<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; saglık</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2010 13:08:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ağrısız Doğum Epidural!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız doğum]]></category>
		<category><![CDATA[epidural]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=897</guid>
		<description><![CDATA[


 




 


 
Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.
Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="630">
<tbody>
<tr>
<td width="10"> </td>
<td width="465">
<table border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </p>
<p>Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.<span id="more-897"></span></p>
<p>Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.</p>
<p>Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle doğum süresinide etkilemektedir. Bu AĞRI;</p>
<p>Meydana geldiği dokudan (uyarının başlangıcından) beyine kadar olan gelişimi seyrinde herhangi bir noktada kesintiye uğratılabilir.</p>
<p>Apışarası (perine) cildinin lokal -bölgesel- olarak iğne ile uyuşturulması, rahim ağzının ve ilgili dokuların yine bölgesel uyuşturulmasıyla ağrı engellenebilirse de, bazen kana geçen ağrı kesiciler ve anestezik maddelerle de ağrının kaldırılması mümkün olmaktadır.</p>
<p>Ayrıca anne adaylarının gebelik süresince eğitimi verilerek yapılan doğal eylem ve doğum hareketi (ıkınma, solunum, gevşeme hareketleri) ile de doğum ağrısı daha az hissedilmekte, gerekli olacak ilaç miktarı azalmaktadır. Bu eğitim yardımıyla baba adaylarına da verilebilmektedir.</p>
<p>Hipnoz, ciltten elektrik sinir uyarıcıları, akupunktur, bazı ilaçların anneye uygulanmasıyla “doğum” ağrısı baskılanabilecektir. Son yıllarda uygulama alanı artan, güvenilir yöntemlerden biri de “EPİDURAL ANALJEZİ” tekniğidir.</p>
<p>**<span style="text-decoration: underline;">DOĞUM EYLEMİ DÖNEMLERİ</span>**</p>
<p>I.inci dönem: Rahimde kasılmaların başlamasıyla, serviksin (rahim ağzının) 3-4 cm.’e kadar açılmasına kadar olan latent (belirti göstermeyen, gözükmeyen) dönemle, rahim ağzının tam açılmasına kadar geçen süredir.</p>
<p>II.inci dönem: Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin çıkışına kadar geçen süredir.</p>
<p>III.üncü dönem: Plasenta (eş, son)&#8217;nın rahimden çıkışıdır.</p>
<p>TEKNİK VE UYGULAMA</p>
<p>**Bu tekniğin uygulanabileceği gebelik ve sakıncalı olan durumlar için ana başlığına bakınız!**</p>
<p>Tekniğin “UYGUN&#8221; olacağı anne adayına yapılacak girişimler için öncelikle bilgi verilmeli, merak ve endişeleri giderilmelidir. Doğum salonu yada ameliyathanede yapılan ön hazırlıkla gebe masaya alınır. Hasta genelde (sol) yan  yatarak veya oturur pozisyonda iken (şekil 1) uygulama yeri olan “bel omuru” cildi, enfeksiyon açısından  antiseptik solüsyonla silinmekte ve bu bölge steril örtü ile kapatılmaktadır. Yapılacak girişimde ağrı duymamak için 1 cm. çaplı bölgenin derisi-cildi-insülin iğne ucuyla (ince ve kısa uçlu iğne) uyuşturulur. Kalınlığı yaklaşık 1 milimetre olan özel iğne ile, anestezi uzmanınca bel omur kemiği arasından geçilerek ciltten yaklaşık 4-6 cm. derinlikteki “epidural” mesafeye ulaşılır. Burası omurilikten çıkan sinir ve köklerinin geçtiği yaklaşık 3-5 milimetre genişliğinde dar bir alandır.Bu nedenle işlem sırasında heyecanlanmamak, kıpırdamamak ve sakin olmak tekniğin başarısında anne adayının katkısıyla olacaktır.</p>
<p>-<span style="text-decoration: underline;">EPİDURAL ANESTEZİ UYGULAMASI</span>-</p>
<p>Anestezi doktorunuz uygun bölgeye ulaştığında, iğnenin içinden 0.5 milimetre kadar kalınlıkta incecik bir kateteri (naylon, teflon) yerleştirip, cildiniz ve sırtınıza tesbit edecek ve flasterle yapıştıracaktır. Artık bu yoldan yani kateterden gerek doğum eylemi ve ağrısız doğum için veya gereğinde “sezaryen” için gerekli olan anestezik maddeler verilebilecek, ağrı ortadan kalkacaktır. Doğum sonu (yada sezaryen sonrası) bir iki gün içinde meydana gelebilecek diğer ağrılarınız için yine bu kateterden yararlanılabilir. (İlaç verilir -aralıklı veye devamlı enjeksiyon tekniği-) Enfeksiyon riski nedeniyle bu kateter 48 saat içinde çıkarılmalıdır.</p>
<p>Kateter yerleştirme işlemi doğumun I.inci döneminde (latent) olmakta, uygun dozda ve zamanda ilaç verilerek doğumun tüm evrelerinde ağrı kaldırılabilmektedir. Anne adayı eğer sezaryenle doğuma gidecek olursa, yine buradan ilaçla cerrahi işlem hasta uyutulmadan gerçekleştirilebilecektir.</p>
<p>İlaç enjeksiyonu ile ilk dakikalarda ayaklar ve kalçada sıcaklıkla birlikte uyuşma hissi olacak, verilen ilacın doz ve hacmine bağlıda ayaklarda hareket kaybı geçici olarak görülebilecektir. Sezaryende ilaç verilmesini takiben yaklaşık 15 dakika sonra tam uyuşma ile cerrahi müdahale başlatılabilinecektir. Unutulmaması gerekli olan şudur. Bu teknikte yalnızca “<span style="text-decoration: underline;">AĞRI” duyusu kalkar.</span>” DOKUNMA duyusu kalkmadığı için hasta olup bitenleri cerrahide ağrı duymadan yaşayacaktır. Bu his ağrı ile karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Her şeye rağmen, anatomik yapı faktörleride göz önüne alındığında ve de kateter yerleştirmede  % 15 dolayında başarısızlıkla “yeterli anestezi” sağlanamamakta, yamalı veya tek taraflı anestezi oluşabilmektedir.Bu durumda anestezistiniz gerekli önlemleri alacak, ağrı için destek teknikleri devreye sokabilecektir.</p>
<p>Annenin normal doğumda ıkınma ve stresi ile tüketeceği oksijen bu teknikle azaltılmakta, daha iyi ve düzenli solunumla annenin oksijeni arttırılarak stres ve etkilerinin de bastırılmasıyla; doğacak bebek için daha iyi bir ortam yaratılacaktır. Tekniğe uygun yapıldığında doğum seyrine etkisi olmayan bu yöntem, bazı merkezlerde rutin olarak uygulamaya konulmakta, hastalar tarafından ilgi görmektedir.</p>
<p>*Hipotansiyon (tansiyon düşmesi), bulantı, baş dönmesi, nabızda yavaşlama, ısı düşmesi ve titreme, bel kası gevşeme ve iğnenin bazen lif zedelemesiyle geçiçi olan bel ağrısı meydana gelebilir. Bunlar düzeltilebilen, ciddi olmayan yan etkilerdir. Tekniğine uygun yapılan “epidural anestezide” BAŞ  AĞRISI  beklenen bir durum değildir.<strong><br />
</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Nelere Dikkat Edilmeli?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 15:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak havalarda nelere dikkat edilmeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=889</guid>
		<description><![CDATA[
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır .
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…
KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.
Uzmanlar sıcaklarda alkollü ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><br />
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır<span id="more-889"></span> .<br />
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…<br />
<strong>KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…</strong><br />
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.<br />
Uzmanlar sıcaklarda alkollü içkilerin alınmaması ‘ gerektiğini söylüyorlar.Sıcak yaz günlerinde güneş çarpması kadar sıcak çarpma­sının da ölümlü sonuçlar ortaya çıkardığı öne sürüldü ve özel­likle yaşı 40′ın üzerinde olanların durgun sıcak havada kalma­maları öğütlendi…<br />
sıcak yaz günlerinde gü­neş çarpması dışında, sıcağın asıl önemli etkisi, olan, vücutta ısı enerjisi birikiminden korunulması gerekildiğini belirterek yaşı kırkın üzerinde olanlarda ve organlarında yorgunluk bu­lunanlarda bu ısı birikiminin ölümlü sonuçlar verdiğini belirtmek gerekir.<br />
 «Sıcak çarpması, vücut iç ısısının normalin üzerine doğru çıkmasıdır. Vücut ısısını düşüremeyecek hale gelir. Bu durum­da bazı önemli hastalıklar ve ölümlü neticeler meydana gelir. Yaşı kırkın üzerinde olanlarda bu tehlike daha fazladır. Çünkü, yaşlılarda deride ter bezi sayısı azalır, böyle ter atma bölge­leri azalınca, vücuttaki ısı kaybı güçleşmektedir.» sıcak havalarda kişilerin aldığı alkol­lü içkilerin vücut ısısını arttırdığını söyleyerek şunları ekledi :«Sıcak havalarda kalbi, ciğerleri, böbrekleri yoracak olay­lardan uzak durmalı,<br />
«Özel tedbir isteyen hastalıklı kişilerin sıcak iklimlere git­memeleri gerekir.<br />
«Yağlı, unlu şekerli yemekler yerine hafif sebzeler» suda haşlama gıdalar yenmeli,<br />
«Sıcak yaz günlerinde, günde 3 öğün yemek yemek şart değildir. Vücudun hafif olmasını sağlayacak, viicudu zorlama­yacak yemekler tercih edilmelidir.<br />
«Sıcak havalarda vücudun rahat terlemesini sağlayacak giyim tercih edilmelidir. Vücudu sıkan giyeceklerden uzak durulmalıdır.<br />
Soğuk su veya meşrubat içilmesi yerine buzlu çay veya limonlu çay içilmelidir.<br />
Terleme vücut ısısını tanzim eden bir mekanizmadır. Onu rahat çalıştırmalıdır.<br />
«Terleme sırasında vücuttan tuz ve su azalacağından bu­nun yerine konması gerekir. Bu nedenle, sıcak havalarda bol bol tuzlu ayran içilmesi yararlıdır.<br />
«Isı çarpması yaşlılarda tehlikeli olur. Bu nedenle,yaşlı kişilerin havasız, durgun ısılı yerlerde bulunmamaları gerekir, icap ederse, üşütme pahasına rüzgara çıkmaları gerekir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Grubuna Göre Nasıl Beslenmeliyiz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/kan-grubuna-gore-nasil-beslenmeliyiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/kan-grubuna-gore-nasil-beslenmeliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubuna göre nasıl beslenmeliyiz]]></category>
		<category><![CDATA[o kan grubu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=864</guid>
		<description><![CDATA[ 
0 GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, protein yönünden zengin yiyecekler.
Yememeniz gerekenler: Buğday ve diğer tahıllar.
Yapmanız gereken egzersizler: Herhangi bir aerobik programı.
Sağlık riskleri: Ülser, mafsal iltihabı.
A GRUBU
Yemeniz gerekenler: Sebzeler, karbonhidratlı yiyecekler.
Yememeniz gerekenler: Et ve yağ.
Yapmanız gereken egzersizler: Yürüyüş, yoga, meditasyon.
Sağlık riskleri: Kanser ve kalp krizi.
B GRUBU
Yemeniz gerekenler: Et, sebze ve süt ürünleri.
Yememeniz gerekenler: Özellikle yememeniz gereken yiyecek yok. Aşırıya kaçmamak şartıyla her şeyi yiyebilirsiniz.
Yapmanız gereken egzersizler: Yüzme ve yürüyüş.
Sağlık riskleri: Sinirsel rahatsızlıklar.
AB GRUBU
Yemeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler sizin için de geçerlidir.
Yememeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler.
Yapmanız gereken egzersizler: Rahatlatıcı, gevşetici ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>0 GRUBU</p>
<p>Yemeniz gerekenler: Et, protein yönünden zengin yiyecekler.<span id="more-864"></span></p>
<p>Yememeniz gerekenler: Buğday ve diğer tahıllar.</p>
<p>Yapmanız gereken egzersizler: Herhangi bir aerobik programı.</p>
<p>Sağlık riskleri: Ülser, mafsal iltihabı.</p>
<p>A GRUBU</p>
<p>Yemeniz gerekenler: Sebzeler, karbonhidratlı yiyecekler.</p>
<p>Yememeniz gerekenler: Et ve yağ.</p>
<p>Yapmanız gereken egzersizler: Yürüyüş, yoga, meditasyon.</p>
<p>Sağlık riskleri: Kanser ve kalp krizi.</p>
<p>B GRUBU</p>
<p>Yemeniz gerekenler: Et, sebze ve süt ürünleri.</p>
<p>Yememeniz gerekenler: Özellikle yememeniz gereken yiyecek yok. Aşırıya kaçmamak şartıyla her şeyi yiyebilirsiniz.</p>
<p>Yapmanız gereken egzersizler: Yüzme ve yürüyüş.</p>
<p>Sağlık riskleri: Sinirsel rahatsızlıklar.</p>
<p>AB GRUBU</p>
<p>Yemeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler sizin için de geçerlidir.</p>
<p>Yememeniz gerekenler: A ve B gruplarındaki yiyecekler.</p>
<p>Yapmanız gereken egzersizler: Rahatlatıcı, gevşetici hareketler.</p>
<p>Sağlık riskleri: Bağışıklık sisteminiz çok güçlü.</p>
<p>  Avrupalı bilim adamlarının ortaklaşa gerçekleştirdikleri bir araştırmaya göre pişmiş sebzeler kalp hastalıkları ve kansere karşı korunmada çiğ sebzeye oranla çok daha etkili oluyor. Pişirme bitki hücrelerini yumuşatarak karotenoidlerin, yani doku bozukluklarına karşı etkili olan ve hücre plaklarının atardamarlarda toplanmasını engelleyen antioksidanların, bağırsaklarda daha iyi emilmesine olanak tanıyor. Norwich Besin Araştrma Enstitüsü uzmanlarından Sue Southonduz çiğ havuçta karotenoidlerin emilme oranının yaklaşık yüzde 3 ya da 4 olduğuna, ancak sebzenin haşlanıp ezilmesi durumunda bu oranın dört beş kat arttığına dikkat çekiyor Karotenoidlerin bedene aktarılmasında karşılaşılan sorunlardan bir tanesinin, çevresi sert bir duvarla örtülü hücrelere sahip olan havuz türü besinlerde olduğu gibi özellikle besinin yapısından kaynaklandığına parmak basan Southon bu soruna getirilecek en iyi çözümün sebzeyi pişirmek olduğunu belirtiyor</p>
<p>Havucun içerdiği en önemli karotenoidin, ıspanak ve brokoli gibiyeşil sebzelerde de bol miktarda bulunan karoten olduğu belirtiliyor. Sağlığa yararlı etkileri olan öteki karotenoidler arasında sarı ve yeşil sebzelerde bulunan &#8220;lutein&#8221; ile domates ve karpuzun özünü oluşturan &#8220;likopen&#8221; gibi maddeler de yer alıyor.<br />
İngiltere, Hollanda, İspanya, İrlanda ve Fransa&#8217;dan bilim adamlarının katılımıyla oluşan ekip pişmiş ya da işlemden geçirilmiş belli miktarda sebzelerden elde edilen kesim karoteniod oranını belirlemeye çalışıyor. Böylece bedenin gereksindiği günlük karotenoid miktarı da belirlenmiş olacak.<br />
Söz konusu araştırmanın temelini Toronto Üniversitesi&#8217;nden Venket Rao ve ekibinin 1997 yılında elde ettiği, domates salça ve püresinin likopen açısından çiğ domatese kıyasla çok daha zengin olduğu yönündeki bulgular oluşturuyor. Araştırma genelde insanların, pişmiş, çiğ, püre, dondurulmuş ya da konserve olsun, daha çok sebze ve meyve yemeleri gerektiğini, karotenoid ve E vitamini gibi maddelerin ilaç yerine doğrudan besinlerden alınmasının daha yararlı olduğunu ortaya koyuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/kan-grubuna-gore-nasil-beslenmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>0 Kan Grubu Olanlar Nasıl Diyet Yapmalı?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/0-kan-grubu-olanlar-nasil-diyet-yapmali/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/0-kan-grubu-olanlar-nasil-diyet-yapmali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[o kan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[o kan grubu olanlar nasıl diyet yapmalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=854</guid>
		<description><![CDATA[ 
Amerika&#8217;da kilo veren pek çok kadına hangi diyeti uyguladığı sorulduğunda, şu sıralar, alınan yanıt aynı oluyor: ‘‘Kan grubu diyetinden yararlandım’’ Nedir bu kan grubu diyeti? Amerikalı tıp uzmanı, araştırmacı Dr. Peter J. D&#8217;Adamo, insanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla ilişkileri üzerinde uzun yıllar süren çalışmalarının sonuçlarını bir kitapta topladı. Dr. D&#8217;Adamo, bu çalışmalarından önemli bir sonuca varmıştı. Kişilerin kan grupları, kilo vermek veya almak için nasıl bir yöntem uygulanması gerektiğini de belirliyordu. Tüm dünyada satış rekorları kıran bu kitabın önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz.
Kan, hayatın ta kendisidir. Tüm uygarlıklar kan bağlarıyla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Amerika&#8217;da kilo veren pek çok kadına hangi diyeti uyguladığı sorulduğunda, şu sıralar, alınan yanıt aynı oluyor: ‘‘Kan grubu diyetinden yararlandım’’ Nedir bu kan grubu diyeti? Amerikalı tıp uzmanı, araştırmacı Dr. Peter J. D&#8217;Adamo<span id="more-854"></span>, insanlarda kan gruplarının sağlık ve hastalıklarla ilişkileri üzerinde uzun yıllar süren çalışmalarının sonuçlarını bir kitapta topladı. Dr. D&#8217;Adamo, bu çalışmalarından önemli bir sonuca varmıştı. Kişilerin kan grupları, kilo vermek veya almak için nasıl bir yöntem uygulanması gerektiğini de belirliyordu. Tüm dünyada satış rekorları kıran bu kitabın önemli bölümlerini sizlere sunuyoruz.</p>
<p>Kan, hayatın ta kendisidir. Tüm uygarlıklar kan bağlarıyla kurulmuştur. İnsanlık tarihinde, çok önemli bir dinsel ve kültürel simge sayılır. Fiziksel ve figüratif olarak kansız asla yaşayamayız. Son kırk yıl içinde atalarımızın davranışları ve gruplaşmaları konusunda daha fazla bilgi sahibi olabilmek için değişik kan gruplarını incelemeye başladık. Aslında kan grubu, bizleri birbirimize bağlayan kopmaz bir bağdır. Her kan grubu. atalarımızın beslenme ve davranış özelliklerinin genetik mesajlarını taşır. İşte bu nedenle de kan grubuna göre diyet uygulanması mantıksal açıdan da akla uygun geliyor. Diyet uygulamasına geçmeden önce, kan grubunuzun özelliklerini bilmenizde yarar var. Kan grupları 0, A, B, ve AB olarak dörde ayrılıyor. Bu dört ana grup, kişilerin kan özelliklerine örnek oluşturuyor. Kan grupları belirtilirken Rh pozitif ya da Rh negatif deyimleri kullanılıyor. Bu deyimler sizi şaşırtmasın. Rh faktörü, her kan grubunda bulunur. Kan grubunuz 0 da olsa Rh faktörü bulunabilir. Eğer bu faktör mevcut değil ise Rh negatif deyimi kullanılır. Kanınız dört gruptan birine dahildir ama Rh negatif ya da pozitif ibaresini taşıyabilir.</p>
<p>KAN GRUBUNA GÖRE DİYET</p>
<p>Kan grubuna göre diyet uygulamak son yıllarda geliştirilen bir yöntem olarak tanıtılıyor. Oysa gerçekte binlerce yıl önce başlatılmış bir uygulama olduğunu belirtmek isterim. Eğer tarih boyunca, biyolojik doğamızın içgüdülerine uyarak beslenmeye devam etseydik, bugün her şey çok farklı olabilirdi. Fakat teknoloji ve değişik görüşler araya girdi, biz doğal beslenme yöntemlerimizi bir kenara bıraktık. Şimdi ise geriye dönme ve beslenme düzenimizi kan grubumuzun özelliklerine göre kararlaştırma zamanı geldi. Artık aldığımız besinlerin sağlığımız açısından çok büyük önem taşıdığını biliyoruz. Fakat zaman zaman ortaya atılan iddialar, verilen öğütler sağlığına özen gösteren kişileri de şaşırtıyor. Gerçekte nasıl bir beslenme düzeni uygulanmasının doğru olacağı bu karmaşa içinde bir türlü belirlenemiyor. Açıkçası, beslenme konusunda her kafadan ayrı bir ses çıkması, insanları şaşırtıyor.</p>
<p>Bazı kişilerin belirli bazı diyet reçetelerinden iyi sonuç aldıklarını ama aynı reçetelerin başkalarında bu etkiyi göstermediğini görüyoruz. Aslında biz besinlerin özelliklerini büyük bir titizlikle incelemeye, araştırmaya kendimizi öylesine kaptırdık ki, kişilerin özelliklerini aklımıza getirmedik. Oysa kişilerin kendileri için yararlı olacak beslenme düzenini saptamaları için önce kendilerini iyi tanımaları gerekiyor. Ve beslenme konusunda bize rehber olacak en önemli unsur da kan grubu.</p>
<p>Her kan grubu için önerilen yiyecekler genel olarak 16 grupta toplanıyor. Kırmızı ve beyaz et, deniz ürünleri, Süt ürünleri ve yumurta, Sıvı ve katı yağlar, kuruyemiş, taneli sebzeler, tahıl ürünleri, ekmekler, unlu yiyecekler ve makarna, sebzeler-meyveler, meyve suları, baharat, tuz, biber, salça, ot çayları, çeşitli içecekler.</p>
<p>Besin maddelerini ayrıca yararlı, nötr ve zararlı olarak da üç gruba ayırmak gerekiyor. Yararlı olanlar, birer ilaç etkisini gösteren yiyeceklerdir. Nötr olanlar sadece damak zevkinize hitabeder. Zararlılar ise aslında birer zehir niteliğini taşır.</p>
<p>Kan gruplarına göre hazırlanan diyet reçetelerinde çok çeşitli yiyecek yer alıyor. Bu nedenle diyet sözcüğü, sizde &#8217;sınırlanma&#8217; duygusu uyandırmasın.</p>
<p>O KAN GRUBUNUN ÖZELLİKLERİ</p>
<p>Onlara &#8216;Avcı&#8217;deniliyor. İlk insanların kan gruplarının 0 olduğu sanılıyor.</p>
<p>Et yemeye bayılırlar</p>
<p>Sindirim sistemleri sağlamdır</p>
<p>Bağışıklık sistemleri fazla hareketlidir</p>
<p>Diyet yapmaya zor alışırlar</p>
<p>Çevreye uyumları zaman alır.</p>
<p>Stresten kurtulmak için fiziksel faaliyetlere ağırlık verirler</p>
<p>Enerjik ve ince kalabilmek için metabolizmalarının hızlanması gerekir.</p>
<p>Vahşi hayvanları avlayıp onların etleriyle beslenen atalarımız fiziksel egzersiz ve hayvansal protein ile ayakta kalıyorlardı. Bugün sizin uygulayacağınız 0 grubu diyetin başarılı olabilmesi için yağsız ve kimyasal madde içermeyen ( dondurulmamış) kırmızı et ve beyaz et ve balık yemelisiniz. 0 grubundakiler süt ve sütlü besinlere, diğer gruplardakiler kadar kolay alışamazlar.</p>
<p>Tahıl ürünleri, ekmek ve taneli sebzeleri mümkün olduğu kadar az tüketirseniz kilo verebilirsiniz. Buğdayda bulunan gluten maddesi, 0 grubuna dahil kişilerin kilo vermelerini engeller. Bu nedenle buğday unundan yapılmış yiyeceklerden uzak durulması gerekiyor.</p>
<p>0 kan grubundaki kişilerin metabolizmaları düşük hızda çalışıyor olabilir. Tiroid hormonu üretmekten başka bir görevi olmayan iyodun yeterli miktarda olmaması, 0 grubundaki kişilerin yediklerini yakmalarını zorlaştırıyor.</p>
<p>İşte bu nedenle 0 kan grubuna dahil olanların bol bol deniz ürünleri, iyotlu tuz, karaciğer, kırmızı et, ıspanak ve brokoli ile beslenmeleri öneriliyor. Bu arada bir noktayı da belirtmek istiyoruz: Yiyeceklerinizin miktarına dikkat etmelisiniz. Atalarımız bir oturuşta bir kilo et yemiyorlardı. Günlük et tüketiminiz 180 gramı geçmemeli.</p>
<p>SÜT VE YUMURTA YOK</p>
<p>0 grubuna dahil kişilerin midelerindeki asit miktarı yüksek olduğu için eti kolayca sindirirler . Fakat midenizde fazla asitlenme olmasını önlemek için et proteini tüketimini, sebze ve meyve yiyerek dengelemelisiniz.</p>
<p>0 grubuna dahil olanlar, süt ürünlerinden ve yumurtadan uzak durmalılar. Onların metabolizmaları ağır çalışır ve sütlü besinlerin de metabolizmayı yavaşlattığı biliniyor. Süt ve sütlü besinler, vücudun kalsiyum ihtiyacını giderirler. Vücudunuzda kalsiyum eksikliği olmaması için çeşitli haplarla kalsiyum ihtiyacınızı gidermelisiniz.</p>
<p>SIVI YAĞ TERCİH EDİLMELİ</p>
<p>0 kan grubuna dahil olanlar için sıvı yağlar tavsiye ediliyor. Sıvı yağlar, özellikle zeytinyağı önemli bir besin kaynağıdır. Mono doymamış yağları, özellikle zeytinyağını tercih ederseniz, kalp ve damar sağlığını da korumuş olursunuz. Bu yağın kandaki kolesterol miktarını da azalttığı biliniyor.</p>
<p>SIFIR KAN GRUBU İÇİN ÖRNEK DİYET</p>
<p>Kan grubunuza uygun diyet hazırlarken sizlere bir haftalık, on beş günlük ya da bir aylık listeler sunmayı düşünmedik.</p>
<p>Kan grubunuzun özelliklerine göre hangi yiyeceklere ağırlık vermeniz gerektiğini bildikten sonra listenizi kendiniz hazırlayabilirsiniz.</p>
<p>Ayrıca bizim önerimiz, belirli bir süre diyet uygulayıp sonra eski duruma dönmek değil.</p>
<p>Kan grubunuza uygun bir beslenme düzenine kavuşup, bunu ömür boyu uygulamanızı öneriyoruz.</p>
<p>Kahvaltı</p>
<p>2 dilim mısır ekmeği, tereyağı</p>
<p>ya da fındık ezmesi sürülmüş</p>
<p>180 gram sebze suyu</p>
<p>Muz</p>
<p>Yeşil çay ya da ot çayı</p>
<p>ÖĞLE YEMEĞİ</p>
<p>180 gram haşlanmış dana eti</p>
<p>Ispanak salatası</p>
<p>Elma veya ananas</p>
<p>Su ya da soda</p>
<p>İKİNDİ</p>
<p>1 dilim elmalı kek</p>
<p>Yeşil çay ya da ot çayı</p>
<p>AKŞAM YEMEĞİ</p>
<p>Kuzu pirzola,</p>
<p>Haşlanmış brokoli</p>
<p>Haşlanmış patates</p>
<p>Karışık mevsim meyveleri</p>
<p>Bira ya da şarap (bir kadeh)</p>
<p>SIFIR KAN GRUBUNA ÖNERİLER</p>
<p>0 kan grubundakiler için vitamin ve mineral takviyesi önem taşıyor. Metabolizmayı hızlandırmak, kanın pıhtılaşma gücünü artırmak, şişkinliği önlemek ve tiroid bezinin çalışmasını düzene sokmak gibi hedeflere ulaşmak için gerekli. Ancak vitamin takviyesi denilince akla öncelikle C vitamini gelir. Oysa 0 kan grubundakilere uygun yiyeceklerde C vitamini bol miktarda bulunmaktadır. D vitamini almak da gerekmez.</p>
<p>0 kan grubundakilerin öncelikle B vitaminlerine ağırlık vermeleri öneriliyor. İkinci sırada K vitamini var. Ve tabii kalsiyum takviyesi unutulmamalı</p>
<p>Kanın pıhtılaşma gücü zayıf olduğu için doktora danışılmadan A vitamini takviyesi almak yanlış olur. Bilindiği gibi A vitamini kanı zayıflatır, yoğunluğunu azaltır.</p>
<p>Sağlıklı olmanın birinci şartı dengeli beslenmek ise, ikinci şartı da egzersiz yapmak. 0 kan grubuna dahil olanların uygulamaları gereken egzersizlere bir göz atalım. 0 kan grubundaki kişiler kilo vermek isterlerse, fiziksel faaliyetlere ağırlık vermelidirler. Size bir egzersiz çizelgesi sunuyoruz:</p>
<p>Aerobik (40-60 dk.)</p>
<p>haftada 3-4 kez</p>
<p>Yüzme (30-45 dakika)</p>
<p>haftada 3-4 kez</p>
<p>Jogging (30 dakika)</p>
<p>haftada 3-4 kez</p>
<p>Ağırlık kaldırma (30 dakika) haftada 3 kez</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/0-kan-grubu-olanlar-nasil-diyet-yapmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Kanamaları Ve Nedenleri?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 10:14:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=837</guid>
		<description><![CDATA[ 
Burun kanamaları yaş ve cins ayırımı  yapmadan tüm insanlarda görülebilmektedir. Burun kanamaları çoğunlukla olduğundan daha tehlikeli gibi görünür. Yine de nadir durumlarda hayati tehlike olabilir. Kanamalar nedenlerine göre, burun içi değişiklikler ve vücudun başka hastalıklarının (mikrobik hastalıklar, hipertansiyon, pıhtılaşma bozukluklari, kanser gibi kötü huylu hastalıklar) sonucu olmak üzere 2 ana gruba ayrıabilir. Basit bir burun karıştırması, ağır egzersizler, hafif soğuk algınlıkları alerjik rinit, burun travmalar), burun operasyonları, burun içi yabanca cisimler ve tümörler de kanama nedenleri arasındadır. Kanamaların yerine göre ise burun ön tarafı ve arka tarafı olmak üzere 2 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Burun kanamaları yaş ve cins ayırımı  yapmadan tüm insanlarda görülebilmektedir. Burun kanamaları çoğunlukla olduğundan daha tehlikeli gibi görünür<span id="more-837"></span>. Yine de nadir durumlarda hayati tehlike olabilir. Kanamalar nedenlerine göre, burun içi değişiklikler ve vücudun başka hastalıklarının (mikrobik hastalıklar, hipertansiyon, pıhtılaşma bozukluklari, kanser gibi kötü huylu hastalıklar) sonucu olmak üzere 2 ana gruba ayrıabilir. Basit bir burun karıştırması, ağır egzersizler, hafif soğuk algınlıkları alerjik rinit, burun travmalar), burun operasyonları, burun içi yabanca cisimler ve tümörler de kanama nedenleri arasındadır. Kanamaların yerine göre ise burun ön tarafı ve arka tarafı olmak üzere 2 gruba ayrılabilir. Burunun ön tarafından kaynaklanan kanamalar daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülürken burun arka bölümünden olan kanamalar, yaşlarda sık görülür. Burun arkasından olan kanamalar daha çok genize doğru akar ve şiddeti olma olasılğı yüksektir. Tansiyon kontrolü ve KBB uzmanı tarafından müdahale önerilir.</p>
<p>Bazen da yalancı burun kanamaları görülebilir. Bu tip kanamalarda kanayan yer burun olmadığı halde kan burundan gelmektedir. Bu durum yemek borusu damarlarının varislerindeki kanamaların yukarı taşması veya genizde yerleşmiş tümörlerin kanamalarında görülmektedir.Burun kanamaları, üst solunum yolları enfeksiyonlarının sık olduğu ve sıcaklık değişimlerinin fazla olduğu kıŞ aylarında daha çok görü!ür. Ancak sıcak ve kuru havalarım ağırlıkta olduğu dönemlerde de Sık görülebilir.</p>
<p>Sık kanamalara dikkat edelim!</p>
<p>Burun, kanlanması bol bir organdır. Burun kanamaları, birkaç damla ile kısa süren kanamalardan, ciddi boyutlarda, bol ve uzun kanamalara  kadar  geniş  bir  yelpaze içerisinde olabilirler. Bu yüzden, her burun kanaması çok iyi değerlendirilmelidir.</p>
<p>Burun kanamalarının birçok sebebi vardır. En Sık karşılaştığımız burun kanaması, burunun hemen girişinde bulunan yüzeyel damarların çatlaması ile oluşan kanamalardır. Bu kanamaların sebebi, &#8220;buruna darbe, hava kuruluğu, tansiyon yükselmesi, Sıcak ve kuru hava&#8221; gibidir. Bütün burun kanamalarının yakiaşık %90&#8242; bu tür kanamalardır. Bu durumda yapılacak şey, hastanın, burnunu soğuk su i!e temiz!emesi, burun içerisindeki pıhtıları sümkürmesi ve burun kanatlarının beş, on dakika iyice sıkılmasıdır. Hastanın yatırılması, yarar yerine zarar getirir. Yatırılacaksa bile baş yukarıda tutulmalıdır. Böyle bir müdahale i!e bu tür kanamalar çoğunlukla durur. Çatlayan damar iyileşene kadar kanamalar tekrarlayabilir. Kanamalar durmaz ve Sık olursa mutlaka bir kulak, burun, boğaz hekimince değerlendirilmelidir. Sık sık kanayarak kişinin yatağım; kirletiyor, iş yapmağa, araba kullanmasına engelliyorsa, burun tamponlanabilir, damarlar koterize edilebilir (yakılabilir).</p>
<p>Müdahale şart</p>
<p>Burun içerisinde, diğer damarlarda da çatlamalar olabilir ve daha şiddetli kanamalar görülebilir. Bu kanamalar, genellikle müdahale gerektirirler. Burun kanatlarını elle sıkmakla durmayacakları gibi daha geniş çaplı damar kanamadan oldukları için çok kan kaybına sebep olabilirler. Özelikle yaşlı insanlarda tansiyon yükselmesi ile oluşan kanamalar, damar çeperlerinin kireçlenmiş olmasından dolayı kolay kolay durmazlar. Kişinin hem tansiyonu hem de kanaması kontrol altıa alınmalıdır.Burun iltihapları, sinüzitler, nadir görülen burun tümörleri de kanamaya yol açabilirler, hatta bazen ilk bulgular. Kanamaya meyil yaratan bazı hastalıkar ve kan sulandırıcı ilaç kullanan kişilerde de burun kanamalan görülebilir.</p>
<p>Burun  kanamaları  çoğunlukla  can SıkıCıdır, bazen korkutucu ve yaşama tehdit edici   boyuttadır.   Uzmanlar   burun kanamalarını iki gruba ayıraktadırlar;</p>
<p>Ön burun kanamaları:</p>
<p>Burnun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran ya da oturan kişide bir burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir.</p>
<p>Arka kanama:</p>
<p>Burun arkasından ve derinden olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.</p>
<p>Arka burun kanamalarının tanınması çok önemlidir. Bu kanama tipi oldukça şiddetlidir ve bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler ya da travma geçirmiş kişilerdir.</p>
<p>Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burunun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek yararlı olacaktır. Bu amaçla vaselin ve viks faydalı ilaçlardır. Günde üç defa kullanılması önerilir ancak gece yatmadan önce sürmek yeterlidir. Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin taydaşı vardır.</p>
<p>Siz ya da çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız;</p>
<p>o Burnun uçtaki yumuşak kısmım baş parma-ğınızla diğer iki parmağınız arasına alınız.</p>
<p>o Burnu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırınız.</p>
<p>o Beş dakika böyle bekleyiniz (Saat tütünüz).</p>
<p>o Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturunuz ya da başınız daha yukarıda uzanınız.</p>
<p>o Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz (Bir plastik torba içinde buz doldurarak).</p>
<p>Kanama durduktan sonra yeniden kanamayı önlemek</p>
<p>o Sümkürmemeye özen gösteriniz.</p>
<p>o Yerden ağır bir şey kaldırmak ya da buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız.</p>
<p>o Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarıda tutmaya çalışınız.</p>
<p>o Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürterek te-mizleyiniz.</p>
<p>o 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız (Otrivine, Burnil, Faral v.b.).</p>
<p>o Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız.</p>
<p>o Doktorunuzu arayınız</p>
<p>Tekrarlayan burun kanamalarının nedeni ne olabilir?</p>
<p>Burun kanamalarının bir çok nedeni vardır:</p>
<p>Genel (bütün vücudu ilgilendiren) nedenler arasında yüksek tansiyon ve kanın pıhtılaşma bozukluğuna neden olan hastalıklar (kan, karaciğer, böbrek hastalıkları gibi) başta gelir. Buruna ait nedenler arasında ise iltihaplanmalar (nezle, sinüzit gibi), burun dokusunun travması (darbeler, burun karıştırma gibi) ve tümörler sayılabilir.</p>
<p>Tekrarlayan burun kanamalarının da nedeni bunlardan biri olabilir. Bir sağlık kuru-muna müracaat edilmesin! gerektirecek derecede şiddetli burun kanaması geçiren ve tekrarlayan kanamaları olan bütün hastaların, kanama durduktan sonra ciddi bir neden olup olmadığının araştırılması için bir Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları uzmanı tarafından-muoyene edilmesi gerekir</p>
<p>Doktoru ne zaman arayalım, ya da acil servise başvuralım!</p>
<p>o Eğer, kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa.</p>
<p>o Eğer, kanama çok hızlı ve kan kaybı miktarı çok fazla ise.</p>
<p>o Eğer, kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.</p>
<p>o Eğer, kanamanız burun önüne kanamadan çok, boğaz arkasına doğru oluyorsa.</p>
<p>Bu durumda kanamaya profesyonel yaklaşımda bulunulur. Uzman doktor tarafından çoğunlukla burun ön kısmına vazelini! bezlerle yapılacak tampon kanamayı durduracaktır. Kanama yeri görülebilirse &#8220;gümüş nitrat&#8221; veya &#8220;elektrokoter&#8221; cihazı ile damar yakılabi-lir. Burun arkasına olan kanamalarda ağız içerisinden damağın üst kısmına tampon uygulamak gerekebilir. Bütün bu işlemlere rağmen durmayan kanamalarda hastaya anestezi verilerek kanayan damar özel maddelerle tıkanabilir veya bağlanabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/burun-kanamalari-ve-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykusuzluk Ve Nedenleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/uykusuzluk-ve-nedenleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/uykusuzluk-ve-nedenleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 09:58:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[uykusuzluk nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[uyky]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=829</guid>
		<description><![CDATA[ ‘’Kafein, sigara, alkol, kullanımı uykuyu bozmaktadır. Uyku saatinden 4-6 saat önce bunların alımını kesilmesini öneren doktorlar, uykunun günlük hayatın bir süre için kesintiye uğraması ya da boşa geçen zaman olmadığını, zihinsel ve fiziksel sağlığı her gün yenilemek için önemli ve hayatın üçte birini kapsayan aktif bir dönem olduğunu söylerken. Uyku bozukluklarının, trafik kazalarına ve mesleki kazalara neden olabilmesi nedeniyle bir halk sorunu olduğunu ifade eden doktorlarımız, iyi bir uyku hijyeninin kişinin uykusunu düzeltebildiğini söylüyorlar. Kişilerin yalnızca uykuları geldiği zaman uyumaya çalışmaları gerektiğini : ‘’Eğer uyuyamıyorsanız, yataktan kalkın ve uykunuz gelinceye ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> ‘’Kafein, sigara, alkol, kullanımı uykuyu bozmaktadır. Uyku saatinden 4-6 saat önce bunların alımını kesilmesini öneren doktorlar<span id="more-829"></span>, uykunun günlük hayatın bir süre için kesintiye uğraması ya da boşa geçen zaman olmadığını, zihinsel ve fiziksel sağlığı her gün yenilemek için önemli ve hayatın üçte birini kapsayan aktif bir dönem olduğunu söylerken. Uyku bozukluklarının, trafik kazalarına ve mesleki kazalara neden olabilmesi nedeniyle bir halk sorunu olduğunu ifade eden doktorlarımız, iyi bir uyku hijyeninin kişinin uykusunu düzeltebildiğini söylüyorlar. Kişilerin yalnızca uykuları geldiği zaman uyumaya çalışmaları gerektiğini : ‘’Eğer uyuyamıyorsanız, yataktan kalkın ve uykunuz gelinceye kadar yatağa dönmeyin. Uyku saatlerinizin değişmemesine dikkat edin. Hafta sonları ve tatiller de dahil hep aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmaya özen gösterin.’’şeklinde öneriler veriyorlar.</p>
<p>Huzurlu bir gece için…</p>
<p>&gt;&gt; Yatak odanızda loş ışık kullanın, sessiz bir ortam oluşturun. Yatak odanızın aşırı sıcak veya soğuk olmasından kaçının. Gece uyumakta güçlük çekiyorsanız gündüz uykusundan kaçının.<br />
&gt;&gt; Gündüz çok uykunuz gelirse saat 15.00’den önce ve bir saatten az uyuyun. Ağır yemek yemeyin. Ancak açlık uykunuzu kaçırıyorsa hafif atıştırabilirsiniz.<br />
&gt;&gt; Kafein, sigara, alkol, kullanımı uykuyu bozmaktadır. Uyku saatinden 4-6 saat önce bunların alımını kesin.<br />
&gt;&gt; Düzenli spor yapın, ancak en geç uyku saatinden 6 saat önce spor aktivitesini tamamlamış olun. Günlük stresiniz uykunuzu kaçırıyorsa uykudan önce başka odada ertesi günün planını yapın ve sorunlarınızı yazarak çözmeye çalışın.<br />
&gt;&gt; Yatağa yattığınızdan itibaren bunları düşünmeyin. Kendinize uygun bir gevşeme tekniği bulmaya çalışın.’’<br />
&gt;&gt; Eğer bunları denemenize rağmen şikayetleriniz geçmiyorsa ve 4-6 haftayı geçen bir uykusuzluğunuz varsa uyku merkezine başvurmanız önerilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/uykusuzluk-ve-nedenleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kordon Kanı Nedir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/kordon-kani-nedir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/kordon-kani-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 15:04:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[kordon kanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=819</guid>
		<description><![CDATA[Rahim içindeki yaşamda bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alış verişini sağlayan organdır. Bu organ doğumdan hemen sonra görevini tamamlayarak rahim dışına atılır.
 
Doğumdan sonra bebeğin kordonu ile plasentası arasında kalan kana “kordon kanı” denir. Bu kanın özelliği bebeğin damarlarında dolaşan kandan farklı olması ve kan üretimde görev alan “kök hücreleri (stem cell)” içermesidir. Kök hücreler nakli (transplantasyonu) için kullanılan kök hücre kaynakları arasında plasenta dışında, kemik iliği ve kollarımızdaki kan (periferik kan) bulunmaktadır.
Kök hücrelerin en önemli özelliği, belirli uygun ortamlar sağlandığında herhangi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim içindeki yaşamda bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Plasenta bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alış verişini sağlayan organdır<span id="more-819"></span>. Bu organ doğumdan hemen sonra görevini tamamlayarak rahim dışına atılır.<br />
 <br />
Doğumdan sonra bebeğin kordonu ile plasentası arasında kalan kana “kordon kanı” denir. Bu kanın özelliği bebeğin damarlarında dolaşan kandan farklı olması ve kan üretimde görev alan “kök hücreleri (stem cell)” içermesidir. Kök hücreler nakli (transplantasyonu) için kullanılan kök hücre kaynakları arasında plasenta dışında, kemik iliği ve kollarımızdaki kan (periferik kan) bulunmaktadır.</p>
<p>Kök hücrelerin en önemli özelliği, belirli uygun ortamlar sağlandığında herhangi bir doku veya organa dönüşebilme yeteneğine sahip olmalarıdır.</p>
<p>Kordon kanının alınarak saklanmasındaki amaç, çocuklarda yaş ilerledikçe ortaya çıkabilecek ve çoğu ağır seyirli hastalığın tedavisi için önemli bir seçenek oluşturmasıdır. Diğer belki de daha önemli bir amaç da ileride &#8220;kordon kanı bankaları&#8221;nın oluturularak ihtiyacı olan kişilerin  doku tiplerine göre -kök hücre sahiplerinin rızası alınarak -bu kanlardan yaralandırılmasıdır.</p>
<p>Kordon kanının ne önemi vardır?<br />
İnsan kanı içinde temel olarak “plazma” adı verilen sıvı içerisinde üç ana tip hücre vardır. Bunlar; kırmızı kan hücreleri (eritrositler), beyaz kan hücreleri (lökositler) ve pıhtılaşma elemanları (trombositler, plateletler) dir.</p>
<p>Esas olarak;  eritrositler hücreler arasında oksijen ve karbondioksit taşımasında, lökositler organizmanın bağışıklık sisteminin çalışmasında, trombositler (plateletler) ise diğer pıhtılaşma faktörleri ile birlikte kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.</p>
<p>Bu üç hücre grubunun hepsi de kemik iliğinde bulunan ve kök hücre adı verilen bir tür hücrenin farklılaşması ile ortaya çıkar. Yani, kemik iliğindeki kök hücreler her türlü kan hücresini oluşturabilme yeteneğindedirler ve bu üretim sürekli devam eder.<br />
Çocukluk çağı lösemileri (kan kanseri) ile bazı kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarının varlığında kemik iliği görevini sağlıklı olarak yerine getiremez.</p>
<p>Öte yandan bu hastalıkların tedavisinde başvurulan kemoterapi ya da radyoterapi gibi uygulamalar kemik iliğindeki kök hücrelere zarar verir. Hastalığın ve tedavinin türüne göre bazı hastalarda kemik iliği nakli kaçınılmaz olur. Bu durumda hastanın kemik iliği ile uyumlu olan sağlıklı bir vericiden alınan sağlıklı kemik iliği ve kök hücreleri hasta kişiye verilerek sağlıklı kan hücrelerinin yeniden üretilmesi amaçlanır. Böyle bir durumda hastanın kendi akrabaları hatta kardeşleri arasında dahi uygun bir verici bulma olasılığı %25&#8242;ler civarındadır.</p>
<p>1980&#8242;li yılların başlarında bilim adamlarının yenidoğan bebeklerin kordon kanında da kemik iliğindekine benzer kök hücrelerin bulunduğunu fark etmeleri ile birlikte kordon kanından elde edilen bu hücrelerin belirli hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği fikri ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Elde edilen kordon kanının belirli koşullar altında toplanıp dondurularak saklanabileceği ve daha sonra gerek duyulduğunda çözülerek kullanılabileceğini fark eden “Dr.David Harris&#8221; 1992 yılında oğlunun kordon kanını kendi laboratuarında dondurarak sakladı.</p>
<p>Daha sonra bu uygulamayı halka açması ile 1994 yılında Dünyadaki ilk kordon kanı bankası ABD’ nde kurulmuş oldu.<br />
Takip eden yıllar içinde dünya üzerinde pek çok kordon kanı bankası kuruldu ve binlerce bebeğin kanı bu bankalarda koruma altına alındı.</p>
<p>Kök hücre naklinin kaç tipi vardır?<br />
Eskiden kök hücre nakli yerine &#8220;kemik iliği nakli&#8221; terimi kullanılırdı. Günümüzde işlemin ana ismi &#8220;kök hücre nakli&#8221; olup, kemik iliği yalnızca kök hücrelerin elde edildiği kaynaklardan birisidir.</p>
<p>Üç tipte kök hücre nakli vardır:<br />
1. Allojenik nakil:   Toplanan kök hücreler bir başka kişi tarafından kullanılabilir.<br />
2. Otolog nakil:  Hastanın sağlıklı döneminde toplanan kök hücreler ileride kendisi için kullanılabilir.<br />
3. Sinjeneik nakil:  Bir hastaya kendi ikiz kardeşi (tek yumurta ikizi) kök  hücre verebilir.</p>
<p>Kordon kanı saklamanın ne yararı vardır ?<br />
Kordon kanı bankalarında kanların saklanmasındaki amaç bebeğin ileride kemik iliği nakli gerektirecek bir hastalığa yakalanması durumunda kendine ait sağlıklı kök hücreleri kullanılarak tedavi edilebilmesi ve bu sayede uygun kemik iliği vericisi aranması gerekliliğinin ortadan kalkmasıdır. Bu sayede kemik iliği nakline gerek kalmayacaktır. Ayrıca bu şekilde doku uyum sorunu da yaşanmayacaktır.</p>
<p>1994 yılından bu yana tüm dünyadaki kordon kanı bankalarında saklanmakta olan ve toplam sayısı 160.000 olduğu tahmin edilen otolog kordon kanlarının yalnızca iki tanesi otolog nakil amaçlı kullanılmıştır. Gerçekleştirilmiş olan bu iki nakilden birisi kök hücre naklinin bir komplikasyonu olan &#8220;kök hücrelerinin hastada çalışmaya başlamasındaki gecikme&#8221; nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmış ve hasta enfeksiyondan kaybedilmiştir. Diğer hastada ise başarı sağlanmıştır.</p>
<p>Otolog transplantasyonun bu kadar nadir olarak uygulanmasının nedeni ise bebeğin ileride kordon kanı kullanılarak tedavi edilebilecek genetik bir hastalığa yakalanması olasılığının  yaklaşık binde bir gibi bir oranında olmasıdır.</p>
<p>Kök hücre saklamdaki diğer belki de en önemli amaç ise saklanan kordon kanları sayesinde çeşitli yerlerde “kordon kanı bankaları” oluşturularak, başkaları için de uygun görüldüğünde ve kan sahiplerinin rızası alınarak tedavi amaçlı kullanılabilecek olmasıdır. (Allojenik nakil)</p>
<p>Belli bir süre sonunda, belki de kemik iliği transplantasyon merkezleri yerlerini, kordon kanı bankalarına bırakacaktır.</p>
<p>Kordon kanı ne kadar süreyle saklanabilir?<br />
Vucud ağırlığı büyüdükçe vücut hacmi de arttığından kordon kanındaki kök hücre sayısı tedavide yetersiz olmaktadır. Bu yüzden kordon kanı saklama süresi, bu günkü bilimsel veriler doğrultusunda  en fazla 15 yılla sınırlı kalmakta ve bu nedenle yalnızca çocukluk ile erken ergenlik çağındaki hastaların tedavisinde kullanılabilmektedir. Kişiler 30-40 kg’ın üzerine çıkınca bu kanlar yine yetersiz hale gelmektedir.<br />
Kordon kanı nasıl alınır?</p>
<p>Öncelikle kordon kanı saklanmasına karar verildiğinde beklenen doğumdan en az bir kaç hafta önce ilgili laboratuar ve doğumu yaptıracak olan hekime durum bildirilmeli ve gerekli hazırlıkların yapılması sağlanmalıdır. Bu sayede gerekli ekipman ve belgeler doğum anında hazır bulundurulabilir.<br />
İşlemde bebek doğduktan sonra göbek kordonu bağlanır ve ilk 10 dakika içinde içindeki kan özel bir sistem yardımı ile torba içine toplanır.</p>
<p>Toplanan 40-100 ml hacmindeki kan, 36 saat içinde laboratuara gönderilir ve burada içindeki kök hücreler özel yöntemler ile ayrıştırılarak,  azot tanklarında  -193 derecede dondurularak saklanır.</p>
<p>Bu işlem, normal veya sezaryen ile olan doğumlarda uygulanabilir. Uygulama; fazla zaman almayan, yapılması kolay, anne ve bebek açısından risksizdir.</p>
<p>Dondurulan hücreler daha sonra gereksinim halinde çözülerek kullanılabilir.</p>
<p>Kordon kanı saklanması kimler için uygundur?<br />
Bu yeni uygulama ile ilgili olarak iki farklı görüş bulunmaktadır.<br />
Amerikan Pediatri Derneği’nin de yanında olduğu bazı araştırmacılar sadece ailelerinde kemik iliği nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan çiftlerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunmaktadırlar.</p>
<p>Bazı araştırmacılar ise kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu alternatifi kullanmalarını önermektedirler. İleride elde var olan kök hücrelerden yararlanılarak laboratuar ortamında bunların farklı şekillerde kullanılabileceği olasılığı bu tür bir yaklaşımı desteklemektedir.</p>
<p>Günümüzde kordon kanı ile tedavi edilebilen hastalıkların bazıları şunlardır:</p>
<p>• Çocukluk çağı lösemi ve lenfomaları<br />
• Thalessemi (Akdeniz anemisi)***<br />
• Aplastik anemiler (kemik iliğinde hücre üretiminin olmaması)<br />
• Orak hücreli anemi (Sickle cell anemi)<br />
• Amegakaryositik trombositopeni<br />
• Nöroblastom<br />
(*** Thalessemi doğuştan kazanılan bir hastalık olduğundan, talesemili doğan bebeklerin kordon kanları ileride kendilerine nakledilerek kullanılamaz. Yalnızca allojenik nakillerde yani sağlıklı birisinden alınan kök hücrelerin talesemi hastası bir bebeğe nakli ile tedavi sağlanabilir.  Sağlıklı bir kişiden olan kök  hücreler de doğumdaki kordon kanından veya kemik iliğinden temin edilebilir.) <br />
 <br />
Bazı ticari bankaların reklam broşürlerinde belitildiği gibi kordon kanının kalıtsal hastalıkların tedavisinde (thalessemi= akdeniz anemisi gibi), kalıtsal bağışıklık yetmezlikleri (immün yetmezlik sendromları) tedavisinde veya kalıtsal bir takım metabolik hastalıkların tedavisinde kullanım alanı yoktur.  Çünkü kalıtsal bir hastalığa sahip bir bebeğin kordon kanından elde edilmiş kök hücrelerinin bu hastalığı tedavi amaçlı kullanılması mümkün değildir.</p>
<p>Saklanan kordon kanlarının çoçukluk çağında kullanılabilecek en yaygın alanı çocukluk çağı lösemileri (kan kanserleri) ve aplastik anemileridir. Yıllık görülme sıklığı 100.000 de 5 olan lösemilerin büyük çoğunluğu sadece kemoterapi ile tedavi edilebilmektedir. Ayrıca eğer kordon kanı saklanmış bir çocuğa lösemi nedeni ile kök hücre nakli gerekecek olsa, başarı açısından ilk alternatif olarak doku tipi uygun kardeşi veya başka bir vericinin kök hücreleri ile allojenik nakil düşünülmektedir. (Kaynak: Türk Hematoloji Derneği)</p>
<p>Tüm bu nedenler doğrultusunda saklanacak olan kordon kanlarının  &#8220;bebeğin bir yaşam sigortası&#8221; olmadığı, herkesin maddi durumunu zorlayıp &#8220;olmazsa olmaz&#8221; olarak görmemesi gerektiği, yalnızca özel durumlarda bir alternatif olarak düşünülebileceği görüşü ağır basmaktadır.</p>
<p>Gelecekte neler olabilir?<br />
Gelecekte kök hücreler sanki bir otomobile yedek parça üretimi gibi; karaciğer, kalp, pankreas, beyin gibi pek çok organ yanında el, kol, ayak gibi uzuvların oluşturulmasında kullanılabilecek ve bu şekilde kazalar sonrası uzuv kayıpları, şeker hastalığı, karaciğer, böbrek, kalp yetmezlikleri, nörolojik kayıplar (felç), Parkinson, Alzheimer hastalığı, bir çok genetik hastalıklar ve kanser tedavilerindeki tüm tedavi yöntemleri belki de bu yönde değişecektir.</p>
<p>İleri zaman içinde biz hekimler “hastalığı tedavi etmek” yerine “hastayı tedavi etmek” için uğraşacağız. Süreç alacak olan bu gelişmelerin henüz çok çok çok başında bulunmaktayız.</p>
<p>Bu uygulama ile faaliyet gösteren merkezler nelerdir?<br />
Kordon kanı bankacılığı son birkaç yıl içinde ülkemizde de verilen bir hizmet haline gelmiş ve konuyla ilgili şirketler faaliyete başlamıştır. Bu şekilde bankalarda saklanılan kanların &#8220;otolog amaçlı kullanıma uygun olduğu&#8221;  yani ihtiyacı olan başka bir hastaya kullanımının olamaması sakıncalı yönleridir.</p>
<p>Bu şirketlerin bir kısmı toplanan kanı ABD başta olmak üzere temsilcisi oldukları şirketlerin merkezlerinin bulunduğu ülkelerde saklarken bir kısmı kendi bankalarını kurmuşlardır.</p>
<p>Maalesef ülkemizde hala daha konu ile ilgili yasal düzenlemeler yapılmamış ve dolayısıyla kanları Türkiye&#8217;de saklayan şirketler açısından ruhsatlandırma başta olmak üzere yasal bir zemin oluşturulamamıştır.</p>
<p>Ülkemizde otolog kordon kanı bankacılığı ile ilgili faaliyet gösteren yerli ve yabancı bazı şirket bankaları şunlardır:</p>
<p>Cryobank (California Cryobank, ABD)<br />
BabyCord (New England Cord Blood Bank, ABD)<br />
Genkord (İstanbul)<br />
Acıbadem Kordon Kanı Bankası (İstanbul)<br />
Yaşam Bankası (Ankara).</p>
<p>Ülkemizde allojenik kök hücre bankaları ise ticari bir amaç gütmeksizin ihtiyacı olan ve doku tiplemesi uygun kişilere hizmet amacı ile  kurulmuştur. Bu bankalar;</p>
<p> Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi<br />
 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi&#8217;nde bulunmaktadır.<br />
Otolog kordon kanı saklamanın maliyeti nedir?<br />
Kordon kanı saklanması, nispeten yüksek maliyetli bir uygulamadır. Tercih edilen laboratuara göre dondurma işleminin ücreti 1000-2500$ arasıda değişmektedir. Saklama ücretleri ise yıllık 90-100 $ civarındadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/kordon-kani-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lohusalık Nedir ?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 14:57:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[lohusa kadındakı hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[lohusalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=814</guid>
		<description><![CDATA[ 
Halk arasında &#8220;lohusanın mezarı 40 gün açık kalır&#8221; sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.
Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.
Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Halk arasında &#8220;lohusanın mezarı 40 gün açık kalır&#8221; sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.<span id="more-814"></span></p>
<p>Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.</p>
<p>Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon).</p>
<p>Rahim (Uterus) involüsyonu<br />
Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir.</p>
<p>Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar. Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir.</p>
<p>Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır. Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır.</p>
<p>Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.</p>
<p>Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir.</p>
<p>Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır. Rahmin içini döşeyen ve &#8220;endometrium&#8221; adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir.</p>
<p>Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)<br />
Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya &#8220;Löşi (lochia)&#8221; adı verilir. İlk gelen taze kırmızı kan &#8220;löşi rubra&#8221; olarak adlandırılır. Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur. Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani &#8220;löşi seroza&#8221; ya dönüşür. 2. haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli &#8220;löşi alba&#8221; gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir.</p>
<p>Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır. Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.</p>
<p>Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler<br />
Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm&#8217;ye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır.</p>
<p>Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.</p>
<p>Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.<br />
LOHUSALIK PROBLEMLERİ</p>
<p>Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir. Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.</p>
<p>Kanama<br />
Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni &#8220;atoni&#8221;dir.</p>
<p>Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır. Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir.</p>
<p>Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.</p>
<p>Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir.</p>
<p>Emboli<br />
Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir.</p>
<p>Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.</p>
<p>Enfeksiyonlar<br />
&#8220;Lohusalık humması&#8221; olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur. En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır.</p>
<p>En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır (&#8220;endometrit&#8221;). Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir (&#8220;peritonit&#8221;).</p>
<p>Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.</p>
<p>Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir.</p>
<p>İdrar yolları enfeksiyonu<br />
% 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.</p>
<p>Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.</p>
<p>Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır.<br />
PERİNE BAKIMI NEDİR?<br />
Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye &#8220;epizyotomi&#8221; adı verilir.</p>
<p>&#8220;Perine bölgesi&#8221; denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir.</p>
<p>Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.</p>
<p>Perinede problem belirtileri<br />
Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur. Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir.</p>
<p>Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir &#8220;hematom&#8221; dan (içe kanama) şüphelenilir.</p>
<p>Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir. Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir. Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir.</p>
<p>Perine Bakımında Yapılması Gerekenler<br />
Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz. Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz.</p>
<p>Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir.</p>
<p>Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin.</p>
<p>Ayrıca şu önlemleri alın:<br />
Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz.  Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin.<br />
Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz. Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda  mutlaka doktorunuza danışın.<br />
Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz. Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz.<br />
Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz.<br />
Bu bölgeye uygulanan &#8220;buz kalıpları&#8221; ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir. Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur. Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir.  Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir.<br />
 Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir.</p>
<p>Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın.</p>
<p>LOHUSALIKTA DİĞER ÇÖZÜMLER<br />
Gebelikte olduğu gibi lohusalıkta da bazı konulara dikkat edilmelidir. Günümüzde normal doğumdan sonra 24 saat sezaryenden sonra ise 48 saat hastanede kalmak yeterlidir.</p>
<p>Doğum sonrası eve giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme sürekli yatma şeklinde olmamalıdır.</p>
<p>Ev içerisinde dolaşmak, basit ev işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler.</p>
<p>Doğum sonrası eve çıkan anne dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği her şeyi yiyip içebilir. Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Süt veren annelerin günde ortalama 2600-2800 kalori almaları önerilir.</p>
<p>Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır.</p>
<p>Normal doğumdan sonra hemen sezaryen sonrası ise 3. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz. Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır.</p>
<p>Normal doğum sırasında açılıp dikilen “epizyotomi (epizyo)” genelde -doktor solak olmadığı sürece- vajenin sağ tarafında olur. Otururken ve yatarken sağ tarafa ağırlık vermemek gereklidir.</p>
<p>Doğum sonrası karın kaslarını güçlendirmek için egzersiz önerilir ancak egzersizlere 6 hafta sonra başlanmalı ve kasları çok zorlayan egzersizlerden kaçınılmalıdır.</p>
<p>Doğum sonrası cinsel arzularda bir süre azalma olur. Bu azalma genel olarak psikolojik kökenlidir. Genelde istek 12. haftadan sonra eski haline döner. Doğumdan sonra 20-25 gün sonra cinsel ilişki olabilir. Emzirme döneminde yükselen &#8220;Prolaktin hormonu&#8221; (Süt hormonu) kadında estrojen hormonunu baskılayarak vajende kuruluklara yol açabilir. Şikayetinizin çok fazla olması durumunda doktorunuza muayeneye gitmelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/lohusalik-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alerji Hakkında Herşey Burada!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2010 09:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[alerjen]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[alerji hakkında herşey burada]]></category>
		<category><![CDATA[alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alerji, vücudumuza dışarıdan giren çeşitli maddelere karşı gösterilen anormal bir tepki olarak tanımlanabilir<span id="more-795"></span>. Burada esas amaç, vücudu yabancı olduğu farkedilen bu maddeye karşı korumaktır. Aslında yabancı olduğu halde, vücudumuza hiçbir zararı dokunmayacak hatta yararları olabilecek bu madde adeta bir düşman işlemi görmekte ve düşmana gösterilen bu aşırı tepki vücutta birtakım hasarlara ve zararlara yol açmakta ve alerjik bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yumurtaya alerjisi olan bir kişiyi ele alalım. Yumurta, normal insanlar için, içerdiği protein, vitamin.. gibi yapı taşları ile çok yararlı bir besin maddesidir. Yumurtaya alerjisi olan kişi, yumurtayı kendine yabancı, hatta düşman gibi görür. Bu kişi yumurta yediğinde bağışıklık sisteminin alarm zilleri çalmaya başlar:</p>
<p>Dikkat, vücuduna bir yabancı girdi. O senin düşmanın, onu yok et. Bağışıklık sistemi de tüm kuvvetleriyle yumurtayla savaşa başlar ve sonuçta hafif kaşıntılardan astıma, saman nezlesinden anafilaksiye kadar çeşitli alerjik tablolar ortaya çıkar. Çok değerli bir besin maddesine gösterilen bu tepki ne kadar haksız değil mi?</p>
<p>Diğer taraftan, arı zehirine alerjik olan bir kişideki aşırı tepkinin ise son derece geçerli bir mantığı vardır. Bu, adı üstünde arı zehiri. Bu zehirden vücudun haberdar olması, ona karşı birtakım tepkiler göstermesi, onu yok etmeye çalışması.. hep vücudun yararı içindir. Ama, bu tepkilerden vücut da bu arada zarar görürmüş, o başka mesele.</p>
<p>Alerjen nedir?</p>
<p>Alerjiye neden olan maddelere alerjen denir. İnsanlar her maddeye karşı alerjik olabilirlerse de, alerjenlerin çoğu organik kökenli maddelerdir ve normalde zararsız olan, her gün karşılaştığımız, temas ettiğimiz, yediğimiz, içtiğimiz şeylerdir.</p>
<p>Yumurta, süt, fındık, fıstık, balık, midye.. gibi besinler.</p>
<p>İçecekler…</p>
<p>Çocukların balonu, emzikleri, bulaşık eldivenleri&#8230;</p>
<p>Kedi, köpek, tavşan&#8230;</p>
<p>Bilezikler, küpeler, takılar&#8230;</p>
<p>Tozlar, küfler, polenler&#8230;</p>
<p>Böyle daha binlerce, milyonlarca madde.</p>
<p>Aspirin, penisilin gibi can kurtaran ilaçlar.</p>
<p>Hatta, kortizon. Evet, bazı insanlar alerji tedavisinin bir numaralı ilacı olan kortizona karşı bile alerjik olabilirler. Ne büyük şanssızlık değil mi?</p>
<p>Solunum yolları alerjilerinin sebepleri nelerdir?</p>
<p>Alerjenler, vücudumuza çeşitli yollarla girebilirler:</p>
<p>Deriden,</p>
<p>Solunum yoluyla,</p>
<p>Sindirim sistemi yoluyla.</p>
<p>Astıma ve alerjik nezleye yol açan alerjenlerin büyük çoğunluğu solunum yoluyla vücuda giren alerjenlerdir; bunlara havada bulunan alerjenler anlamına gelen aeroalerjen ismi verilir.</p>
<p>Aeroalerjenlerin en önemlileri şunlardır:</p>
<p>Ev akarları,</p>
<p>Polenler,</p>
<p>Bazı evcil hayvanlar (kedi, köpek&#8230;)</p>
<p>Küf mantarları..</p>
<p>Bu alerjenlerin, akciğerlerdeki küçük bronşiollere ve hava keseciklerine kadar gelebilmeleri için çaplarının 5 mikron’ dan daha küçük olması gerekir. 5 mikrondan daha büyük çaplı alerjenler, boyutlarına göre, burunda veya üst solunum yollarında tutunurlar.</p>
<p>Çapları 20-60 mikron olan polenlerin, astımdan çok alerjik nezleye yol açmalarının nedenlerinden biri de bunların büyüklükleri nedeniyle küçük bronşlara kadar gelememeleri olabilir.</p>
<p>Kimler alerjiye daha yakındır?</p>
<p>Bazı kişiler doğuştan alerjiye daha yatkındırlar. İşte, doğuştan genetik (kalıtsal) olarak alerjiye yatkın olmaya atopi, böyle kişilere de atopik kişi denir. Atopik kişi sahip olduğu kalıtsal özellikler nedeniyle, karşılaştığı bazı maddelere karşı immunglobulin E sınıfından antikorlar üretir ve dolayısıyla da o madde, o kişi için artık herhangi bir madde değil, bir alerjendir.</p>
<p>Atopik kişilerin kanında alerjik oldukları maddelere karşı yüksek miktarda immunglobulin E antikorları vardır ve bunlarda günün birinde bir alerjik hastalık ortaya çıkma riski yüksektir.</p>
<p>Atopik kişilerde alerjik hastalığın ortaya çıkmasında, örneğin astım belirtileri göstermeye başlamasında çevresel faktörlerin çok önemli etkisi vardır. Nitekim, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin sadece %’inde aynı alerjik hastalık bulunur. Alerji yalnız kalıtsal faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıyor olsaydı, her iki çocuğun da aynı alerjik hastalığa sahip olması gerekirdi.</p>
<p>Alerjik hastalıklar nelerdir?</p>
<p>Alerjik hastalıkların başlıcaları şunlardır:</p>
<p>SAMAN NEZLESİ (Alerjik Nezle)</p>
<p>GÖZ NEZLESİ (Alerjik Konjunktivit)</p>
<p>ASTIM (Alerjik Bronşit)</p>
<p>ÜRTİKER ve EGZEMA (Alerjik Deri Hastalıkları)</p>
<p>Alerjik hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların ortaya çıkması için atopik özelliğe sahip kişinin belirli bir süre allerjenlerle temas etmesi gerekir. Buna duyarlılık kazanma süresi denir ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar değişebilir. Bu dönemde, allerjene karşı immunglobulin E (IgE) adı verilen özel antikorlar üretilir ve bunlar da mast hücrelerinin yüzeylerine yapışırlar. Bu kişi tekrar allerjenle karşılaştığında, allerjen ile IgE’ nin hücre yüzeyindeki birleşmeleri, mediatör ismi verilen çeşitli maddelerin salınmasına neden olur. Allerjik hastalıkların belirtilerinden bu mediatörler sorumludur.</p>
<p>Allerjik hastalıklar, allerjenle mast hücresi yüzeyindeki antikorların buluşma yerlerine göre farklı hastalıklar olarak karşımıza çıkar. Meselâ, bu buluşma burun zarında oluyorsa saman nezlesi, bronşlarda ise astım ve derimizde ise egzema görülür.</p>
<p>Vücudun tümünü ilgilendiren yaygın allerjik reaksiyonlara ise anafilaksi veya allerjik şok ismi verilir.</p>
<p>Alerjik hastalıklar neden artıyor?</p>
<p>Alerjik hastalıkların her geçen yıl hızla artışının nedenlerini araştıran uzmanlar, bu artışın yaygın antibiyotik kullanımı ve çocukluk çağı infeksiyonlarının azalmasından kaynaklanabileceğine dair bulgular elde etmişlerdir.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin tam olarak gelişebilmesi için 1 yaşından önce geçirilen infeksiyonların büyük önemi vardır. Dünyaya allerjiye yatkın olarak gelen çocuklar, geçirdikleri infeksiyonlar sayesinde mikrop ve virüslerle mücadele etmeyi öğrenirler. Bağışıklık sistemi bu infeksiyonlar sayesinde güçlenir. Buna karşılık, çok temiz ortamlarda büyüyen, çok az infeksiyon geçiren ve çok sık antibiyotik verilen çocukların bağışıklık sistemleri yeteri kadar mikropla karşılaşamadığından, allerjiye daha yatkın olurlar.</p>
<p>Gerçektende, çok çocuklu ailelerde ve erken yaşta yuvaya gönderilen çocuklarda astım ve allerjik hastalıkların daha az görülmesi, bu çocukların daha çok infeksiyon geçirmeleriyle açıklanmaktadır. Buna karşılık az çocuklu ailelerde ve topluma fazla girmeyen ve daha az mikropla karşılaşan çocuklarda astım riski de yüksektir. Araştırmacılar, çocukluk çağında geçirilen ve astıma karşı koruyuculuk sağlayan infeksiyonları şöyle sıralıyorlar:</p>
<p>Kızamık Kızamıkcık</p>
<p>Suçiçeği Kabakulak</p>
<p>A tipi hepatit Nezle</p>
<p>Astım Allerjiler</p>
<p>köy, çiftlik gibi ortamlarda büyüyen çocuklarda ve hatta gebeliklerini bu tür yerlerde geçiren kadınların bebeklerinde de daha az görülmektedir. Bu gibi yerlerde kedi, köpek ve diğer çiftlik hayvanları ile iç içe büyüyen çocuklar daha fazla mikropla karşılaştıkları için, bağışıklık sistemleri daha güçlü olmakta ve allerjiye yatkınlık azalmaktadır.</p>
<p>Çocukluk çağında çok sık antibiyotik kullanılması da astım riskini artıran bir faktördür. Çocuklara boğazı ağrıyor, ateşi var, burnu akıyor diye hemen antibiyotik verilmesi gereksiz olduğu gibi zararlıdır da.</p>
<p>ALERJİK REAKSİYONLAR</p>
<p>Besinlere, ilaçlara, böcek zehirlerine.. karşı gelişen tabloları allerjik hastalık değil, allerjik reaksiyon olarak değerlendirmek daha doğrudur, çünkü allerjenle karşılaşılmadığı sürece bu kişilerde her hangi bir hastalık belirtisi görülmez. Oysa, ev tozu akarlarına karşı allerjik olan bir astımlı sadece bu allerjenlerle karşılaştığında değil, başka bir çok nedenle de (soğuk hava, egzersiz, nezle, grip gibi viral infeksiyonlar..) astım krizlerine girerler.</p>
<p>SİGARA</p>
<p>Anne ve babaları sigara içen çocuklarda hırıltılı solunum, alt solunum yolları enfeksiyonları ve astım, evlerinde sigara içilmeyen çocuklara göre, özellikle de hayatın ilk yılında çok daha fazla görülür.</p>
<p>Annenin sigara içmesi, yaşamın ilk yılında ortaya çıkan astım için bir risk faktörüdür. Bu risk, annenin alerjik bir hastalığı olması durumunda 4 kere daha fazla olmaktadır.</p>
<p>Gebelikleri süresince sigara içen annelerin bebeklerinin doğumdaki solunum fonksiyonlarının daha kötü olduğu saptanmıştır. Annesi sigara içen bebeklerin kordon kanında IgE düzeyleri yüksektir ve alerjik hastalık riski artmıştır. İki ayrı çalışmada da, günde 10 veya daha fazla sigara içilmesinin 12 yaşından önceki astım riskini 2,5 kat artırdığı ve egzamalı çocukların sigara dumanına maruz kalmalarının astım riskini yükselttiği belirlenmiştir.</p>
<p>YAZ TİPİ HAVA KİRLİLİĞİ</p>
<p>Astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda yaz tipi hava kirliliği daha önemlidir. Yaz tipi hava kirliliğinin esas kaynağı yoğun trafiktir. Motorlu araçların egzoz gazlarından çıkan petrol yanma ürünlerine güneş ışınlarının etkisiyle başta ozon olmak üzere çeşitli azot oksitleri meydana gelir. Oksidanlar, yani ozon ve azot oksitleri, solunum yolları için adeta zehir etkisi yaratır. Bunların, baş ağrısı, gözlerde sulanma, kızarma, burun akıntısı ve hapşırma gibi tahriş edici etkileri hemen herkeste görülür.</p>
<p>Oksidanlar, solunum yollarını döşeyen hücreler üzerine de çok zararlı ve hasar oluşturucu etkiler yaparlar.</p>
<p>Araştırmalar, oksidan ismi verilen maddelerin başta astım ve saman nezlesi olmak üzere alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında çok önemli etkileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Oksidanlar, ayrıca astımı ve bronşiti olanlarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına da yol açarlar.</p>
<p>BESLENME VE ALERJİ</p>
<p>Diyet ile alerjiler arasında çok yakın bir ilişki vardır. Son yıllarda, bazı yağ asitlerinin fazla tüketilmesinin, astım ve alerjilerin gelişiminde bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Buna karşılık omega-3 yağ asitlerinin allerjik hastalıkların gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. İçinde balık yağı bulunan diyetlerin astıma karşı koruyucu etkisi olabileceğine dair iddialar vardır. Margarinde bulunan trans yağ asitleri tüketimi ile alerji belirtilerinin sıklığı da ilişkili bulunmuştur. Birçok araştırmada, az miktarda C vitamini alanlarda akciğer fonksiyonlarında azalma olduğu, ayrıca kış boyunca taze meyve tüketimi ile astım semptomları arasında ters bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Aşırı tuz tüketiminin, özellikle erkeklerde astımdan ölüm oranlarını artıran bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür. Alkolün alerji ve astım belirtilerini tetikleyen bir faktör olduğu eskiden beri bilinir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi nedir?</p>
<p>Son yıllarda giderek yaygınlaşan alerjik hastalıkların yeni yeni tanınan türlerinden biri de egzersiz alerjisidir. Egzersiz alerjisi, ciltteki hafif kızarma ve kabartılardan karın ağrısı, bulantı ve kusmaya, astım krizinden anaflaksiye kadar çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Jogging (yavaş koşu), tenis, futbol, bisiklet, kayak ve hatta aerobik gibi birçok spor egzersiz türü alerjiye neden olabilmektedir.</p>
<p>RİSK FAKTÖRLERİ</p>
<p>Yemek yedikten veya bir ilaç alındıktan sonra yapılan egzersizlerde alerji ihtimali daha fazladır. Bu yiyecek, kişinin evvelden beri alerjik olduğu bilinen bir madde olabileceği gibi, herhangi bir besin maddesi de olabilir. Egzersiz alerjisine neden olabilen yiyeceklerin başlıcaları, karides, istiridye.. gibi deniz hayvanları, şeftali, üzüm, kereviz, elmadır. İlaçlar içinde aspirin, ağrı kesiciler, romatizma ilaçları ile bazı antibiyotiklerin riski daha fazladır.</p>
<p>Yine egzersizden önce alkol veya kafein (kola, kahve, çikolata&#8230;) alınmış olması ve egzersizin fazla sıcak ve nemli ya da çok soğuk ve kirli havada yapılmış olması da riskli bulunmuştur. Bazı kişilerde yağmur altında yapılan egzersizler suçlanmıştır. Adet dönemindeki hanımlarda da egzersiz alerjisi ihtimali daha fazladır. Egzersiz alerjisi riskinin en düşük olduğu spor yüzmedir.</p>
<p>BELİRTİLERİ</p>
<p>Egzersiz alerjisi tipik olarak bazı öncü belirtilerle başlar. Bunlar, yaygın sıcaklık ve kaşıntı hissi, yorgunluk ve ciddin kızarmasıdır. Daha sonra ürtiker (kurdeşen) diye isimlendirilen, 1-2 cm boyutlarında kaşıntılı kabarıklar ortaya çıkar. Cilt altı dokusunun şişmesi özellikle yüzde, avuç içi ve ayak tabanında belirgindir. Birçok hastada tansiyon düşüklüğü ile beraber şuur ile ilgili bozukluklar da görülür. Karında kramp şeklinde ağrılar ile bulantı ve kusma da meydana gelir. Baş ağrısı hem çok sık rastlanan ve hem de üç gün kadar devam eden en inatçı belirtilerdendir. Egzersiz alerjisinin belirtileri genellikle 2 saat içinde azalmaya başlar, fakat bazen 12 saat sürdüğü de olur.</p>
<p>EGZERSİZ ALERJİSİNİN ÖNLENMESİ</p>
<p>Egzersizle ilgili olarak sadece deri belirtileri gösteren hastaların, efordan önce antihistaminik ilaç almalarının yararı olabilir, ancak bunların her zaman tam etkili olması beklenmemelidir.</p>
<p>Egzersizden 4 saat öncesine kadar yemek yenilmemeli ve hiçbir ilaç da alınmamalıdır.</p>
<p>Ağır egzersizden önce, ısınma hareketleri yapılmalıdır.</p>
<p>Çok sıcak ve nemli ya da soğuk ve kirli havada egzersizden kaçınılmalıdır. Soğuk havada yapılacak egzersizlerde ağız ve burnun bir maske ile kapatılması işe yarayabilir.</p>
<p>Ağır egzersizler birden kesilmemeli, vücudun soğuması için egzersiz 10-15 dakika içinde yavaş yavaş bitirilmelidir.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olan kişiler yalnız başlarına egzersiz yapmamalıdır.</p>
<p>Egzersiz alerjisi olanlar, egzersizden 10-15 dakika önce nefes açıcı spreylerinden kullanmalıdır.</p>
<p>Egzersiz sırasında öncü belirtiler ortaya çıkar çıkmaz egzersize son verilmeli ve derhal nefes açıcı spreyler alınmalıdır.</p>
<p>Alerjinin en korkulanı: Anaflaksi</p>
<p>Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi, vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir. Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’ veya ‘Arı sokmasından öldü&#8230;’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir. Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.</p>
<p>Anaflaksinin sebepleri</p>
<p>Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:</p>
<p>İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken kullanılan kontrast maddeler&#8230;)</p>
<p>Serumlar ve aşılar</p>
<p>Kan ve kan ürünleri</p>
<p>Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri&#8230;)</p>
<p>Yiyeceklere konan katkı maddeleri</p>
<p>Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)</p>
<p>Renklendiriciler (Tartrazin)</p>
<p>Tat vericiler (Glutamat)</p>
<p>Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk</p>
<p>Çeşitli maddeler: Lateks, sperm</p>
<p>Anaflaksinin belirtileri</p>
<p>Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları, dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait belirtiler ortaya çıkar.</p>
<p>Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!</p>
<p>Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan 8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.</p>
<p>TEHLİKE SİNYALLERİ</p>
<p>Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.</p>
<p>Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı&#8230; gibi belirtiler vardır. Ses tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.</p>
<p>Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığı gelişir.</p>
<p>Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı, düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır. Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir. Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.</p>
<p>Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı, kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.</p>
<p>Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada, terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon.. görülür.</p>
<p>Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.</p>
<p>ANAFLAKSİ TEDAVİSİ</p>
<p>Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken bazı işlemler vardır.</p>
<p>Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir. Varsa, arının iğnesi çıkartılır.</p>
<p>Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.</p>
<p>Hasta sıcak tutulur.</p>
<p>Mümkünse oksijen verilir.</p>
<p>Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin, 0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.</p>
<p>Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.</p>
<p>Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.</p>
<p>Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna dışarıdan delik açılması) gerekir.</p>
<p>ANAFLAKSİDEN KORUNMA</p>
<p>Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.</p>
<p>Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.</p>
<p>Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek&#8230;) uzak kalınmalıdır.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.</p>
<p>Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.</p>
<p>En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/alerji-hakkinda-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kusma Nedenleri Ve Çareleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/kusma-nedenleri-ve-careleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/kusma-nedenleri-ve-careleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 18:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[kusma]]></category>
		<category><![CDATA[kusma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kusma nedenleri ve çareleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=767</guid>
		<description><![CDATA[Midedekilerin ağızdan güçlü bir şekilde püskürtülerek çıkarılması olayına kusma denir. Nedenleri sayılamayacak kadar çok­tur. Deniz tutmuş bir kimsede kusma, den­ge organında bir rahatsızlanma sonucu olabilir. Karna, gelen ağır bir darbe gibi şiddetli bir ağrı da kusmaya neden olabilir. Duyularla ilgili fizyolojik faktörler de kus­mayı oluşturabilirler. Örneğin hoş olma­yan bir koku, rahatsız eden bir görüntü, bulantı ve kusma yapabilir.
Bazı beyin tü­mörlerinde ise bulantısız kusma vardır. Kusmaya yakın bazı sinirler uyarılır ve midenin alt kısmında onikiparmak barsağına açıldığı yerde bulunan mide-bağırsak kapağı yani pilor,besinlerin barsağa geçişi işlemini otomatik olarak durdurur. Bunu takiben mide ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Midedekilerin ağızdan güçlü bir şekilde püskürtülerek çıkarılması olayına kusma denir. Nedenleri sayılamayacak kadar çok­tur.<span id="more-767"></span> Deniz tutmuş bir kimsede kusma, den­ge organında bir rahatsızlanma sonucu olabilir. Karna, gelen ağır bir darbe gibi şiddetli bir ağrı da kusmaya neden olabilir. Duyularla ilgili fizyolojik faktörler de kus­mayı oluşturabilirler. Örneğin hoş olma­yan bir koku, rahatsız eden bir görüntü, bulantı ve kusma yapabilir.</p>
<p>Bazı beyin tü­mörlerinde ise bulantısız kusma vardır. Kusmaya yakın bazı sinirler uyarılır ve midenin alt kısmında onikiparmak barsağına açıldığı yerde bulunan mide-bağırsak kapağı yani pilor,besinlerin barsağa geçişi işlemini otomatik olarak durdurur. Bunu takiben mide duvarından kalkan dalgalar mideyi normal geçişin aksi yönünde, yani yukarıya doğru kasılarak hareket ettirirler. Şahıs derin bir soluk aldıktan sonra mide ve diyafragmasını güçlü bir biçimde ka­sarak midesindekileri yemek borusu yoluy­la ağızdan dışarı atar. Kusma hızla gelişen bir olaydır ve bu arada bazı besinler bur­na kaçabilir. Kusma bir hastalık olmayıp çok kere bir hastalığın belirtisidir. Fizyolojik kusmalar dışında, kusmanın nedeni araştırılmalı ve bunu doğuran hastalık tedavi edilmelidir.</p>
<p>Bulantı ve kusma sindirim ve bağırsak hastalıklarının, ortakulak enfeksiyonunun, migrenin, hazımsızlığın ve diğer birçok hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Baş ve karın ağrısı ile birlikte seyreden ve kusmaya neden olmayan bulantı, stres ve gerginliğin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Yüksek ateş ile birlikte görülen kus­ma vakaları gıda zehirlenmesinin belirtisi olabilir. Bazı çocuklar öksürük ve soğuk algınlığı gibi durumlarda da kusma ihtiyacı hisseder. Bunun nedeni vücutta oluşan aşırı miktardaki balgamdır. Bulantı ve kusma uzun süre devam etmediği sürece tehlikeli sonuçlara neden olmaz. Kusan bebek ve çocuklar su kaybına uğrarlar. Bu gibi durumlarda bol su takviyesi yapılması oldukça önemlidir.</p>
<p>Tedavi:</p>
<p>Bulantı ve kusmanın sebebi ne olursa olsun, tedavi genellikle hep aynıdır: ha­fif yiyecekler ve bol sıvı tüketimi. Kusma sonrasında çocuğunuza verebileceğiniz en faydalı sıvı sudur. Çocuğunuz yiyip içtiği her şeyi kusuyorsa, ishalse ve su kay­bına uğradıysa, özel bir sıvı karışımı hazırlayabilirsiniz. Bu karışım için 500 ml su, 1 yemek kaşığı şeker ve bir tutam tuz gerekmektedir. Karışıma güzel bir tat vermek için biraz limon ve böğürtlen suyu ilave edebilirsiniz. Çocuğunuz bu karışımı bitir­dikten sonra, yenisini hazırlayın. Çocuğunuz özel olarak hazırladığınız bu sıvıyı da çıkarıyorsa, şuanın hepsini bir anda içirmek yerine, azar azar ve pipet kullanarak içirin. Bu şekilde çocuğunuzun midesinin rahatlamasını sağlamış olursunuz. Be­beklerin sıvı kaybını gidermek için yarım yağlı süt kullanılabilir.</p>
<p>Bulantı ve kusma 24 saat içinde geçmiyorsa, çocuğunuza bir şeyler yemesi ko­nusunda ısrar etmeyin. Çocuğunuzun bulantısı geçmiş olsa bile, kendisine verece­ğiniz ilk yiyecek yağsız ve kızarmış bir dilim tost ekmeği olmalıdır. Daha sonra hiç­bir şey yemeden 1 saat beklenilmelidir. Çocuğunuz bir saat içinde kusmuyorsa, ikinci dilimi de verebilirsiniz. Çocuğunuza vereceğiniz herhangi bir gıda maddesi, bulantıya neden oluyorsa, bu yiyeceğin tüketilmesi konusunda ısrar etmeyin. Ço­cuğunuz bir şeyler yemeye devam ettiğinde, yeniden kusmaya başlıyorsa, kendi­sinden hiçbir şey yememesini rica edin.</p>
<p>Bulantı ve Kusma için önerilen modern tıp tedavileri<br />
Çocuğunuza sıvı takviyesi yapılır. Kusma devam ederse, çocuğunuz hastaneye kal­dırılır. Çok ciddi vakalarda, “antiemetik” ilaçların kullanımına başlanır.<br />
Çocuğunuz hiçbir neden olmaksızın kusuyorsa ve bu duruma aşırı balgam ve ateş de eşlik ediyorsa, acilen doktorunuzu görmeniz gerekmektedir.</p>
<p>Doğal sağlık tedavileri<br />
■ Bulantı ve kusma gibi durumlarda çocuğunuza koklatacağınız nane ve lavan­ta verin, rahatlamasına neden olacaktır.<br />
■ Bir bardak böğürtlen ya da papatya çayı hazırlayın ve soğumaya bırakın. Ha­zırladığınız çayı çocuğunuza yudum yudum içirin. Papatya ve böğürtlen çay­ları çocuğunuzun bağışıklık sistemini harekete geçirir ve sindirim sistemini rahatlatır.<br />
■ Çocuğunuzdan bir parça taze zencefil çiğnemesini isteyin. Bu şekilde midesi­nin düzeldiğini göreceksiniz. Taze zencefil özellikle de yolcuklarda kusan ço­cuklar için oldukça etkilidir.<br />
■ Homeopati alanında kullanılan tedaviler de bulantı ve kusma için oldukça etkili­dir. Çocuğunuz sürekli bulantı ve kusma ihtiyacı olduğu konusunda şikâyet edi­yorsa, homeopati tedavileri uzun vadeye yayümalıdır. Aşağıdaki tedaviler bulantı ve kusma durumlarında çocuğunuzun kendisini daha iyi hissetmesini sağlar:<br />
■ Bulantı ve kusmaya eşlik eden ishal vakalarında ve durumu gece saat 2′den sonra daha da kötüleşen çocuklar için homeopati alanında kullanılan arse­nik maddesi tercih edilebilir.<br />
■ Kusmak çocuğunuzu rahatlatıyorsa ve bulantısını hafifletiyorsa, homeopa­ti alanında kullanılan “Nux Vom.” adlı madde kullanılabilir.<br />
■ Homeopati uzmanları tarafından tütün kullanılarak üretilen özel bir mad­de bulantı ve kusmayı giderir. Bu madde özellikle de yolculuk sırasında gö­rülen bulantı ve kusmalara iyi gelmektedir.<br />
■ Midede yanma hissi olduğunda, aşırı su içme isteğini takip eden kusma va­kalarında homeopati alanında kullanılan fosfor maddesi tercih edilebilir.<br />
■ Aşırı yağlı yiyeceklerin neden olduğu bulantı ve kusma vakaları için rüzgâr­gülü bitkisi kullanılabilir.<br />
■ Kusma ile rahatlamayan ve bir saati aşkın süredir karın ağrısı çeken çocuk­lar için bıldırcın otu kullanılabilir.<br />
■ Başa alınan bir darbe sonucunda ortaya çıkan bulantı ve kusma vakaların­da dağ öküzgözü (arnika) kullanılabilir.<br />
■ Bach çiçek terapileri çok uzun süren kusma olaylarında ve stres gibi etkenler­den dolayı ortaya çıkan bulantılar için oldukça uygundur. Çiçek terapileri bu­lantısı olan çocuğun hissettiği paniği ve korku duygusunu da geçirir.<br />
■ Duygusal çalkantılar sonucunda ortaya çıkan ve panik hissi ile daha da artan bulantı ve kusma papatya ve mine bitkileri ile tedavi edilebilir.<br />
■ Papatya, ekinezya, nane ve kekik çayları çocuğunuzun bulantısına iyi gelir. Adı geçen bitkilerin yağlarını içi sıcak su dolu bir leğene damlatın ve çocuklarını­zın ayaklarını bu su ile yıkayın. Bu uygulama enfeksiyon nedeniyle ortaya çı­kan bulantı ve kusmayı tedavi eder.<br />
■ Seyreltici bir yağ ile seyrelttiğiniz papatya veya lavanta yağını kullanarak yapa­cağınız masajlar çocuğunuzun bulantısını giderir. Bu yağlarla özellikle de gö­bek bölgesine vaDtıeınız masailar oldukça etkilidir.<br />
■ Antiseptik özellikleri olan kekik ve çay ağacı yağlarından aldığınız birer damla­yı bir mendile damlatın ve çocuğunuzun bu mendili koklamasını sağlayın. Ço­cuğunuzun kendisini daha iyi hissettiğini göreceksiniz. Çocuğunuzun banyo küvetine damlattığınız bir damla lavanta yağının rahatlatıcı bir etkisi vardır.<br />
■ İshal ve kusma gibi durumların sonrasında, çocuğunuza taze yoğurt yedilin. Çocuğunuza tatlı olarak iyice olgunlaşmış bir muz ikram edin. Bu yiyecekler çocuğunuzun mide ve bağırsaklarını düzenler. Vanilya tadı ile tatlandırılmış olan “asidofılus” adlı “faydalı-bakteri tabletleri” bağırsak dostudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/kusma-nedenleri-ve-careleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
