<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz... &#187; saglık</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jan 2012 01:17:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Parkinson Hastasıyla Nasıl Yaşamalı?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/parkinson-hastasiyla-nasil-yasamali/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/parkinson-hastasiyla-nasil-yasamali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 13:46:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=1251</guid>
		<description><![CDATA[Parkinson hastalığının bulguları çeşitlilik gösterdiğinden rehabilitasyon yaklaşımları, uzman hekimler, hemşire, fizyoterapist, konuşma terapisti ve psikoloğun bulunduğu geniş bir ekip çalışmasını gerektirir
Sayın Başbakanımız Bülent Ecevit ‘le tanıdık Parkinson hastalığını Uzunca bir süre gazete, dergi ve televizyonlarda hastalığın bulguları, ilaç ve cerrahi tedavileri ile hastalığa eşlik eden pek çok sorun uzmanlar tarafından detaylı olarak tartışıldı, anlatıldı Başbakanımızın tedavisi sürerken tüm çağdaş ülkelerde uygulanan ve parkinsonlu hastaların tedavisinde vazgeçilmez olan bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyoruz:
Parkinson hastalığında rehabilitasyon
Rehabilitasyon, hastalık sonrası oluşan özrü ortadan kaldırmak veya mümkün olan en az düzeye indirmek, kişinin evinde, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Parkinson hastalığının bulguları çeşitlilik gösterdiğinden rehabilitasyon yaklaşımları, uzman hekimler, hemşire, fizyoterapist, konuşma terapisti ve psikoloğun bulunduğu geniş bir ekip çalışmasını gerektirir<span id="more-1251"></span></p>
<p>Sayın Başbakanımız Bülent Ecevit ‘le tanıdık Parkinson hastalığını Uzunca bir süre gazete, dergi ve televizyonlarda hastalığın bulguları, ilaç ve cerrahi tedavileri ile hastalığa eşlik eden pek çok sorun uzmanlar tarafından detaylı olarak tartışıldı, anlatıldı Başbakanımızın tedavisi sürerken tüm çağdaş ülkelerde uygulanan ve parkinsonlu hastaların tedavisinde vazgeçilmez olan bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyoruz:</p>
<p>Parkinson hastalığında rehabilitasyon</p>
<p>Rehabilitasyon, hastalık sonrası oluşan özrü ortadan kaldırmak veya mümkün olan en az düzeye indirmek, kişinin evinde, işinde ve sosyal yaşantısında kendine ve topluma yararlı olabilmesi uygulanan tıbbi, fiziksel, psikososyal ve mesleki yaklaşımlar sürecidir En önemli hedef hasta kişinin toplumsal hayata yeniden döndürülmesidir Parkinson hastalığında gözlenen en önemli bulgular, kas ve eklemlerde sertlik (rijidite), vücut pozisyonunun öne doğru eğilmesi, hareketlerin yavaşlaması ve ellerde titremedir Bu bulgular, hastalarda hareket ve yürüme güçlüğü, ince el becerilerine yönelik aktivitelerde zorluk, sık düşmeler, uyku bozukluğu, yaygın ağrılar, konuşma, yutma ve solunum güçlüğü gibi pek çok sorunu da beraberinde getirir</p>
<p>Sonuçta en önemli tehlike kişinin günlük yaşantısında bir başka kişinin yardımına ihtiyaç duyması, yani fonksiyonel bağımsızlıkta kayıptır Bu nedenle yaşam kalitesinde önemli ölçüde bozulmaya neden olan hastalıkların başında sayılan parkinson hastalığının tedavisinde, fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımları, normal fonksiyonun ve bağımsızlığın devam ettirilmesi amacıyla diğer tıbbi tedavilerin yanında önemli bir yer tutmaktadır Hastalığın bulguları çeşitlilik gösterdiği için rehabilitasyon yaklaşımları, uzman hekimler, hemşire, fizyoterapist, konuşma terapisti, psikolog gibi içinde pek çok sağlık elemanının bulunduğu geniş bir ekip<br />
çalışmasını gerektirir Rehabilitasyonun birinci basamağını hasta ve ailesinin en erken dönemde hastalığın bulguları, ilaç tedavisi ve genel tedavi prensipleri konusunda bilgilendirilmesi oluşturur Evde düşmelerin önlenmesi, beslenme, kilo kontrolü, transferler, egzersiz tedavisi gibi konularda aile eğitiminin sağlanması ve gerekli düzenlemeler konusunda önerilerde bulunulmalıdır Bir diğer aşama fizyoterapi yaklaşımlarıdır<br />
Fizyoterapistin planlayıp uygulayacağı egzersiz tedavisi, sıcak uygulamalar ve gevşeme teknikleriyle, kaslarda meydana gelen sertlikler azaltılmaya, esneklik korunmaya çalışılır, böylece hareket kolaylığı sağlanır Göğüs fizyoterapisi ve solunum egzersizleri ile solunum açısından gözlenebilecek problemlerin önüne geçilir, yorgunlukla mücadele edilebilir Etkili bir denge eğitimi sık düşmelerle mücadelenin başında yer almaktadır Hastanın yatak içi, ev ve dışarıdaki hareketlerinde kolaylaştırıcı teknikler ve emniyetli yürüyüş hasta ve ailesine öğretilir</p>
<p>Yürüme, bisiklete binme ve dans</p>
<p>Yeni tanı konmuş hastalarda henüz kalıcı sorunlar oluşmadığından daha çok koordinasyon, denge ve fiziksel uygunluk üzerinde durulabilir Yürüme, bisiklete binme, dans veya grup egzersizleri, fonksiyonelliğin gelişimi kadar sosyalizasyonun gelişimi açısından da önemlidir Parkinson rehabilitasyonunun en önemli adımlarından biri ise iş ve uğraşı tedavisidir İnce el becerilerine yönelik aktiviteler, yazı yazma eğitimi, yürümeye yardımcı araç ve gerecin seçimi ve eğitimi, ev içi çevresel düzenlemeler ile günlük yaşamı kolaylaştırıcı cihazlarla hastaların fonksiyonelliği arttırılmaya çalışılır Mesleki rehabilitasyon ise hastanın mevcut iş<br />
kapasitesinin değerlendirilip, işe geri dönüş için gerekli stratejilerin kuvvetlendirilmesi ve işyerinde kolaylaştırıcı uygulamaları içerir</p>
<p>Müzik eşliğinde grup tedavileri</p>
<p>Konuşma tedavisi ile ses, solunum kontrolü, şiddet ve hız kontrolü üzerinde odaklanılır Ayna karşısında mimik ve dil kaslarına yönelik egzersizleri içerir Çiğneme ve yutma fonksiyonu geliştirilmeye çalışılır</p>
<p>Parkinsonlu hastanın seksüalite, hobiler, sürücülük, sosyal yaşam gibi her türlü psikososyal ihtiyaçlarına danışmanlık yapılmalıdır Müzik eşliğinde yapılan grup tedavilerinin sosyalizasyonun geliştirilmesi ve motivasyonun arttırılmasına katkısı büyüktür Fizyoterapistlerden parkinsonlu hasta ve ailelerine birkaç pratik öneri:</p>
<p>* Sabahları yataktan kalkmadan önce kol,bacak ve gövdenize esneme hareketleri uygulayın</p>
<p>* Yürüme sırasında ”donma” meydana geliyorsa hastanın adım atmasını kolaylaştırmak amacıyla bir ayağınızı hastanın ayağının önüne yerleştirin ve üzerinden atlamasını isteyin Bu işlem için ters ”L” şeklindeki bastonlardan da faydalanabilirsiniz</p>
<p>* Evde düşmeye neden olabilecek halı, kilim, eşik veya düzensiz eşyaları kaldırın</p>
<p>* Ev içinde yürüyüş sırasında yere birbirine paralel çizilmiş çizgilerden yararlanın Adım atmanın kolaylaştığını göreceksiniz</p>
<p>* Egzersizleri ve yürüyüşü müzik eşliğinde yapın Bu, ritim ve hareket duygusunu geliştirecektir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/parkinson-hastasiyla-nasil-yasamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Sonrası Depresyon Nedir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/dogum-sonrasi-depresyon-nedir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/dogum-sonrasi-depresyon-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 14:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası depresyon nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=1136</guid>
		<description><![CDATA[Doğum sonrası depresyonu  doğum yaptıktan sonra oluşan bidepresyondur. Depresyon bazen hamilelik sırasında başlar, ancak doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılabilmesi için, doğumdan sonra da devam etmesi gerekir.
Doğum sonrası depresyonu çok yaygındır ve doğum yapan her yüz kadından 10-15’inin buna maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Birçok kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından dolayı, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.DSD’nun belirtileri her depresyonla aynıdır. Bunlar, kendini kötü hissetme ve genelde günlük hayatta olan şeylere karşı isteksizliktir. Tek farklılık, bu belirtilerin doğumdan sonraki ilk üç ay içinde ortaya çıkmasıdır. Bazan, daha ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonrası depresyonu  doğum yaptıktan sonra oluşan bidepresyondur.<span id="more-1136"></span> Depresyon bazen hamilelik sırasında başlar, ancak doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılabilmesi için, doğumdan sonra da devam etmesi gerekir.</p>
<p>Doğum sonrası depresyonu çok yaygındır ve doğum yapan her yüz kadından 10-15’inin buna maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Birçok kadın bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmadığından dolayı, gerçek rakam aslında bundan daha fazla da olabilir.DSD’nun belirtileri her depresyonla aynıdır. Bunlar, kendini kötü hissetme ve genelde günlük hayatta olan şeylere karşı isteksizliktir. Tek farklılık, bu belirtilerin doğumdan sonraki ilk üç ay içinde ortaya çıkmasıdır. Bazan, daha sonra başlayan bir doğum sonrası depresyonu yaşamak mümkündür, ancak belirtiler doğumdan bir yıl kadar sonra görülürse, buna büyük bir olasılıkla doğum sonrası depresyonu diyemeyiz.</p>
<p>DSD ”normal” depresyona çok benzediği için yayınladığımız, ”Depresyon: kendi kendine yardım rehberi” ve ”Depresyon, bilgi kitapcığı” kitapcıklarını yararlı bulabilirsiniz. Bu kitapcıklara ulaşmak için, aile doktorunuza veya terapistinize danışın.</p>
<p>Bu konudaki iyi haber, her türlü depresyon gibi doğum sonrası depresyonu da tedaviye olumlu tepki gösterir ve kadınların birçoğu tamamen düzelir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/dogum-sonrasi-depresyon-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanla Gelen Yüz Güzelliğini Duydunuzmu?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/kanla-gelen-yuz-guzelligini-duydunuzmu/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/kanla-gelen-yuz-guzelligini-duydunuzmu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 12:50:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[drakula yöntemi]]></category>
		<category><![CDATA[kanla yüze gelen güzellik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=1051</guid>
		<description><![CDATA[Hormon, kök hücre ve gen teknolojisiyle yapılan uygulamalar önem kazanıyorYüzünüzü kanınız onarıyorHastanın kolundan alınan bir miktar kan, santrifüjden geçiriliyor ve alyuvarlar atılarak geriye kalan akyuvarlarla büyüme hormonu    işleniyor. Sıvı hastanın yüzüne enjekte ediliyor. Estetikçiler, &#8220;Nasıl parmağımızı kestiğimizde kanımızda bulunan belirli proteinler, onarıcı hücreler ve büyüme hormonları kesilen yeri onarıyorsa aynı yöntemle hastanın kendi kanından elde edilen bu maddeler enjekte edildiklerinde yaşlanmış yüz derisini onarıyor.      Bu esnada herhangi bir kimyasal madde kana ilave edilmediğinden iyileşme tamamen hastanın kendi kan elemanlarıyla oluyor ve alerjiye, sertliğe veya reaksiyona yol açmıyor&#8221;
Böylece cilt, geriliyor, kırışıklıklar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hormon, kök hücre ve gen teknolojisiyle yapılan uygulamalar önem kazanıyorYüzünüzü kanınız onarıyorHastanın kolundan alınan bir miktar kan, santrifüjden geçiriliyor <span id="more-1051"></span>ve alyuvarlar atılarak geriye kalan akyuvarlarla büyüme hormonu    işleniyor. Sıvı hastanın yüzüne enjekte ediliyor. Estetikçiler, &#8220;Nasıl parmağımızı kestiğimizde kanımızda bulunan belirli proteinler, onarıcı hücreler ve büyüme hormonları kesilen yeri onarıyorsa aynı yöntemle hastanın kendi kanından elde edilen bu maddeler enjekte edildiklerinde yaşlanmış yüz derisini onarıyor.      Bu esnada herhangi bir kimyasal madde kana ilave edilmediğinden iyileşme tamamen hastanın kendi kan elemanlarıyla oluyor ve alerjiye, sertliğe veya reaksiyona yol açmıyor&#8221;</p>
<p>Böylece cilt, geriliyor, kırışıklıklar azalıyor. Özellikle yüz germe ameliyatına karşı olanlar  bu yöntemden faydalanıyor. <br />
  uygulamalar 2-4 hafta arayla yapılmalı çünkü yara iyileşmesi 14-21 gün sürüyor. Altı seanstan sonra 2-3 yıl beklemek gerekiyor. İleri vakalarda senede bir kez &#8216;idame dozu&#8217; denilen 1-2 enjeksiyon gerekebiliyor.</p>
<p>Yöntem, tedavi amaçlı olarak alerjilerde,  iyileşmeyen yaralarda, anti-aging uygulamalarında kullanılıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/kanla-gelen-yuz-guzelligini-duydunuzmu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüz Felci Nasıl Olur?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/yuz-felci-nasil-olur/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/yuz-felci-nasil-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2010 12:29:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[yüz felci nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[yüzfelci sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=1043</guid>
		<description><![CDATA[Yüz kasları beyinden 7. sinir tarafından idare edilir. Bu sinir fonksiyonlarını yapamazsa yüz kaslarında felç görülür.Yüz felçi ağzın bir kenarının sarkması veya göz kapaklarının kapanmaması gibi durumlarda kendini beli eder. Yüz, dil ve ağız kaslarını yönlendiren nervus facialis’teki problemler felçe neden olur.
Yüz felçinin sebepleri: Yüz felçinin sebebi yüz sinirinin nervus facialis çeşitli nedenlerden dolayı tahriş olması sonucu ortaya çıkar. Hastalığın oluşmasında büyük oranda virüsler etkili olmaktadır, fakat 1/3 ‚ünün sebebi bilinememektedir.  Beyin uru, kaza sonucu kafa tasında zedelenme, zona hastalığı, veya borrelioz hastalığı (borrelioz virüsü taşıyan kenelerin ısırması ile insana ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüz kasları beyinden 7. sinir tarafından idare edilir. Bu sinir fonksiyonlarını yapamazsa yüz kaslarında felç görülür.<span id="more-1043"></span>Yüz felçi ağzın bir kenarının sarkması veya göz kapaklarının kapanmaması gibi durumlarda kendini beli eder. Yüz, dil ve ağız kaslarını yönlendiren nervus facialis’teki problemler felçe neden olur.</p>
<p>Yüz felçinin sebepleri: Yüz felçinin sebebi yüz sinirinin nervus facialis çeşitli nedenlerden dolayı tahriş olması sonucu ortaya çıkar. Hastalığın oluşmasında büyük oranda virüsler etkili olmaktadır, fakat 1/3 ‚ünün sebebi bilinememektedir.  Beyin uru, kaza sonucu kafa tasında zedelenme, zona hastalığı, veya borrelioz hastalığı (borrelioz virüsü taşıyan kenelerin ısırması ile insana geçen hastalık) yüz felçine sebep olur.</p>
<p>Yüz felçi rahatsızlıkları: Yüz felçi kişiden kişiye çok farklı bir şekilde kendini gösterir. Bazen çok hafif olur ve kişi gülünce ancak ancak yüz felçi anlaşılır.Bazende ağzın bir kenarı sarkar ve kişinin sürekli ağzından salğılar akar. Ağzın iki tarafında aynı anda felç çok nadiren görülür. Buna ilavetten daha ağır rahatsızlıklarda ortya çıkabilir.</p>
<p>Örneğin: Yemek yerken yutkunamama veya yemeği ağızda tutamama gibi durumlar, göz ve ağızda kuruma hissi görülebilir. Bu rahatsızlıklar kendiliginden iyileşebileceği gibi, ömür boyu öylede kalabilir veyahutta kötüleşebilir. Çevre sinir sistemi nedeniyle yüz felçi oluşmuşsa kişi alnını karışıramaz ve gözünün yanlarını kapayamaz.Şayet beyin merkezindeki rahatsılık nedeniyle yüz felçi oluşmuşsa alnını kırıştırabilir, gözlerini bazen yandan kapatamaz ve rahatsızlıklar kol ve ellere kadar uzanabilir</p>
<p>Yüz felçi ilerlerse yemek yerken kişinin gözleri yaşarabilir ve buda sinir hücrelerinin tükrük bezeleri yerine göz bezelerini uyarması nedeniyle olur.</p>
<p>Yüz felçini teşhis: Çevre sisnir sistemi (perifer) nedeniyle felç söz konusu ise gözün biri sürekli açıktır ve tam kapanmaz vede ağzın bir yanı sürekli sarkıktır.Hastanın durumunun tam anlaşılması için kişinin dişlerini tam göstermesi, ağzını büzerek öne doğru çıkarma, burnunu sağa sola oynatma, alnını kırıştırma, gözleri kapama ve tat alma denemeleri yapılır.Tat alama denemesi için dört ana grupta: tatlı, tuzlu, ekşi ve acı besinlerin tadına bakılır.</p>
<p>Yüz felçinin sebebinin virüs, bakteri veya başka nedenlerden mi olduğu uzman doktorlarca yapılan testlerle teşhisi konur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/yuz-felci-nasil-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağlamakla İlgili Herşey Burada!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/aglamakla-ilgili-hersey-burada/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/aglamakla-ilgili-hersey-burada/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:35:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[ağlamak]]></category>
		<category><![CDATA[ağlamakla ilgili herşey burada]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=989</guid>
		<description><![CDATA[Üzerinde çalışılması oldukça zor olan konuyu seçen az sayıdaki bilim adamından biri olan South Florida Üniversitesi psikoloji bölümünden Doç. Dr. Jonathan Rottenberg, insanların mutlu, üzgün, yalnız ya da başkalarıyla birlikte olduklarında ağladıklarını belirterek, &#8220;Ağlamanın bu kadar çok olması beni her zaman şaşırtır. Önceki yüzyıllarda birçok ağlama hakkında birçok anekdotla ilgili kanıtlar var, fakat ağlama hepimizin bildiği bir şey ve en evrensel insan ifadeleri arasında yer alıyor. İnsan olmanın bir parçası olan ağlama yaşam seyrimizi ortaya çıkarıyor; evlilik, doğum ve ölüm gibi önemli duygusal olaylarda bebekler gibi ağlıyoruz&#8221; diye konuştu.
Niçin ağlıyoruz ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerinde çalışılması oldukça zor olan konuyu seçen az sayıdaki bilim adamından biri olan South Florida Üniversitesi psikoloji bölümünden Doç. Dr. Jonathan Rottenberg, insanların mutlu, üzgün, yalnız ya da başkalarıyla birlikte olduklarında ağladıklarını belirterek, <span id="more-989"></span>&#8220;Ağlamanın bu kadar çok olması beni her zaman şaşırtır. Önceki yüzyıllarda birçok ağlama hakkında birçok anekdotla ilgili kanıtlar var, fakat ağlama hepimizin bildiği bir şey ve en evrensel insan ifadeleri arasında yer alıyor. İnsan olmanın bir parçası olan ağlama yaşam seyrimizi ortaya çıkarıyor; evlilik, doğum ve ölüm gibi önemli duygusal olaylarda bebekler gibi ağlıyoruz&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Niçin ağlıyoruz ve bu iyi bir şey mi? Belki şaşırtıcı bir şekilde literatürde çok fazla kanıt olmadığını söyleyen uzmanlar, bebeklerin ağlaması üzerine birçok araştırma yapıldığını, fakat bebekler büyüyünce ağlamadıkları için bu araştırmalar durduğunu ifade ettiler. Rottenberg, &#8220;Bu gerçekten beni şaşırtıyor. Ağlamak ileriki yaşamda daha az önemli gibi görülüyor&#8221; dedi.</p>
<p>Rottenberg son çalışmasında, Tilburg Üniversitesi&#8217;nden Hollandalı meslektaşları Lauren M. Bylsma ve Ad J.J.M. Vingerhoets ile birlikte ağlamanın faydalı olup olmadığı konusuna odaklandılar. &#8220;Current Directions in Psychological Science&#8221; dergisinde yayınlanan çalışmada, araştırmacılar ağlamanın birçok durumda faydalı olduğunu, iyi bir ağlamanın tedavi edici bir ödül olduğunu açıkladılar, ancak kimi zaman beyhude yere olduğunu da sözlerine eklediler.</p>
<p>Birkaç yıl önce çok sayıda araştırmacı tarafından 30 ülkede 3 binden fazla kişi üzerinde yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 60-70&#8242;i ağlamanın yararı olduğunu söylerken sadece 10&#8242;da biri ağladıktan sonra kendisini kötü hissettiğini belirtti.</p>
<p>Burada ağlamanın niçin bazıları için iyiyken diğerleri için kötü olduğuna dair önemli ipuçları olduğunu söyleyen Rottenberg, &#8220;Eğer sorunlar çözülüyorsa, ağlama yardım ediyor. Âşıkların tartışmaları birkaç hıçkırık ve öpücükle biter, yara kapanır. Mevcut sosyal alanımızdaki güçlü bir etki gibi ağlamak sürükleyici bir davranış. Kimin ağladığına dikkat ederiz, niçin ağladığını araştırırız ve bunun önemli olduğunu düşünürüz. Bu özellikle erkekler için doğru, çünkü erkekler kadınlardan daha az ağladığını belirtiyorlar. Bu nedenle eğer erkek ağlarsa gerçekten bir sorun olduğunu bilirsiniz&#8221; diye konuştu</p>
<p>Yapılan araştırmalarda, küçük erkek ve kız bebeklerin ağlama sıklıklarında farklılık görülmemiştir. Bunun oldukça mantıklı bir hipotez olduğunu ve farklılıkların ileriki yıllarda sosyalleşmeyle ortaya çıktığını söyleyen Rottenberg, &#8220;Erkekler bazı cezalara katlanırken, kızlar bunu yapamıyor ve ağlıyorlar. Küçük bir çocukken bile ağlamanın erkekliğe yakışmadığını söyleriz. Bu bir atmasyondur, çünkü bazı durumlarda (örneğin yakınını kaybetmek veya bir arkadaşının ölmesi gibi) ağlamak çok erkekçe olabiliyor&#8221; dedi.</p>
<p>Araştırmaya göre, ağlamak her zaman yardımcı olmuyor. Depresyonda olan ya da &#8220;alexithymia&#8221; (kişinin içinde bulunduğu duyguları, heyecanı, duygusal modu farkedip, anlatamama durumu) ruh yapısında olan insanlar, ağlamanın kendilerini daha kötü yaptığını söylüyorlar. Psikiyatrik sorunu olan insanların ağlamasının onları yorduğunu ifade eden Rossenberg, &#8220;Depresyon hali geçmez, ağlamak bu durumda faydalı değil, sorunları çözmez&#8221; dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/aglamakla-ilgili-hersey-burada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyonamı Girdiniz Acaba Sorusunun Cevapları!!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/depresyonami-girdiniz-acaba-sorusunun-cevaplari/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/depresyonami-girdiniz-acaba-sorusunun-cevaplari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:25:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonamı girdiniz acaba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=985</guid>
		<description><![CDATA[Depresyon, insana karamsarlığın egemen olduğu bir durumdur. Ama üstesinden gelinebilir; türüne ve şiddetine göre, ya bir uzmanın yardımıyla ya da çevreden gösterilen anlayışla, kolayca yenilebilir. Birçok kişi zaman zaman kendini &#8220;keyifsiz ve karamsar&#8221; hisseder ama bu genellikle geçicidir. Bu ruh halinin nerede bitip, depresyonun nerede başladığını söylemek, sanıldığı kadar kolay değildir. Birçok nedenden kaynaklanan depresyon, çeşitli biçimlerde ortaya çıkar ve cinsiyet, yaş ayrımı göstermeksizin, ergenlikten orta yaşa kadar her yaşta olabilir.
Nedenleri
Depresyonun birçok nedeni vardır. Bazı kadınların doğumdan hemen sonra içine düştükleri ruhsal çöküntüye, &#8220;doğum sonrası depresyonu&#8221; adı verilir. Bir zamanlar, bunun, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Depresyon, insana karamsarlığın egemen olduğu bir durumdur. Ama üstesinden gelinebilir; türüne ve şiddetine göre, ya bir uzmanın yardımıyla ya da çevreden gösterilen anlayışla, kolayca yenilebilir.<span id="more-985"></span> Birçok kişi zaman zaman kendini &#8220;keyifsiz ve karamsar&#8221; hisseder ama bu genellikle geçicidir. Bu ruh halinin nerede bitip, depresyonun nerede başladığını söylemek, sanıldığı kadar kolay değildir. Birçok nedenden kaynaklanan depresyon, çeşitli biçimlerde ortaya çıkar ve cinsiyet, yaş ayrımı göstermeksizin, ergenlikten orta yaşa kadar her yaşta olabilir.</div>
<p>Nedenleri<br />
Depresyonun birçok nedeni vardır. Bazı kadınların doğumdan hemen sonra içine düştükleri ruhsal çöküntüye, &#8220;doğum sonrası depresyonu&#8221; adı verilir. Bir zamanlar, bunun, annenin yaşamındaki yeni durumun ve doğum sıkıntısının yarattığı bir gerginlik hali olduğu düşünülürdü. Günümüzde ise, başlıbaşına bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Başlıca belirtisi ise, bebeğe karşı şaşırtıcı bir olumsuz yaklaşım ve bunun sonucunda da suçluluk ya da kayıtsızlık duygusudur. Doğum sonrası depresyonu, annenin bebeğini ve genel olarak evini ihmal etmesine yol açar. Çoğu kez de aile ve evlilik ilişkilerinin bozulmasıyla sonuçlanır. Ciddi vakalarda intihara bile rastlanılmaktadır. Günümüzde, doğum sonrası depresyonunun, psikolojik nedenlerin yanı sıra, gebeliğin ve doğumun bir yan etkisi olarak, annenin hormon sisteminin bozulması olduğunu gösteren kanıtlar elde edilmiştir. Bu yüzden tedavide, önce hormon dengesinin düzeltilmesi amaçlanmalıdır.</p>
<p>Depresyonun, belli ölçüde kalıtıma bağlı olduğu da düşünülmektedir; ancak bu bir türü dışında depresyonu kalıtımla aktarmaktan çok, depresyona eğilim olarak ortaya çıkar. Yani kalıtım söz konusu olsa da, depresif ruh halini doğuran stres ve endişe dolu bir ortam olmadan, rahatsızlık görülmez. Öte yandan depresif anne ya da baba, davranışlarıyla, ailenin öteki bireylerini de etkilerler. Çocuklar, anne &#8211; babadan öğrendiklerini ileriki yaşlarında taklit ederler. Bu tür kişiler, taklit edeceği bir depresyon &#8220;modeli&#8221; olmayanlara göre, daha kolay depresif davranışlar gösterirler. Ailesinde depresif insanlar olmayanlar, ancak derinden etkilendikleri olaylar sonucu depresyona girerler ve bu tür hastaların iyileşme şansı, ötekilerden fazladır.</p>
<p>Sevilen birisinin ölümü, geçici ama gerçek bir depresyona yol açabilir. Ölüm karşısında acının dile getirilmesi normaldir; acı verdiği için, saçma ya da yararsız bulunduğu için ya da ölen &#8216;üzülünmesini istemeyeceği&#8217; için bastırmaya çalışmak boşunadır. Bu çabalar tam tersine, süreyi uzatabilir. Acı ve kederle birlikte çoğu kez suçluluk duygusu, sinirlilik, başka insanlara karşı soğukluk görülür; kimi zaman da ölen kişinin özelliklerini ve davranışlarını taklit gibi durumlar ortaya çıkar.</p>
<p>Bu ruh hali içindeki insanların, öteki aile bireyleri ve arkadaşları ile ilişkilerinde de sorunlar belirir. Doktorlara, hastane yöneticilerine ya da ölen kişiyi sağlığında &#8216;ihmal etmiş&#8217; akrabalara kızgınlık duyarlar. Bazılarında ise tersine, &#8216;zihnimi meşgul ediyorum&#8217; bahanesi ile anlamsız etkinlikler ve huzursuzluk dönemleriyle birlikte hiçbir yas tutma belirtisi olmayışı dikkati çeker. Bütün bu durumlarda yakınını yitiren, duygularını dışa vurması için cesaretledirilmeli ve arkadaşları, akrabaları ya da gerekirse bir doktorla acısını paylaşması sağlanmalıdır.</p>
<p>Belirtiler<br />
Depresyonun belki de en göze çarpan belirtisi kişinin yaşam sevincini ve ilgisini yitirmesidir. Bazen de alınganlık ve karamsarlık ön plana çıkar. Bu değişmeler başkalarınca çabuk fark edilir. Kişi işine, yuvasına, ailesine, yiyip içmeye, özel meraklarına karşı ilgisini yitirir; hatta bu özellik, dış görünüşüne ve sağlığına dikkat etmemeye kadar uzanır. Sonra, aşağı yukarı hepsi fiziksel nitelikli yakınmalar baş gösterir: Baş ağrıları; sırt ağrıları; mideye ilişkin şikayetler; göğüste &#8216;sıkışma&#8217; duygusu; kabızlık; baş dönmesi, çabuk yorulma; bulanık görme; uyuşmalar. Üstelik hasta, durgun ve isteksiz olduğundan tıbbi yardım da istemez ve bu yüzden yakınlarının işe karışması önem taşır.</p>
<p>Her hastada depresyonun bütün belirtileri birden görülmeyebilir. Bazen, ruhsal belirtiler yerine yanında fiziksel belirtiler (baş ağrısı, uyuşma, vb.) olabilir. Bazen de depresyona, ileri derecede anksiyete ya da &#8216;manik depresif&#8217; olarak tanımlanabilecek konuşkanlık, coşku, olağandışı hareketlilik ve neşelilik gibi mani nöbetleri eşlik edebilir.</p>
<p>Depresyonda ruh hali, hafif bir üzüntülü halden şiddetli umutsuzluğa, hatta yaşamın bütünüyle anlamını yitirmesine kadar çeşitlilik gösterir. Tuhaf olan, bu durumdaki kişilerin söz konusu duygularan doktora pek anlatmamalarıdır; onun yerine ağrılarından, sızılarından, yorgunluktan ve zayıflamaktan yakınırlar. Ayrıca başkaları gibi havadan sudan konuşup gevezelik etmekte de güçlük çekerler.</p>
<p>Bu konuşma sorunu, düşünme güçlüklerinden doğar. Hastalar, çoğu kez açık seçik biçimde düşünmeyi, dikkatlerini toplamayı beceremezler ve bir şeylerin ters gittiğinin farkındadırlar. Üstesinden gelmeye çalışmadıkları bu mutsuzluğun farkında olmaları, depresyon durumunu bir başka açıdan etkiler. Zihinleri hep kendi kendileriyle meşguldur. Mutlu olayları değerlendiremezler. Tersine, bütün talihsizlikleri büyütüp, büyük felaketler haline sokarlar ve bunun için de hep kendilerini suçlarlar.</p>
<p>Depresyonun aşağı yukarı her hastada görülen bir belirtisi, uyku bozukluğudur. Kimi zaman uykuya dalmak zorlaşır, kimi zaman da kesintisiz uyku uyunamaz. Bazen uykusuzluk aşırı boyutlara ulaşır. Hasta için yatağa girmek, geçmişi, bugünü ve geleceği düşünüp üzülmek demektir. Bu kısırdöngü içinde, uyuyamama sıkıntılarına başka üzüntüler de katılır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, depresyon, sabahları erken uyanmaya da yol açar. Üstelik depresifler için günün ilk saatleri bütün günün en kötü bölümüdür.</p>
<p>Depresyona anksiyete eşlik ediyorsa, kişi huzursuzdur, yerinde duramaz ve sinirli bir biçimde konuşur ve bu özelliğiyle dertlerini başkalarına anlatamayan öteki depresiflerden ayrılır. Depresyon ağırlaştıkça intihar riski de artar. Ayrıca sanrı ve sabuklamaların da eşlik ettiği depresyonlar (psikotik depresyon) olabilir. Bu durumda hastane bakımı gerekir.</p>
<p>Tedavi<br />
Birçok insan depresyondaki birisinin umarsızlığının, umutsuzluğunun derinliğini kestiremez. Oysa şiddetli depresyon vakalarının altıda biri intiharla sonuçlanır. Çoğu depresif kişinin bir intihar girişiminde bulunamayacak kadar durgun olması, bu oranın daha yüksek olmasını önlemektedir.</p>
<p>Depresyon tedavisinde ilaç kullanımı kadar, içinde bulunduğu ruh haline katkısı olan stres kaynaklarıyla baş edebilmesi için hastaya güç veren psikolojik tedavi yöntemlerine de önem verilir. Ama özellikle kalıtsal etkenlerin bulunduğu ya da hastanın psikoterapiyi kabul edemeyecek durumda olduğu vakalarda ilaçların önemli bir yeri vardır.</p>
<p>Depresyon şiddetliyse, hastane tedavisi gerekir. En çok kullanılan ilaçlar, beyin kimyasını değiştirerek depresif ruh halini çözen trisiklik antidepresanlar ve MAOI (monoamin oksidaz inhibitörleri) adı verilenleridir. Anksiyete ve gerilimi kaldırmak içinse sakinleştirii kullanılır. Psikolojik iyileştirme yöntemleri arasında, vakaya göre, davranış tedavisi, grup tedavisi ve kişisel psikoterapi seansları sayılabilir.</p>
<p>Psikolojik tedavi hastanın kendisine bakışını değiştirebilir ama bu durumdaki birisiyle birlikte yaşamak zorundaysanız, davranışları sizi çileden çıkarsa da, iyileşmesinin çabuk olmayacağını bilip sabırlı olmalısınız. Bir etkisi yokmuş gibi görünse bile bilin ki, dostluğunuz, ilginiz ve desteğiniz çok önemlidir. Depresyondaki bir kişi o sırada tepki göstermese de, kendinize gösterilen olumlu yaklaşımı daha sonra minnetle anımsayacaktır. Bazı kişiler depresiflere &#8220;her şeyi bırakıp tatile çıkması&#8221;nı önerirler. Ama bundan hiçbir yarar sağlanmayacağı gibi, aile ortamından uzaklaşmak hastayı daha da sıkıntıya düşürebilir. Tatil, hasta iyileşmme yolunda olumlu adımlar atmaya başladığında yararlı olabilir.</p>
<p>Ağır depresyon vakalarında hastada önlenemeyen intihar arzusu, yeme ve içmeyi reddetme durumu görülür. Bu nedenle bu tür hastaların hastanede tedavi edilmesi zorunludur. Hasta bir psikiyatri kliniğinde sürekli bakım ve tedavi altında olmalıdır. Elektroşok (elektrokonvülsif) tedavisi de gerekebilir. Bu tedavide hastanın beyninin belli bölümlerine elektrik akımı verilir. Akım, hastanın bedeninde sarsılmalara yol açar. Ancak bunlar hasta tarafından hissedilmez ve bir süre sonra durumunda dikkate değer bir iyileşme görülür. Bu tedavinin iki ya da üç kez yinelenmesi, tam iyileşme için genellikle yeterli olur. Geçici olarak bazı yakın dönem olaylarını unutsalar da, bu, elektroşok ile iyileşmenin küçük bir bedeli olarak kabul edilebilir. Ancka bazı psikiyatri uzmanları, elektroşok yöntemini, sonuçlarının kısa vadeli olması nedeniyle yararlı bulmamaktadır. Çok sayıda insanın depresif hastalık geçirmesi ve bazılarının ağır vakalar olmasına karşılık, sonuç genellikle olumludur. İstatistikler depresyon geçirenlerin yüzde 95&#8242;inin iyileştiğini, yalnız yüzde dördünün kronik biçimde sürdüğünü göstermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/depresyonami-girdiniz-acaba-sorusunun-cevaplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fenalık Duygusunun Sebepleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[fenalık]]></category>
		<category><![CDATA[fenalık duygusunun sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=982</guid>
		<description><![CDATA[Nedenleri Fenalık duygusunun başlıca nedeni beyne yeterli kan gitmemesidir. Kandaki oksijenden yoksun kalan beyin, düzgün çalışamaz. Kalbin güçlü ve düzenli atışları normal koşullarda, kanın yerçekimine karşın beyne ulaşmasını sağlar. Ancak, herhangi bir bozukluktan ötürü kan basıncı düşerse, fenalık belirtileri ortaya çıkar. Fenalık geçiren kişi yere düşer, beden yatay konumuna geçince kan kolayca beyne gideceği için de normale döner. Bayılma sürecinde birbirini izleyen olayların sırası, fenalığa yol açan etkene göre değişir. Söz gelimi, kötü bir olay görmenin yarattığı şok, kötü bir haber ya da şiddetli bir ağrı fenalık duygusuna, hatta bayılmaya yol ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nedenleri Fenalık duygusunun başlıca nedeni beyne yeterli kan gitmemesidir. Kandaki oksijenden yoksun kalan beyin, düzgün çalışamaz. Kalbin güçlü ve düzenli atışları normal koşullarda, kanın yerçekimine karşın beyne ulaşmasını sağlar. Ancak, herhangi bir bozukluktan ötürü kan basıncı düşerse, fenalık belirtileri ortaya çıkar. Fenalık geçiren kişi yere düşer, beden yatay konumuna geçince kan kolayca beyne gideceği için de normale döner. Bayılma sürecinde birbirini izleyen olayların sırası, fenalığa yol açan etkene göre değişir. <span id="more-982"></span>Söz gelimi, kötü bir olay görmenin yarattığı şok, kötü bir haber ya da şiddetli bir ağrı fenalık duygusuna, hatta bayılmaya yol açabilir. Bu durumda beyin kalbi, akciğerleri ve mideyi etkileyen vagus sinirine bir mesaj iletir. Vagus, kalbin atışını yavaşlatır, atış şiddetini azaltır, bulantıya neden olur ve karın bölgesindeki damarları genişletir. Böylece karın bölgesinde biriken kan, beyne yeterli oranda gitmediğinden fenalık geçirmeye, bayılmaya neden olur. Uzun zaman ayakta duranlarda kan, bacaklarda birikmeye başlar, kalp bedenin üst bölümüne kan pompalamakta güçlük çeker. Uzun süre ayakta durması gerekenlerin fenalık duygusunu önlemelerinin en iyi yolu, ayak ve bacaklarını yavaş yavaş hareket ettirerek kanı yukarıya, yerçekimine karşı ilerlemeye zorlamaktır. Uzun zaman oturan ya da yatanlar da ayağa kalktıklarında fenalaşabilirler. Bunun nedeni, damarların bedenin apansız hareketine ayak uyduramayıp kan basıncını bir anda yükseltememesidir. Karında, kolda ve bacaklarda biriken kan, beyne, fenalık geçirmeyi önleyecek kadar çabuk ulaşamaz. Kan basıncını bedenin duruşundaki değişikliklere göre ayarlamak, boyunda yer alan ve &#8220;karotis sinüsü&#8221; olarak bilinen sinir grubunun görevidir. Kansızlık, sıcak ve sıkışık bir odada bulunmak, hava yoğunluğunun düşük olduğu yüksekliklere çıkmak gibi kandaki oksijenin azalmasına yol açan nedenler de fenalık duygusu yaratabilir. Bu durumlarda neden, beyne yeterli kan gitmemesi değil, giden kanın yeterli oranda oksijen içermemesidir. Sabah kahvaltı etmeden aceleyle evden çıkna birçok kişi, bayılmasa bile fenalık duyar. Bu, kan basıncının düşmesine yol açan ruhsal baskı ile kanda yeterli besin maddesi bulunmamasının ortak sonucudur. Bu yüzden sabahları hafif bir kahvaltı yararlı olur. Ayrıca çok fazla sigara, çay ve kahve de vagus sinirini uyararak fenalık duygusuna yol açar. Kalp hastalıkları fenalığa yol açmaz, ama orta yaşlıların damarlarındaki arteriosklerozdan ötürü daralma yüzünden beyne yeterli kan gitmemesi kendini senkop ile belli edebilir. Fenalık duygusu gebeliğin ilk aylarında sık görülür. Bunun nedeni kandaki hormonların, özellikle progesteronun damarlardaki kasları gevşetmesidir. Damarların genişlemesiyle kan basıncı düşer, kan bedenin alt kısmında birikir. Gebeliğin ilk aylarında görülen bir başka fenalık geçirme nedeni de kanın gelişen dölütün besin ve oksijen gereksinimini karşılamak için rahimde birikmesinden ötürü beyne yeterli oranda gitmemesidir. Gebelik ilerledikçe dolaşımdaki kan hacmi artacağından, sorun kendiliğinden çözüme kavuşur. Vagus siniri ile kan damarları arasındaki bağlantıları aşırı duyarlı olan kişiler daha kolay fenalık geçirirler. Bu insanların fenalığa yol açtığını bildikleri etkenlerden uzak durmaları yerinde olur. Genç kızların fenalaşıp bayılmaları anneleri üzer. Oysa bu tür bayılmalar, genellikle büyümenin psikolojik etkisi, âdetlerin başlamasından ötürü gelişen hafif kansızlık ve hızlı büyümenin ortak etkisi sonucudur. Anne kaygı duyuyorsa, kızının bol protein ve demir içeren karaciğer ve ıspanak gibi besinler almasına özen göstermelidir. Ancak, fenalık sık sık yinelerse doktora danışmak yerinde olur. Sorunun temelinde daha önemli bir psikolojik etken yatabilir. Ergenlik çağındaki kızlarda toplu halde bayılma eğilimleri de görülür. Yapılan ayrıntılı araştırmalara karşın hiçbir hastalık ve bozukluk etkeni saptanmayan bu tür olaylar, bir tür kitle histerisinin sonucu olarak tanımlanır. Uzun boylular çok ayakta durduklarında kısa boylulara göre daha kolay fenalık duyarlar. Bunun nedeni, kanın bacaklardan beyne ulaşmak için aşması gereken yolun daha uzun olmasıdır. Fenalık duygusu ve buna bağlı olarak bayılma, altta yatan bir hastalığın belirtisi olabileceğinden, uzun sürüyor ve geçmiyorsa üzerinde durulmalı, tedavi edilmelidir.</p>
<p>Belirtiler Fenalık duygusu tıpta &#8220;senkop&#8221; diye adlandırılan bayılma, baş dönmesi, bitkinlik, bulantı ve bazen de kusmayla ortaya çıkan bilinç yitimidir. Fenalık duyan ve bayılmak üzere olan kişinin rengi solar, terler, sık ve yüzeysel soluk almaya başlar. Bu değişiklikler dışarıdan fark edilir ve fenalık geçiren kişi yatırılırsa, başına kan gideceğinden birkaç dakika içinde kendine gelir.</p>
<p>Tedavi Fenalık duyduğunuzda kanın başa gitmesi için yatılmalı ya da başı eğip dizlerin arasına sokarak oturulmalıdır. Birisinin fenalık geçirdiğini gördüğünüz zaman ise onu yatırın ve en az beş dakika kalkmasına izin vermeyin. Kendini iyi hissedip kalkanlar yeniden fenalık geçirerek düşüp yaralanabilirler. Fenalaşan kişinin boynunu ve belini sıkan giysileri gevşetin. Alnına soğuk suya batırılmış bir bez koyun. Hasta kendine gelince birkaç yudum soğuk su içirin. Bir yerinin kırıldığından kuşkulanıyorsanız ya da fenalığa yol açan etken şiddetli ağrı, ciddi bir yanık ya da kanama ise, zaman yitirmeden doktora başvurun. Fenalık ile birlikte kusma ve ishal de varsa, büyük olasılıkla bağırsak enfeksiyonu geçirdiğinden, hastanın yatarak dinlenmesine ve yalnız sıvı besinler almasına özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/fenalik-duygusunun-sebepleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hperaktifmi Çoçuğunuz Acaba?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 20:08:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[hperaktif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=975</guid>
		<description><![CDATA[Hiperaktiflik birtakım ruhsal sorunları olan kişilerde  görülebilecek belirtilerden biridir. Beyin hasarlarıyla, sarayla, otizmle (aşırı içedönüklük) ve çocukluk şizofrenisiyle de bağlantılı olabilir. Ne var ki, birçok kişi için hiperaktiflik, öteki zihinsel bozukluklarla bağlantısı olmayan bir aşırı hareketlilik durumudur. Bu, hiperkinetik sendromdur; hiperaktifliğe göre daha enderdir ve çoğunlukla erkek çocuklarda görülür. Hiperaktif çocuk anne ve babasını çok uğraştırır. Aşırı hareketli olduğu kadar saldırgandır ve başka çocuklarla ilişki kurmakta güçlük çeker. Yıkıcı olabilir; bir şeyi yapması önlendiğinde birden öfke nöbetine tutulabilir. Ama hiperaktif çocukların ruh halleri çok çabuk değişir; öfke ve saldırganlığı birden hoşnutluk ya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiperaktiflik birtakım ruhsal sorunları olan kişilerde  görülebilecek belirtilerden biridir. Beyin hasarlarıyla, sarayla, otizmle (aşırı içedönüklük) ve çocukluk şizofrenisiyle de bağlantılı olabilir. Ne var ki, birçok kişi için hiperaktiflik, öteki zihinsel bozukluklarla bağlantısı olmayan bir aşırı hareketlilik durumudur. Bu, hiperkinetik sendromdur; hiperaktifliğe göre daha enderdir ve çoğunlukla erkek çocuklarda görülür. Hiperaktif çocuk anne ve babasını çok uğraştırır. <span id="more-975"></span>Aşırı hareketli olduğu kadar saldırgandır ve başka çocuklarla ilişki kurmakta güçlük çeker. Yıkıcı olabilir; bir şeyi yapması önlendiğinde birden öfke nöbetine tutulabilir. Ama hiperaktif çocukların ruh halleri çok çabuk değişir; öfke ve saldırganlığı birden hoşnutluk ya da keder izleyebilir. İlgisini bir konu üzerinde yoğunlaştıramadığından okulda başarılı olamaz, öğrenmekte güçlük çeker.</p>
<p>Nedenleri Aşırı hareketliliğin nedeni, otizm gibi bir zihinsel bozukluk olabilir; başka belirtilerle birlikte ya da hiperkinetik sendromda olduğu gibi tek başına görülebilir. Hiperaktifliğin nedenleri konusunda görüş ayrılıkları vardır. Organik bir beyin bozukluğuna ya da kalıtsal bir nedene bağlı olduğunu düşünenler vardır. Bazı uzmanlar ise bunun bir aile içi sorunu olduğuna inanmakta ve ailenin tümünü, aile içi ilişkileri gözden geçirip neyin hiperaktifliğe yol açtığını gördükten sonra tedavinin gerçekleştirilebileceğini ileri sürmektedirler.</p>
<p>Belirtiler Hiperaktif çocukların çoğu bebekken de aşırı hareketlidirler ama yürümeye başladıkları dönemde belirtiler iyice belirginleşir. Anne &#8211; babalar çocuktaki sürekli koşuşturma halini bu dönemde fark ederler. Ana belirti, ilgiyi ve dikkati toplayamama (konsantrasyon yetersizliği) ile dikkat süresinin kısalığıdır. Çoğunda zekâ ortalaması düşüktür; geç konuşurlar. Yıkıcı olmadıkları zamanlarda sakar ve beceriksizdirler. Ruh hallerindeki değişmeler şaşırtıcı derecede hızlıdır. Hiperaktif çocuk başka çocuklarla iyi geçinemez. Oyunlara ilgisini sürdüremez ve çok çabuk saldırganlaşır. Okulda da hiperaktifliği sürer. Okuma &#8211; yazma öğrenmesi güçtür ve genellikle kavrama sorunları olur: Sözgelimi sağ &#8211; sol ayrımını, biçimler arasındaki ilişkileri çok zor anlar. Anne &#8211; babaları en çok üzen, bu çocukların kendi kendilerine zarar verebilmeleridir. Hiperaktif çocuklar düşünmeden birden bire hareket ederler; yani aniden pencereden aşağı atlayabilir ya da caddeye fırlayabilirler. Saldırganlıklarıyla başka çocuklara zarar verebileceklerinden dikkatle izlenmeleri gerekir. Ailede bir bebek varsa, o da tehlikededir; özellikle anne &#8211; babanın ilgisini bebeğe yöneltmesini kıskanan hiperaktif çocuk bebeği incitebilir. Bir başka tehlike de anne &#8211; babanın günden güne hoşgörülerini yitirmeleri ve aile içi ilişkilerin bozulmasıdır. Oysa hiperaktif çocuğun cezaya değil, sabır ve sevgiye gereksinimi vardır. Evde kendisine ne kadar güven duygusu verilirse, öteki çocuklar ve okulla ilgili sorunlarının yarattığı toplumsal baskılarla o kadar iyi baş eder.</p>
<p>Tedavi Hiperaktiflik ilaçla tedavi edilebilmektedir. Bazı vakalarda sakinleştiriciler iyi sonuç vermektedir. Amfetanin grubu ilaçlar ise, yetişkinlerde uyarıcı etki yapmalarına karşın bu tür çocuklarda sakinleştirici olarak kullanılmaktadır. Aynı biçimde, yetişkinleri uyaran kahve de hiperaktif çocuğu sakinleştirebilmektedir. İlaç tedavisi hekim tarafından sıkı biçimde denetlenerek uygulanır; yan etkiler göz önüne alınarak en iyisi bulununcaya kadar bir dizi ilaç denenebilir. Çocuğun dikkatini toplama ve sürdürme yeteneğini geliştirmek için davranış tedavisi uygulanır. Anksiyete varsa, giderilmesi için, çoğu zaman öteki aile bireylerini de kapsayan psikoterapi seansları yapılır. Anne &#8211; babalar bir uzmandan, hiperaktif çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmelidirler. Çocukların çoğu oldukça hareketli oldukları ve bu yüzden anne &#8211; babalarını yordukları bir dönem geçirirler. Bu durum hiperaktiflikle karıştırılmamalıdır. Hiperaktiflik genellikle bebeklikte başlar ve dikkat toplayamama gibi başka belirtilerle birlikte seyreder. Hiperaktif çocuk büyüdükçe sakinleşir ve çoğunlukla aşırı hareketliliği ergenlik çağında sona erer. Ama bu dönemde de aşırı hareketliliğin yerini, hareketsizlik ve uyuşukluk alabilir. Bu kez de canlılık kazanmaları için yardım görmeleri gerekir. Arkadaşlık edememe, toplumdışı kalma ve öğrenme güçlüğü varlığını sürdürür ve özel eğitim gerekebilir. Birçok anne &#8211; baba çocuğun aşırı hareketliliği bitince rahatlar ve sorunlarının bittiğini sanır. Oysa çocuğun sorunları sürmekte ve anne &#8211; babanın yardımı gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hperaktiflik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koruyucular</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/koruyucular/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/koruyucular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş kremleri]]></category>
		<category><![CDATA[güneşten korunma]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[koyucular]]></category>
		<category><![CDATA[kremler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. <span id="more-920"></span>Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, gözlük ve koruyucu kıyafet giyilmesini tavsiye etmektedir. Eğer muhakkak güneşte kalınacaksa koruma faktörü en az 15 olan güneşten<br />
koruyucuların bulutlu günlerde bile kullanılması gerekir.</p>
<p>Güneş görülebilen ve görünmeyen ışınlar yayar. Görünmeyen ışınlar ultraviyole (morötesi) A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olarak bilinir ve derideki bir çok hasardan bu ajanlar sorumludur. Her iki ışık da bronzlaşmaya, güneş yanığına ve güneş hasarına yol açar. Yeni geniş spektrumlu güneşten kadinca.net koruyucular UVA filtresi de içerir. Bu koruyucular her 1.5 saatte bir uygulanmalıdır. Ultraviyole ışınların bir kısmı güneşten koruyucuları geçip deriye ulaşabildiklerinden güneşten koruyucu kullanılarak uzun süre güneş altında kalmamak gerekir. Dermatoloji Uzmanları bireyin kendisini, güneşin uzun süreli hasarından koruması için aşağıdakileri önermektedir.<br />
Güneşten korunma önerileri</p>
<p>* En az 15 faktörlü geniş spektrumlu güneşten koruyucu, dudaklar da dahil olmak üzere tüm güneş gören alanlara bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.<br />
* Eğer suda iken veya terli iken güneşe maruz kalırsanız, suya dayanıklı güneşten koruyucu kremler kullanınız.<br />
* Güneşten koruyucunuzu her 1.5 saatte bir uygulayın.kadinca.net<br />
* Geniş şapka ve gözlük kullanın.<br />
* Gölgede kalmaya çalışın.<br />
* Güneşten koruyan sıkı dokumalı kıyafetler giyin.<br />
* Saat 10.00- 16.00 saatleri arasındaki açık hava aktivitelerinizi daha erkene veya geç saate alın.</p>
<p>Güneşten koruyucular ve güneşin bloke edilmesi</p>
<p>Güneşten koruyular güneşi ışınlarını emerek, yansıtarak veya dağıtarak güneş ışınlarının deriye ulaşmasını engellerler. Krem, merhem, jel, losyon ,sprey ve köpük gibi bir çok formu vardır.</p>
<p>Üzerinde SPF (sun protection factor = güneşten koruyucu faktör) numarası bulunur. Daha yüksek SPF numarası UVB ışınlarının neden olduğu güneş yanıklarına karşı daha fazla koruma sağlar. Bazı güneşten koruyucular geniş spektrumludurlar ki hem UVA hem de UVB ye karşı koruma sağlar. Bu koruyucular güneşin diğer etkilerinden (fotohasar, fotodermatit ve güneşe bağlı döküntüler) de korunmayı sağlar. Bununla birlikte hiçbir, güneşten koruyucu mükemmel değildir.</p>
<p>Güneşten koruyucular dışarı çıkmadan yarım saat evvel uygulanmalıdır. Suya dayanıklı güneşten koruyucular bile her bir buçuk saatte bir, yüzdükten sonra, kurulandıktan sonra ve terleme sonrası sürülmelidir. Güneşten koruyucu kremler gözleri güneş hasarına karşı korumaz, bu nedenle ultraviyole ışığı bloke eden güneşten koruyucular kullanılmalıdır. Güneşten koruyucular güneş gören alanların tamamına iyice yedirilerek sürülmelidir.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten koruyucular UVB ışığını bloke etmek için alta yazılı maddelerin bir kaçından oluşan karışımı içerir : padimate O homosalate, octyl methoxyginnamate, benzophenone, octyl salicylate, phenylbenzimidazole sulfonic acid ve octocrylene. Geniş spektrumlu güneşten koruyuculara UVA ışınını filtre eden oxybenzone veya avobenzone (Parsol 1789) eklenmiştir.</p>
<p>Fiziksel güneşten koruyucular veya kimyasal madde içermeyen güneşten koruyucular titanyum diokside ve/veya zinc okside içerir ve UVA ve UVB ışınına karşı koruma sağlar. Bu tip koruyucular kimyasal güneşten koruyuculara allerjisi olanlarda rahatlıkla kullanılabilirler.</p>
<p>Güneşsiz bronzlaşma sağlayan losyonlar</p>
<p>Dermatoloji Uzmanları bu tarz ürünleri zararsız ve güneşe alternatif ürünler olarak sunmaktadır. Bu ürünler gerçekten güvenli bir güneş alternatifidir. Bu ürünler dihydroksiacetone içerirler ki bu ürün derideki proteinlerle birleşerek, portakalımsı bronz bir renk sağlar. Bu renk yıkamakla çıkmaz. Bu renk elde edildiğinde, bunun koruyucu faktörü genellikle 4 tür ki bu da güneşten korunmak için yeterli değildir. Bu nedenle ek olarak güneşten koruyucu kullanılmalıdır.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten korunma hakkında ek bilgilendirme</p>
<p>En fazla deri hasarı güneşin yeryüzüne en güçlü olarak ulaştığı 10.00- 16.00 arasındadır. Bulutlu havalarda, ağaçların altında sıcak hissedilmese bile güneşten koruyucular kullanılmalıdır, çünkü bu durumlarda da güneş yanığı ve hasarı meydana gelebilir.</p>
<p>Kumsal şemsiyeleri güneşten korunmak için iyi bir fikir olarak gözükebilir, fakat kum, sudan yansıyan ışık nedeniyle UV ışınlarından tam koruma sağlamaz. Elbiselerin çoğu güneş ışınlarını emer veya yansıtır. Fakat gevşek dokunmuş kumaşlar ve ıslak kıyafetler deriyi güneşe karşı koruyamaz. Sıkı kıyafetler daha iyi koruma sağlar.</p>
<p>Güneşten korunma kışın da gereklidir. Kar güneş ışınlarının %80 ini yansıtır ve deri yanığı ve hasarına neden olabilir. Yüksek rakımda, güneş ışınlarını bloke eden atmosfer daha ince olduğu için, kış sporları yapanlarda güneş hasarı riski artar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/koruyucular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağrısız Doğum Epidural!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız doğum]]></category>
		<category><![CDATA[epidural]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=897</guid>
		<description><![CDATA[


 




 


 
Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.
Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="630">
<tbody>
<tr>
<td width="10"> </td>
<td width="465">
<table border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </p>
<p>Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.<span id="more-897"></span></p>
<p>Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.</p>
<p>Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle doğum süresinide etkilemektedir. Bu AĞRI;</p>
<p>Meydana geldiği dokudan (uyarının başlangıcından) beyine kadar olan gelişimi seyrinde herhangi bir noktada kesintiye uğratılabilir.</p>
<p>Apışarası (perine) cildinin lokal -bölgesel- olarak iğne ile uyuşturulması, rahim ağzının ve ilgili dokuların yine bölgesel uyuşturulmasıyla ağrı engellenebilirse de, bazen kana geçen ağrı kesiciler ve anestezik maddelerle de ağrının kaldırılması mümkün olmaktadır.</p>
<p>Ayrıca anne adaylarının gebelik süresince eğitimi verilerek yapılan doğal eylem ve doğum hareketi (ıkınma, solunum, gevşeme hareketleri) ile de doğum ağrısı daha az hissedilmekte, gerekli olacak ilaç miktarı azalmaktadır. Bu eğitim yardımıyla baba adaylarına da verilebilmektedir.</p>
<p>Hipnoz, ciltten elektrik sinir uyarıcıları, akupunktur, bazı ilaçların anneye uygulanmasıyla “doğum” ağrısı baskılanabilecektir. Son yıllarda uygulama alanı artan, güvenilir yöntemlerden biri de “EPİDURAL ANALJEZİ” tekniğidir.</p>
<p>**<span style="text-decoration: underline;">DOĞUM EYLEMİ DÖNEMLERİ</span>**</p>
<p>I.inci dönem: Rahimde kasılmaların başlamasıyla, serviksin (rahim ağzının) 3-4 cm.’e kadar açılmasına kadar olan latent (belirti göstermeyen, gözükmeyen) dönemle, rahim ağzının tam açılmasına kadar geçen süredir.</p>
<p>II.inci dönem: Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin çıkışına kadar geçen süredir.</p>
<p>III.üncü dönem: Plasenta (eş, son)&#8217;nın rahimden çıkışıdır.</p>
<p>TEKNİK VE UYGULAMA</p>
<p>**Bu tekniğin uygulanabileceği gebelik ve sakıncalı olan durumlar için ana başlığına bakınız!**</p>
<p>Tekniğin “UYGUN&#8221; olacağı anne adayına yapılacak girişimler için öncelikle bilgi verilmeli, merak ve endişeleri giderilmelidir. Doğum salonu yada ameliyathanede yapılan ön hazırlıkla gebe masaya alınır. Hasta genelde (sol) yan  yatarak veya oturur pozisyonda iken (şekil 1) uygulama yeri olan “bel omuru” cildi, enfeksiyon açısından  antiseptik solüsyonla silinmekte ve bu bölge steril örtü ile kapatılmaktadır. Yapılacak girişimde ağrı duymamak için 1 cm. çaplı bölgenin derisi-cildi-insülin iğne ucuyla (ince ve kısa uçlu iğne) uyuşturulur. Kalınlığı yaklaşık 1 milimetre olan özel iğne ile, anestezi uzmanınca bel omur kemiği arasından geçilerek ciltten yaklaşık 4-6 cm. derinlikteki “epidural” mesafeye ulaşılır. Burası omurilikten çıkan sinir ve köklerinin geçtiği yaklaşık 3-5 milimetre genişliğinde dar bir alandır.Bu nedenle işlem sırasında heyecanlanmamak, kıpırdamamak ve sakin olmak tekniğin başarısında anne adayının katkısıyla olacaktır.</p>
<p>-<span style="text-decoration: underline;">EPİDURAL ANESTEZİ UYGULAMASI</span>-</p>
<p>Anestezi doktorunuz uygun bölgeye ulaştığında, iğnenin içinden 0.5 milimetre kadar kalınlıkta incecik bir kateteri (naylon, teflon) yerleştirip, cildiniz ve sırtınıza tesbit edecek ve flasterle yapıştıracaktır. Artık bu yoldan yani kateterden gerek doğum eylemi ve ağrısız doğum için veya gereğinde “sezaryen” için gerekli olan anestezik maddeler verilebilecek, ağrı ortadan kalkacaktır. Doğum sonu (yada sezaryen sonrası) bir iki gün içinde meydana gelebilecek diğer ağrılarınız için yine bu kateterden yararlanılabilir. (İlaç verilir -aralıklı veye devamlı enjeksiyon tekniği-) Enfeksiyon riski nedeniyle bu kateter 48 saat içinde çıkarılmalıdır.</p>
<p>Kateter yerleştirme işlemi doğumun I.inci döneminde (latent) olmakta, uygun dozda ve zamanda ilaç verilerek doğumun tüm evrelerinde ağrı kaldırılabilmektedir. Anne adayı eğer sezaryenle doğuma gidecek olursa, yine buradan ilaçla cerrahi işlem hasta uyutulmadan gerçekleştirilebilecektir.</p>
<p>İlaç enjeksiyonu ile ilk dakikalarda ayaklar ve kalçada sıcaklıkla birlikte uyuşma hissi olacak, verilen ilacın doz ve hacmine bağlıda ayaklarda hareket kaybı geçici olarak görülebilecektir. Sezaryende ilaç verilmesini takiben yaklaşık 15 dakika sonra tam uyuşma ile cerrahi müdahale başlatılabilinecektir. Unutulmaması gerekli olan şudur. Bu teknikte yalnızca “<span style="text-decoration: underline;">AĞRI” duyusu kalkar.</span>” DOKUNMA duyusu kalkmadığı için hasta olup bitenleri cerrahide ağrı duymadan yaşayacaktır. Bu his ağrı ile karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Her şeye rağmen, anatomik yapı faktörleride göz önüne alındığında ve de kateter yerleştirmede  % 15 dolayında başarısızlıkla “yeterli anestezi” sağlanamamakta, yamalı veya tek taraflı anestezi oluşabilmektedir.Bu durumda anestezistiniz gerekli önlemleri alacak, ağrı için destek teknikleri devreye sokabilecektir.</p>
<p>Annenin normal doğumda ıkınma ve stresi ile tüketeceği oksijen bu teknikle azaltılmakta, daha iyi ve düzenli solunumla annenin oksijeni arttırılarak stres ve etkilerinin de bastırılmasıyla; doğacak bebek için daha iyi bir ortam yaratılacaktır. Tekniğe uygun yapıldığında doğum seyrine etkisi olmayan bu yöntem, bazı merkezlerde rutin olarak uygulamaya konulmakta, hastalar tarafından ilgi görmektedir.</p>
<p>*Hipotansiyon (tansiyon düşmesi), bulantı, baş dönmesi, nabızda yavaşlama, ısı düşmesi ve titreme, bel kası gevşeme ve iğnenin bazen lif zedelemesiyle geçiçi olan bel ağrısı meydana gelebilir. Bunlar düzeltilebilen, ciddi olmayan yan etkilerdir. Tekniğine uygun yapılan “epidural anestezide” BAŞ  AĞRISI  beklenen bir durum değildir.<strong><br />
</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

