinir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi nedir?</p>
<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan alerjik hastalıkların yeni yeni tanınan türlerinden biri de egzersiz alerjisidir. Egzersiz alerjisi, ciltteki hafif kızarma ve kabartılardan karın ağrısı, bulantı ve kusmaya, astım krizinden anaflaksiye kadar çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Jogging (yavaş koşu), tenis, futbol, bisiklet, kayak ve hatta aerobik gibi birçok spor egzersiz türü alerjiye neden olabilmektedir.</p>
<p>RİSK FAKTÖRLERİ</p>
<p>Yemek yedikten veya bir ilaç alındıktan sonra yapılan egzersizlerde alerji ihtimali daha fazladır. Bu yiyecek, kişinin evvelden beri alerjik olduğu bilinen bir madde olabileceği gibi, herhangi bir besin maddesi de olabilir. Egzersiz alerjisine neden olabilen yiyeceklerin başlıcaları, karides, istiridye.. gibi deniz hayvanları, şeftali, üzüm, kereviz, elmadır. İlaçlar içinde aspirin, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları ile bazı antibiyotiklerin riski daha fazladır.</p>
<p>Yine egzersizden önce alkol veya kafein (kola, kahve, çikolata&#8230;) alınmış olması ve egzersizin fazla sıcak ve nemli ya da çok soğuk ve kirli havada yapılmış olması da riskli bulunmuştur. Bazı kişilerde yağmur altında yapılan egzersizler suçlanmıştır. Adet dönemindeki hanımlarda da egzersiz alerjisi ihtimali daha fazladır. Egzersiz alerjisi riskinin en düşük olduğu spor yüzmedir.</p>
<p>BELİRTİLERİ</p>
<p>Egzersiz alerjisi tipik olarak bazı öncü belirtilerle başlar. Bunlar, yaygın sıcaklık ve kaşıntı hissi, yorgunluk ve ciddin kızarmasıdır. Daha sonra ürtiker (kurdeşen) diye isimlendirilen, 1-2 cm boyutlarında kaşıntılı kabarıklar ortaya çıkar. Cilt altı dokusunun şişmesi özellikle yüzde, avuç içi ve ayak tabanında belirgindir. Birçok hastada tansiyon düşüklüğü ile beraber şuur ile ilgili bozukluklar da görülür. Karında kramp şeklinde ağrılar ile bulantı ve kusma da meydana gelir. Baş ağrısı hem çok sık rastlanan ve hem de üç gün kadar devam eden en inatçı belirtilerdendir. Egzersiz alerjisinin belirtileri genellikle 2 saat içinde azalmaya başlar, fakat bazen 12 saat sürdüğü de olur.</p>
<p>EGZERSİZ ALERJİSİNİN ÖNLENMESİ</p>
<p>Egzersizle ilgili olarak sadece deri belirtileri gösteren hastaların, efordan önce antihistaminik ilaç almalarının yararı olabilir, ancak bunların her zaman tam etkili olması beklenmemelidir.</p>
<p>Egzersizden 4 saat öncesine kadar yemek yenilmemeli ve hiçbir ilaç da alınmamalıdır.</p>
<p>Ağır egzersizden önce, ısınma hareketleri yapılmalıdır.</p>
<p>Çok sıcak ve nemli ya da soğuk ve kirli havada egzersizden kaçınılmalıdır. Soğuk havada yapılacak egzersizlerde ağız ve burnun bir maske ile kapatılması işe yarayabilir.</p>
<p>Ağır egzersizler birden kesilmemeli, vücudun soğuması için egzersiz 10-15 dakika içinde yavaş yavaş bitirilmelidir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olan kişiler yalnız başlarına egzersiz yapmamalıdır.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olanlar, egzersizden 10-15 dakika önce nefes açıcı spreylerinden kullanmalıdır.</p>
<p>Egzersiz sırasında öncü belirtiler ortaya çıkar çıkmaz egzersize son verilmeli ve derhal nefes açıcı spreyler alınmalıdır.</p>
<p>Alerjinin en korkulanı: Anaflaksi</p>
<p>Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü&#8230;’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.</p>
<p>Anaflaksinin sebepleri</p>
<p>Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:</p>
<p>İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler&#8230;)</p>
<p>Serumlar ve aşılar</p>
<p>Kan ve kan ürünleri</p>
<p>Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri&#8230;)</p>
<p>Yiyeceklere konan katkı maddeleri</p>
<p>Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)</p>
<p>Renklendiriciler (Tartrazin)</p>
<p>Tat vericiler (Glutamat)</p>
<p>Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk</p>
<p>Çeşitli maddeler: Lateks, sperm</p>
<p>Anaflaksinin belirtileri</p>
<p>Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.</p>
<p>Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!</p>
<p>Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.</p>
<p>TEHLİKE SİNYALLERİ</p>
<p>Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.</p>
<p>Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı&#8230; gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.</p>
<p>Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.</p>
<p>Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.</p>
<p>Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.</p>
<p>Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.</p>
<p>Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.</p>
<p>ANAFLAKSİ TEDAVİSİ</p>
<p>Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.</p>
<p>Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.</p>
<p>Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.</p>
<p>Hasta sıcak tutulur.</p>
<p>Mümkünse oksijen verilir.</p>
<p>Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.</p>
<p>Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.</p>
<p>Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.</p>
<p>Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.</p>
<p>ANAFLAKSİDEN KORUNMA</p>
<p>Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.</p>
<p>Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.</p>
<p>Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek&#8230;) uzak kalınmalıdır.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.</p>
<p>En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz Tümörleri Nasıl Oluşur?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[göz tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[gözdeki hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=656</guid>
		<description><![CDATA[Gözün yüzeyinden çıkan tümörler, göz kapağında şişlik, göz akında siyahlık ya da pembelik, göz kapağında geçmeyen yara gibi bariz belirtiler verebiliyor. Ancak gözün içinde ve arkasında çıkan tümörler çok fazla belirti vermeyebilir. Bu alanda çıkan iki önemli tümörden birinin küçük çocuklarda görülen retinoblastom olduğunu söyleyen  doktorlar bu tümördeki büyük tehlikeyi şöyle anlatıyorlar:
“Çocuk şikayetini dile getiremediği için tümör gelişme fırsatı bulur. Aileler ve doktorlar tümörü görmezler. Ayrıca retina tabakası ağrısız bir tabakadır, burada ağrı siniri değil görme siniri vardır. Mesela bir iğneyi retina tabakasına saplarsanız ağrı duymazsınız, sadece ışıklar çakar. Hasta ufacık bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözün yüzeyinden çıkan tümörler, göz kapağında şişlik, göz akında siyahlık ya da pembelik, göz kapağında geçmeyen yara gibi bariz belirtiler verebiliyor.<span id="more-656"></span> Ancak gözün içinde ve arkasında çıkan tümörler çok fazla belirti vermeyebilir. Bu alanda çıkan iki önemli tümörden birinin küçük çocuklarda görülen retinoblastom olduğunu söyleyen  doktorlar bu tümördeki büyük tehlikeyi şöyle anlatıyorlar:</p>
<p>“Çocuk şikayetini dile getiremediği için tümör gelişme fırsatı bulur. Aileler ve doktorlar tümörü görmezler. Ayrıca retina tabakası ağrısız bir tabakadır, burada ağrı siniri değil görme siniri vardır. Mesela bir iğneyi retina tabakasına saplarsanız ağrı duymazsınız, sadece ışıklar çakar. Hasta ufacık bir çocuk olduğu için de gözünün görmediğini ve ışık çaktığını söyleyemez. Aileler çocuğun gözünde bir parıltı görür, genellikle göz bebeğinde sarı ve beyaz renkli bir parıldama olur, aileyi doktora yönlendiren belirti de budur. Bazen de çocuğun gözü kayar. Bu kayma, bir çok aile tarafından şaşılık gibi algılanır ve önemsenmez. Ancak incelendiğinde çoğu zaman karşımıza korkunç manzara çıkar. O nedenle her göz kaymasını masum sanmamak ve üzerine gitmek şart.”<strong></strong><strong><br />
</strong>Hastalığın her iki gözü tutmasına genetik retinoblastom denir. Genetik olursa çocuğun genlerindeki bozuk hücre, kendisinden sonraki nesle, yani çocuklarına da geçer. İlerlemiş vakalarda fazla seçeneğin olmadığını söyleyen göz doktorları, böyle durumlarda gözü alıyoruz, iki taraflı olduğunda her iki gözü almak zorunda kalıyoruz, ne yazık ki çocuk karanlığa mahkum oluyor.</p>
<p>“Çocukluk çağı kanserleri denince sadece lösemi anlaşılmamalı” diyen göz doktorları retinoblastomda multidisipliner bir çalışma ile gözü kurtarmak için uğraştıklarını, kemoterapi, radyoterapi, plak brakiterapi ya da lazer tedavisi uygulandığını söyledi.İkinci ve önemli bir göz tümörü de ciltte görülen malign melonomun gözün içinde olmasıyla gelişiyor. Hastalık daha çok 40 yaş üstü erişkinlerde görülüyor, az görme, bulanık görme, kırılma, çarpık görme ve nadiren ağrı ile ortaya çıkıyor.</p>
<p>“Ufak tümörler radyoterapi, brakiterapi yöntemleriyle tedavi ediliyor. Ama tümör büyükse ve ileri evrelerde ise gözü almak ve protez takmak zorunda kalıyoruz. Beş yıl süreyle hastayı kontrol altında tutuyoruz. Kemoterapiye direnç gösteren maling melanom çok sürprizli bir tümördür, o yüzden çok sıkı takip edilmesi gerekir. Tümörün çapı 1 cm’nin altındaysa yaşam şansı yüzde 80-90’dır. 2 cm’yi geçmişse oran yüzde 50’nin altına düşer. Tümör görme merkezine yakınsa erken evrede yakalanır ama gözün arka tarafındaysa tehlikeli olur, çünkü hastada şikayet olmadığı için geç fark edilir.”Göz tümörleri arasında bir de metastazlar var. Göze en çok metastazın olduğu tür, meme kanseri. Akciğer, kan, mide bağırsak ve pankreas kanserleri göze metastaz yapan türler arasında. Doktorumuz metastatik göz kanserlerinde de tedavi yaklaşımının aynı olduğunu söyledi:</p>
<p>“Göze metastazda kemoterapi ve radyoterapi yapılır. Tedavi edilse bile görme yeteneği azalır, bazen de tamamen kaybedilir. Ama en azından hastalık kontrol altına alınabilir. Göze metastaz olduğu zaman komşu organları da çok iyi taramak lazım. Çünkü kanser tek bir organla sınırlı kalmayan sistemik bir hastalıktır.”</p>
<p><script src="http://blog.ntvmsnbc.com/nra/nra.js" type="text/javascript"></script><script type="text/javascript"></script><!--</p>
<div style="font-family:Arial; font-size:16px;font-weight:bold; font-color:#003366; margin-bottom:20px; margin-top:20px; border-bottom:solid 1px;border-color: #CCC; padding-bottom:2px;" mce_style="font-family: Arial; font-size: 16px; font-weight: bold; font-color: #003366; margin-bottom: 20px; margin-top: 20px; border-bottom: solid 1px; border-color: #CCC; padding-bottom: 2px;"><img src="http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/mobile-ico-3.jpg" mce_src="http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/mobile-ico-3.jpg"/> <a href="http://mobil.ntvmsnbc.com/" mce_href="http://mobil.ntvmsnbc.com/">SMS haber paketine abone olmak için tıklayın</a><br />
&#8211;></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sedef Hastalığı Nedir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/634/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/634/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 18:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sedef hastalıgı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=634</guid>
		<description><![CDATA[Sedef deride kırmızı üzeri beyaz pullu çeşitli büyüklükte döküntülerle seyreden, iyileşme ve tekrarlamayla ömür boyu sürebilen bir cilt hastalığıdır. Toplumda her 100 kişiden 1–2’sinde rastlanı
Genetik eğilimle ilişkilidir. Ailede sedef hastası bulunması, kişide sedef gelişme riskini ve yatkınlığını arttırır. Ancak hastalığın gelişmesinde çevresel ve kişisel faktörler de önemlidir. Ailesinde sedef olmayan kişilerde de görülebilir.
Sedef hastalığı, deri üzerinde sedef beyazı renkte pullanmaların olduğu kırmızı plaklar halinde ortaya çıkar. Derinin üst katmanı aşırı derecede büyür ve kalınlaşır. Tırnaklarda bozukluk olabilir.Sedef hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini ve şiddetini etkileyen birçok faktör olabilir. Hastalığa ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sedef deride kırmızı üzeri beyaz pullu çeşitli büyüklükte döküntülerle seyreden, iyileşme ve tekrarlamayla ömür boyu sürebilen bir cilt hastalığıdır.<span id="more-634"></span> Toplumda her 100 kişiden 1–2’sinde rastlanı</p>
<p>Genetik eğilimle ilişkilidir. Ailede sedef hastası bulunması, kişide sedef gelişme riskini ve yatkınlığını arttırır. Ancak hastalığın gelişmesinde çevresel ve kişisel faktörler de önemlidir. Ailesinde sedef olmayan kişilerde de görülebilir.</p>
<p>Sedef hastalığı, deri üzerinde sedef beyazı renkte pullanmaların olduğu kırmızı plaklar halinde ortaya çıkar. Derinin üst katmanı aşırı derecede büyür ve kalınlaşır. Tırnaklarda bozukluk olabilir.Sedef hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini ve şiddetini etkileyen birçok faktör olabilir. Hastalığa yatkınlığı olan kişilerde aşırı stres, güneş yanığı, deriye çarpma, sürtünme gibi travmalar, bazı ilaçlar, boğaz iltihabı hastalığı ortaya çıkarabilir veya belirtilerini arttırabilir. Bu yüzden sedef hastaları veya ailesinde sedef olanlar sedefi arttıran veya ortaya çıkarabilen bu faktörlerden kaçınmalıdır. Bağışıklık sisteminin de etkisi vardır.<strong><br />
</strong>Sedef hastalığının şekli, şiddeti, devam etme süresi, yerleşim yeri açısından çeşitleri vardır. En sık olarak önce küçük kırmızı bir kabarıklık oluşur. Giderek genişleme ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Kabuklar sedefi beyaz veya gümüşi renklidir. Kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür. Keskin sınırlı, genelde simetrik, çeşitli büyüklüklerde deriden hafif kabarık plaklardır. Vücudun her yerinde görülebilse de saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir<br />
Sedef hastalığı olan kişilerde yüzde 10’a varan oranlarda eklem şikâyetleri olabilir.Sedefe güneşin iyi geldiği çok eskiden beri bilinir. Ancak güneşlenme kısa süreli ve bilinçli olmalıdır. Güneş yanıkları tam tersine hastalığı arttırabilir. Güneş ışınlarının deride yan etkileri olabilir. Uzun yıllar, saatlerce güneş altında kalmak özellikle açık tenlilerde deri yaşlanmasına ve deri kanseri riskinin artmasına neden olur. Hastaların doktorlarına danışmalarında fayda vardır.<strong> <br />
</strong>Sedef hastalığının şiddeti, görüldüğü bölgeler, ve görünüşü, çeşidine bağlı olarak değişiklik gösterir. Plak tipi psöriazis en yaygın formudur, her beş sedef hastasından dördünde bu tip görülür. Bunun dışında, guttate, püstüler, ters sedef hastalığı çeşitleri ise daha az yaygındır, eritrodermik psöriazis ise çok nadir görülür.<strong><br />
</strong>Plak psöriazis, ölü derinin ince tabakalar halinde veya pul pul dökülmesine ve kırmızı plaklar oluşmasına neden olur. Plak psöriazis rahatsızlığı olan kişilerin ciltleri genellikle kurudur ve ciltlerinde çatlaklar oluşur.<strong><br />
</strong>Guttate psöriazis, genellikle ciltte küçük kırmızı lekeler olarak kendini gösterir, ve birkaç hafta veya birkaç ay içinde kaybolur. Bu sedef hastalığı çeşidi, kol ve bacaklarda, gövdede veya başta görülür, ve bazen çocukluk veya adolesan dönemde geçirilen bir bakteriyel enfeksiyon guttate psöriazisi tetikleyebilir. Hastalığın görüldüğü bölgelerde oluşan plaklar, plak tipi sedef hastalığındaki kadar kalın değildir.Püstüler psöriazis, daha nadir görülür. Püstüler psoriazisin bir çeşidi olan ve palmar-plantar olarak bilinen sedef hastalığı, eller ve ayaklar gibi küçük alanların, içi sıvı dolu kabarcıklarla kaplanmasına neden olur. Diğer bir püstüler psoriazis çeşidi olan von Zumbusch ise, deride büyük kırmızı hassas ve kabarcıklı bölgeler oluşmasına neden olur ve yaşamı tehdit edici bir psoriazis çeşididir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Ters psöriazis<br />
</strong>Ters psoriazis, genellikle aşırı kilolu kişilerde görülür ve deride kıvrımların fazla olduğu bölgelerde ortaya çıkar. Özellikle koltuk altı ve kasıklarda, sürtünme ve terleme ters psoriazis oluşumunu artırabilir <br />
Eritrodermik psoriazis, çok nadir görülen ve ağrılı bir sedef hastalığı çeşididir. Deride geniş bir alana yayılır ve ateşli bir görünüm oluşur. Bu psoriazis formu oldukça ciddi bir durumdur ve acil olarak tıbbi tedavi gerektirir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/634/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bel Ve Boyun Fıtığı Hakkında Bilmediklerimiz!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:56:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[bel fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun fıtıgı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[Omurgamızın boyun kısmında 7 adet omur cismi bulunur omurgalar arasında omur yastıkçığı denilen ve ortasında hareketli bir çekirdeği bulunan ve bu çekirdeğin etrafı kuvvetli bağ dokusu yapısında bir kiriş ile çevrelenmiştir çekirdeğin %90’ı sudan oluşmuştur bu oluşum iki omur arasında disk adı verilen ve amortisör görevi gören bir dokudur çekirdeği saran kirişteki çatlaklar veya yırtıklar nedeni ile çekirdeğin sinirlere doğru ilerlemesi ile o sinire ait bölgede şiddetli ağrı, uyuşma, yanma, kuvvet kaybı gibi bulgular ile karşılaşırız omurgaların görevi başın gövde üzerinde hareketini sağlamak, ortalarındaki kemik deliğin içinde omuriliği ve beyinciğe giden damarları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Omurgamızın boyun kısmında 7 adet omur cismi bulunur omurgalar arasında omur yastıkçığı denilen ve ortasında hareketli bir çekirdeği bulunan ve bu çekirdeğin etrafı kuvvetli bağ dokusu yapısında bir kiriş ile çevrelenmiştir çekirdeğin %90’ı sudan oluşmuştur<span id="more-629"></span> bu oluşum iki omur arasında disk adı verilen ve amortisör görevi gören bir dokudur çekirdeği saran kirişteki çatlaklar veya yırtıklar nedeni ile çekirdeğin sinirlere doğru ilerlemesi ile o sinire ait bölgede şiddetli ağrı, uyuşma, yanma, kuvvet kaybı gibi bulgular ile karşılaşırız omurgaların görevi başın gövde üzerinde hareketini sağlamak, ortalarındaki kemik deliğin içinde omuriliği ve beyinciğe giden damarları bulundururlar ve korurlar mesela hastanın elinde sinirdeki basıya bağlı kas gücü kayıpları olabilir kişinin tutma yeteneğinde azalma oluyor ayrıca yine sinirdeki basıya bağlı olarak kolda incelme meydana gelebiliyor bu incelme boyun fıtığının ilerlemesi durumunda gözle görülür şekilde olabilir birde boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir bu durumda algılamada güçlük, konsantre olamam, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi, görme kusuru Hareketsiz yaşam boyun fıtığı yapıyor kolda uyuşma ve boyunda şiddetli ağrı şeklinde kendini gösteren boyun fıtığından her üç yetişkinden biri şikayetçi Uzmanlar hastalığın yetişkinler arasında bu kadar sık görülmesinin sebebini hareketsiz yaşama bağlıyor son zamanlarda en çok şikayet edilen hastalıkların başında boyun fıtığı geliyor özellikle uzun süre araba kullananların masa başında çalışanların yoğun olarak şikayet ettiği boyun fıtığı küçük ama ani bir hareketin ardından kişinin yaşamını felç edebiliyor<br />
Boyun fıtığı nasıl ortaya çıkar<br />
Zamanla boyun omurgasında ve boyun omurları arasındaki kıkırdak disklerde yaşla birlikte değişiklikler olur disk yıprandıkça daralır elastikiyetini ve suyunu kaybeder omurlardaki değişikliklerle birbirini takip eder boyun omurgası zorlanmaya karşı koyamaz ve fıtığa zemin hazırlanmış olur<br />
Boyun fıtığı en sık hangi yaş grubunda ve kimlerde görülüyor<br />
Boyun ağrısı yetişkinlerin 3’te birinde görülür boyun fıtığı hastalıkları 60 yaşına kadar bayanlarda 60 yaşından sonra ise erkeklerde daha sık görülmektedir hareketsiz yaşam. kaslara aşırı yüklenme bilinçsiz şekilde yapılan spor vücuda uygun olmayan yatak sandalye ve masa kullanımı fıtığa zemin hazırlar spor travması ve trafik kazası geçirenler risk altındadır boyun fıtığı bazen ani olarak da başlayabilir hareket halinde arabanın ani fren yapması ve arabaya arkadan çarpmalar buna örnektir boyun hareketlerinde ağrı, kısıtlılık, boyun,omuz kaslarında spazm, ve kola yayılan ağrılardır Şikayet ve belirtiler tutulan etkilenen sinir köküne bağlı olarak omuz göğüs ön duvarı, kürek kemiğine kola doğru yayılan ağrı ile ifade edilir belirtiler pozisyona bağlıdır boyunun bazı hareketlerinde ağrı ortaya çıkar ya da artar hastalar ağrıyı azaltacak pozisyonu bulup öylece kalırlar ağrı boyun hareketleri, öksürme, hapşırma ile artabilir, Etkilenen sinire bağlı olarak kolda ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma, hissizlik, kuvvet kaybı oluşur<br />
Bel fıtığı nedir<br />
Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur bel fıtığı beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır fıtıklaşan yani içerden dışarıya doğru taşan disk omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder<br />
Bel fıtığı nasıl oluşur<br />
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar çünkü öyle insan vardır ki 120 kg kaldırır hiç bir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg kaldırır. bel fıtığı olur kişiye ait faktörlerin başında ise omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir bu disklerin ihtiva ettiği su oranı çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler de eşlik eder disk zamanla elastikiyetini yitirir. artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olurmikro düzey de bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındakikapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur yani zemin hazır olduktan sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu hafif bir cismi kaldırmak ve ya sadece öksürmek de olabilir.<br />
Bel fıtığının belirtileri nelerdir<br />
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikayettir fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir ağrıyla birlikte bacaklar da uyuşma ve hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı da görülebilir bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce doğru gidiş ortaya çıkabilir<br />
Bel Sağlığında 10 Kural<br />
Hareketsiz Kalmayın.<br />
Bel ve sırtınızı dik tutun.<br />
Yerden birşey alırken öne doğru eğilmeyin, çömelin.<br />
Sizin için ağır cisimleri kaldırmayın.<br />
Taşıdığınız ağırlıkları ikiye bölün ve vücudunuza yakın tutun.<br />
Otururken belinizi dik tutun ve sırtınızı bir yere dayayın.<br />
Ayakta iken dizlerinizi gergin tutmayın.<br />
Yatarken bacaklar gergin olmasın.<br />
Spor yapın. En iyisi serbest ve sırtüstü yüzme , koşmak veya hızlı yürümektir.<br />
Omurga kaslarını düzenli çalıştırın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
