<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz...</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Jul 2010 13:08:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mügece Hamilelikte 34. hafta</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2010 14:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[mügece hamilelikte 34. hafta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=932</guid>
		<description><![CDATA[Artık iyice sonlara yaklaştıkça hamileliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum.Annelerin hakkı ödenmez diye boşuna denmiyor .34 hafta geride kaldı benimse en zorlandığım nokta ellerimin ve ayaklarımın şişmesi oldu.Bebeğim ters duruyormuş sezeryan olacağı için önemli değil diyor doktorum ama ben araştırdım eskiden ters olan bebeklerin hep öldüklerini ve bacakları ve kollarının kırılarak doğduğunu biliyormuydunuz.Ama artık sezeryan doğum sayesinde bebek isterse tersde durabilir.Peki bebeklerin anne karnındaki sıvıyı içip idrarlarını yaptıklarını ve böylece böbreklerinin çalışması ise bence bir mucize!benim hamileliğimde sadece tek endişem bebeğimim erken doğması çünkü ilk bebeğimde 36 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık iyice sonlara yaklaştıkça hamileliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlıyorum.<span id="more-932"></span>Annelerin hakkı ödenmez diye boşuna denmiyor .34 hafta geride kaldı benimse en zorlandığım nokta ellerimin ve ayaklarımın şişmesi oldu.Bebeğim ters duruyormuş sezeryan olacağı için önemli değil diyor doktorum ama ben araştırdım eskiden ters olan bebeklerin hep öldüklerini ve bacakları ve kollarının kırılarak doğduğunu biliyormuydunuz.Ama artık sezeryan doğum sayesinde bebek isterse tersde durabilir.Peki bebeklerin anne karnındaki sıvıyı içip idrarlarını yaptıklarını ve böylece böbreklerinin çalışması ise bence bir mucize!benim hamileliğimde sadece tek endişem bebeğimim erken doğması çünkü ilk bebeğimde 36 haftalık doğmuştu.Hadi bakalım bu bebek ne zaman gelecek!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelikte-34-hafta/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Elif Hali</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:40:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aşık]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın elif hali]]></category>
		<category><![CDATA[elif]]></category>
		<category><![CDATA[hal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=927</guid>
		<description><![CDATA[Korkuyorum
Kendime bile söyleyemediğim acılar
Çemberinde yalnızlık var
Bütün suretleri sahibine sabitliyorum
Kelimeler ki ağrıyan yerlerimin ağır işçileri
Sahipsizliğimizde kendime yollar bırakıyorum
Belki hüzün
Belki aşk
Yağmurun titremesi gibi
Yalınızsan eğer bakışlarım sende kalsın
Ben ki şarap eskitirim gözyaşlarınızın aktığı yerde
Zaman hayli gençti ve hayli zaman geçti
Merdivenlerimizi kimler çıkıyor şimdi
Kimler iniyor o masmavi zamanların ıslak kuyusuna
Büyürken yanımıza aldığımız o düşler
Kimin hücresinde sarıyor yaralarımızı
Bu yanma,bu gece,bu kan kokusu ellerimizin
Bu gidip gelmelerimiz
Bu bizi bizden çıkarıp ‘aşk’ yapan
Anlıyorum seyrederken kalabalıkları
En çok yazarken eskiyor insan
Anlamak ölmektir
Ölmekse aşk’a gidiş
Murat Çelik (Aşkın Elif Hali)
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Korkuyorum<br />
Kendime bile söyleyemediğim acılar<br />
<span id="more-927"></span>Çemberinde yalnızlık var</p>
<p>Bütün suretleri sahibine sabitliyorum</p>
<p>Kelimeler ki ağrıyan yerlerimin ağır işçileri<br />
Sahipsizliğimizde kendime yollar bırakıyorum<br />
Belki hüzün<br />
Belki aşk<br />
Yağmurun titremesi gibi</p>
<p>Yalınızsan eğer bakışlarım sende kalsın<br />
Ben ki şarap eskitirim gözyaşlarınızın aktığı yerde</p>
<p>Zaman hayli gençti ve hayli zaman geçti</p>
<p>Merdivenlerimizi kimler çıkıyor şimdi<br />
Kimler iniyor o masmavi zamanların ıslak kuyusuna<br />
Büyürken yanımıza aldığımız o düşler<br />
Kimin hücresinde sarıyor yaralarımızı</p>
<p>Bu yanma,bu gece,bu kan kokusu ellerimizin<br />
Bu gidip gelmelerimiz<br />
Bu bizi bizden çıkarıp ‘aşk’ yapan</p>
<p>Anlıyorum seyrederken kalabalıkları<br />
En çok yazarken eskiyor insan<br />
Anlamak ölmektir<br />
Ölmekse aşk’a gidiş</p>
<p>Murat Çelik (Aşkın Elif Hali)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/askin-elif-hali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koruyucular</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/koruyucular/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/koruyucular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş kremleri]]></category>
		<category><![CDATA[güneşten korunma]]></category>
		<category><![CDATA[korunma]]></category>
		<category><![CDATA[koyucular]]></category>
		<category><![CDATA[kremler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=920</guid>
		<description><![CDATA[Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaşta güneşten korunmak güneş ışınlarının erken ve geç dönem zararlı etkilerini engeller. <span id="more-920"></span>Güneşten koruyucuların kullanımı güneşten korunmanın en önemli parçalarından biridir ve diğer güneşten koruma önlemleri ile bir arada uygulanmalıdır. Güneşte fazla kalma sonucu ağrılı kırmızı deri yanıkğı gelişir. Kötü bir yanık yaşamın ileri dönemlerinde önemli bir cilt kanserine neden olabilir. Uzun süreli maruz kalma ise kırışıklık, güneş ve yaşlılık lekesi, kılcal damar çatlaması ve deri kanserine neden olur . Güneşten korunma Güneşten koruyucu kullanımı deri hasarı, kırışıklık ve deri kanserine yakalanma şansını azaltır. Dermatoloji Uzmanları güneşlenmeyi yasaklamakta, geniş şapka, gözlük ve koruyucu kıyafet giyilmesini tavsiye etmektedir. Eğer muhakkak güneşte kalınacaksa koruma faktörü en az 15 olan güneşten<br />
koruyucuların bulutlu günlerde bile kullanılması gerekir.</p>
<p>Güneş görülebilen ve görünmeyen ışınlar yayar. Görünmeyen ışınlar ultraviyole (morötesi) A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) olarak bilinir ve derideki bir çok hasardan bu ajanlar sorumludur. Her iki ışık da bronzlaşmaya, güneş yanığına ve güneş hasarına yol açar. Yeni geniş spektrumlu güneşten kadinca.net koruyucular UVA filtresi de içerir. Bu koruyucular her 1.5 saatte bir uygulanmalıdır. Ultraviyole ışınların bir kısmı güneşten koruyucuları geçip deriye ulaşabildiklerinden güneşten koruyucu kullanılarak uzun süre güneş altında kalmamak gerekir. Dermatoloji Uzmanları bireyin kendisini, güneşin uzun süreli hasarından koruması için aşağıdakileri önermektedir.<br />
Güneşten korunma önerileri</p>
<p>* En az 15 faktörlü geniş spektrumlu güneşten koruyucu, dudaklar da dahil olmak üzere tüm güneş gören alanlara bulutlu havalarda bile uygulanmalıdır.<br />
* Eğer suda iken veya terli iken güneşe maruz kalırsanız, suya dayanıklı güneşten koruyucu kremler kullanınız.<br />
* Güneşten koruyucunuzu her 1.5 saatte bir uygulayın.kadinca.net<br />
* Geniş şapka ve gözlük kullanın.<br />
* Gölgede kalmaya çalışın.<br />
* Güneşten koruyan sıkı dokumalı kıyafetler giyin.<br />
* Saat 10.00- 16.00 saatleri arasındaki açık hava aktivitelerinizi daha erkene veya geç saate alın.</p>
<p>Güneşten koruyucular ve güneşin bloke edilmesi</p>
<p>Güneşten koruyular güneşi ışınlarını emerek, yansıtarak veya dağıtarak güneş ışınlarının deriye ulaşmasını engellerler. Krem, merhem, jel, losyon ,sprey ve köpük gibi bir çok formu vardır.</p>
<p>Üzerinde SPF (sun protection factor = güneşten koruyucu faktör) numarası bulunur. Daha yüksek SPF numarası UVB ışınlarının neden olduğu güneş yanıklarına karşı daha fazla koruma sağlar. Bazı güneşten koruyucular geniş spektrumludurlar ki hem UVA hem de UVB ye karşı koruma sağlar. Bu koruyucular güneşin diğer etkilerinden (fotohasar, fotodermatit ve güneşe bağlı döküntüler) de korunmayı sağlar. Bununla birlikte hiçbir, güneşten koruyucu mükemmel değildir.</p>
<p>Güneşten koruyucular dışarı çıkmadan yarım saat evvel uygulanmalıdır. Suya dayanıklı güneşten koruyucular bile her bir buçuk saatte bir, yüzdükten sonra, kurulandıktan sonra ve terleme sonrası sürülmelidir. Güneşten koruyucu kremler gözleri güneş hasarına karşı korumaz, bu nedenle ultraviyole ışığı bloke eden güneşten koruyucular kullanılmalıdır. Güneşten koruyucular güneş gören alanların tamamına iyice yedirilerek sürülmelidir.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten koruyucular UVB ışığını bloke etmek için alta yazılı maddelerin bir kaçından oluşan karışımı içerir : padimate O homosalate, octyl methoxyginnamate, benzophenone, octyl salicylate, phenylbenzimidazole sulfonic acid ve octocrylene. Geniş spektrumlu güneşten koruyuculara UVA ışınını filtre eden oxybenzone veya avobenzone (Parsol 1789) eklenmiştir.</p>
<p>Fiziksel güneşten koruyucular veya kimyasal madde içermeyen güneşten koruyucular titanyum diokside ve/veya zinc okside içerir ve UVA ve UVB ışınına karşı koruma sağlar. Bu tip koruyucular kimyasal güneşten koruyuculara allerjisi olanlarda rahatlıkla kullanılabilirler.</p>
<p>Güneşsiz bronzlaşma sağlayan losyonlar</p>
<p>Dermatoloji Uzmanları bu tarz ürünleri zararsız ve güneşe alternatif ürünler olarak sunmaktadır. Bu ürünler gerçekten güvenli bir güneş alternatifidir. Bu ürünler dihydroksiacetone içerirler ki bu ürün derideki proteinlerle birleşerek, portakalımsı bronz bir renk sağlar. Bu renk yıkamakla çıkmaz. Bu renk elde edildiğinde, bunun koruyucu faktörü genellikle 4 tür ki bu da güneşten korunmak için yeterli değildir. Bu nedenle ek olarak güneşten koruyucu kullanılmalıdır.www.kadinca.net</p>
<p>Güneşten korunma hakkında ek bilgilendirme</p>
<p>En fazla deri hasarı güneşin yeryüzüne en güçlü olarak ulaştığı 10.00- 16.00 arasındadır. Bulutlu havalarda, ağaçların altında sıcak hissedilmese bile güneşten koruyucular kullanılmalıdır, çünkü bu durumlarda da güneş yanığı ve hasarı meydana gelebilir.</p>
<p>Kumsal şemsiyeleri güneşten korunmak için iyi bir fikir olarak gözükebilir, fakat kum, sudan yansıyan ışık nedeniyle UV ışınlarından tam koruma sağlamaz. Elbiselerin çoğu güneş ışınlarını emer veya yansıtır. Fakat gevşek dokunmuş kumaşlar ve ıslak kıyafetler deriyi güneşe karşı koruyamaz. Sıkı kıyafetler daha iyi koruma sağlar.</p>
<p>Güneşten korunma kışın da gereklidir. Kar güneş ışınlarının %80 ini yansıtır ve deri yanığı ve hasarına neden olabilir. Yüksek rakımda, güneş ışınlarını bloke eden atmosfer daha ince olduğu için, kış sporları yapanlarda güneş hasarı riski artar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/koruyucular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Sinüzit Hastalığı</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 12:03:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayhan Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda sinüzit hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=917</guid>
		<description><![CDATA[Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı. Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinüzit hastalığı erişkinlerde en sık rastlanan bir rahatsızlıktır. Son yıllardaki yaşam şartları ile artık çocuklarda da sinüzit sıkça görülmeye başladı.<span id="more-917"></span> Göz ardı ve ihmaller sonucunda çocuklarda ciddi rahatsızlıklara neden olan sinüzit önemli bir sağlık sorunudur. Yeni doğmuş bir bebeğin bile küçük de olsa sinüsleri vardır. Burnun içinden yüz ve kafatası kemiklerinin içine doğru genişleyen bu boşluklar, çocukluk ve gençlik çağında büyümeye ve genişlemeye devam eder. Çocuk sinüslerinin gelişiminin tamamlanması 20 yaşına kadar sürmektedir. Sinüsler solunum yolu sisteminin bir parçasıdır ve burun ile birlikte mukus (salgı) üretirler. Üretilen mukus toz parçacıklarını ve bakterileri süpürüp yıkar. Daha sonra bu mukus geriye boğaza süzülür ve yutulur. İçindeki parçacıklar ve bakteriler mide asidi tarafından parçalanır. Birçok insan bunun farkında değildir çünkü normal bir vücut fonksiyonudur. Sinüslerin; havayı ısıtarak akciğerlere ulaşmasını sağlamak, nemlendirmek ve insan sesinin tınısını ayarlamak gibi görevleri de vardır. Sinüs adı verilen bu yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına da sinüzit adı verilir. Sinüzit; çene, alın ve şakak kemikleri içinde bulunan ve buruna açılan içleri hava dolu boşlukların, sinüslerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Sinüzit vakası soğuk algınlığı veya allerjik bir durum sonucunda fazla miktarda mukus salgılanması ile ortaya çıkar. Zarlarda şişme meydana gelerek sinüslerin küçük açıklıkları kapanır. Hava ve mukus burun ile sinüsler arasında rahat hareket edemez ve mukus sinüsler içinde birikir. Bu da yüz bölgesinde basıncın artmasıyla ağrılara neden olmaktadır. Çocuk sinüzitleri, inatçı ve sık sık tekrarlayan bir hastalıktır. Küçük çocukların bağışıklık sistemleri tam gelişmemiş olduğundan burun, sinüs ve kulak enfeksiyonlarına daha yatkındırlar. Özellikle okul döneminde fazlasıyla karşılaşılmaktadır. Ayrıca kış aylarında ısıtıcıların yol açtığı kuru hava sinüs enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Çocuğun bulunduğu ortamda ideal nem oranını sağlayabilmek için, nemlendirici cihazlar kullanılabilir ya da ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar konabilir. Çoğunlukla nezle ve grip gibi sıradan üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben başlar. Eğer çocukta burun içerisinde geniz eti ve bazı yapısal başka etkenler de varsa sinüzit daha inatçı hale gelebilir. Sinüzit belirtileri: 10 günden fazla süren soğuk algınlığı Hafif ateş yükselmesi Burun tıkanıklığı Öksürük Uykuda horlama Geniz akıntısı Koyu kıvamlı yeşil ve sarı burun akıntısı Nefeste kötü koku Mide bulantısı ve kusma İştahsızlık Boğazda yanma Huzursuzluk Halsizlik Yanaklarda ağrı Gözlerin çevresinde şişme ve morluk Öne eğilmekle artan yüz ağrısı ve zonklama Kafada basınç hissi. Sinüzitin tanısı; KBB uzmanı bir doktor tarafından çocuğun kulakları, burnu ve boğazı muayene edilerek konur. Muayene, özel ince endoskoplar kullanarak yapılır ve burnun içerisi ve geniz bölgesi detaylı şekilde incelenir. Çocukta sinüzit yeni başlamışsa; antibiyotik, burun spreyleri ve akıntı kesici ilaçlarla tedavi kısa sürede sonuç verir. Burada dikkat edilecek husus doktorun verdiği ilaçlar, tedavinin sonuna kadar kullanılmalıdır. Düzelme görüldüğünde özellikle antibiyotik tedavisi yarıda kesilmemelidir. Eğer çocuğun sinüzit problemi aylarca devam ediyor ve tekrarlıyorsa, yine bir KBB uzmanı tarafından değerlendirilmeli, sebeplerini araştırılmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-sinuzit-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uykunun Önemi!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[uyku]]></category>
		<category><![CDATA[uykunun önemi]]></category>
		<category><![CDATA[uyumanın faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=901</guid>
		<description><![CDATA[Geç yatıp uykumuzu alamadığımız zaman
bunun faturasını hemen ertesi sabah 
ödemek zorunda kalırız: Gözlerimizin altında mor halkalar, yüzümüzde çizgiler oluşmuştur, cildimiz solgun ve kurudur. Bu olumsuz tablonun kaynağı bir gece önceki kötü bir uykudur. Çünkü tıp, uykunun sadece iki iş günü arasındaki karanlık ve yatakta geçirilen süreç olmaktan öte bir önem taşıdığını artık kanıtladı. Peki, uyku sırasında ruh halini ve dış görünümü böylesine etkileyecek kadar neler olup bitiyor? Uyku sırasında hormon düzeyimiz dengeleniyor, sindirim sistemi hızla çalışıyor, bağışıklık sistemi kendi içinde yoğun bir faaliyete geçiyor ve vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma içine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geç yatıp uykumuzu alamadığımız zaman<br />
bunun faturasını hemen ertesi sabah <br />
ödemek zorunda kalırız:<span id="more-901"></span> Gözlerimizin altında mor halkalar, yüzümüzde çizgiler oluşmuştur, cildimiz solgun ve kurudur. Bu olumsuz tablonun kaynağı bir gece önceki kötü bir uykudur. Çünkü tıp, uykunun sadece iki iş günü arasındaki karanlık ve yatakta geçirilen süreç olmaktan öte bir önem taşıdığını artık kanıtladı. Peki, uyku sırasında ruh halini ve dış görünümü böylesine etkileyecek kadar neler olup bitiyor? Uyku sırasında hormon düzeyimiz dengeleniyor, sindirim sistemi hızla çalışıyor, bağışıklık sistemi kendi içinde yoğun bir faaliyete geçiyor ve vücudumuzu kaplayan cildimiz yoğun bir çalışma içine giriyor.</p>
<p>GÜZELLİĞİN SIRRI DA UYKUDA</p>
<p>Cildimizin pürüzsüz kalabilmesi her gün 10 gram ölü deri hücresinin katılmasıyla sağlanır. Bunun gerçekleşebilmesi için, her akşam derimizin en üst tabakasındaki hücreler bölünmeye başlar. Uyku esnasında ise büyüme hormonunun artması ve stres hormonunun düşmesiyle birlikte bu reaksiyon sürat kazanır. Gecenin sessizliği bu işlev için en ideal ortamdır. Çünkü şimdi ne güneş, ne rüzgar, ne de hareket ve stres karmaşık hücre bölünmesini engelleyemez. İşte bu yenilenme saatlerinde cildin, başta oksijen olmak üzere, bir dizi besin maddesine ihtiyacı vardır. Alınan her solukta cilt, ihtiyacı olduğu oksijeni depolar. Bu nedenle akşamları yatmadan önce yatak odasını iyice havalandırmayı ihmal etmeyin, yaz aylarında ise açık pencere uyumayı alışkanlık haline getirin. İlerleyen yaşla birlikte cildin oksijen alımı güçleştiği için, 30 yaşından sonra havanın temiz olduğu bir ortamda uyumaya daha çok dikkat edilmesi gerekir.</p>
<p>UYKU, CİLDİ YENİLİYOR</p>
<p>Uyurken, özellikle de rüya gördüğümüz saatlerde vücut ısısının 2 derece artmasıyla birlikte, organizma bol miktarda sıvı üretir. İşte bu nedenle sabahları uyandığımızda saçlarımız nemlenmiş, şekilleri bozulmuştur. Yağ bezleri geceleri yenilendiğinden, uyku sırasında yağ salgılaması genelde azdır. Bu nedenle, cildi kuru olanların gece yatarken cildine nemlendirici krem, hatta cilt yağı uygulaması doğru olur. Laboratuarlarda her geçen gün yenileri üretilen bu ürünlerin amacı, cildin bioritmine ayak uydurup, hücreleri yenilenmeleri sırasında glikoz, vitamin ve oksijen gibi gereksinim duydukları maddelerle beslemektir. Kesin olan bir nokta da, tüm maddelerin cilt tarafından gündüze oranla gece daha iyi emildiğidir. İşte bu nedenle cildin uyku sırasında alerjen maddelere karşı daha duyarlı olduğu tahmin ediliyor. Uyku uyurken unutmamanız gereken belki de en önemli husus, ultraviole ışınlara maruz kalmamak. Çünkü bu tehlikeli ışınlar, bölünmekte olan hücrelere zarar verebilir, hatta deri kanserine kadar yol açabilir. Düzenli olarak solaryuma girenlere de bir tavsiyemiz var: Solaryum seansları için mutlaka gündüz saatlerini seçin, asla akşam ve gece solaryuma girmeyin.</p>
<p>Uyku uzmanları, kanımızdaki büyüme hormonu düzeyinin uykuya dalar dalmaz ani bir yükseliş gösterdiğini saptamış. Bu nedenle, ister geceyarısından önce, ister geceyarısından sonra yatın, uykunun ilk 3,5 saati gerçek bir güzellik uykusudur. Ancak uykunun yeterli ve derin olması şartıyla. Bu, bütün uyku aşamalarından, yani uykuya dalıştan sakin uykuya, derin uykudan rüya görmeye kadar tüm safhaların gecede 4 ya da 6 kez tekrarlanması demektir. Gece yarısından çok sonra yatmayı alışkanlık haline getirmiş olanların bu alışkanlıklarını sürdürmelerinde bir sakınca yok. Ancak önemli olan vücuda alıştığı düzeni her zaman sağlayabilmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/uykunun-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağrısız Doğum Epidural!!!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrısız doğum]]></category>
		<category><![CDATA[epidural]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=897</guid>
		<description><![CDATA[


 




 


 
Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.
Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.
Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="630">
<tbody>
<tr>
<td width="10"> </td>
<td width="465">
<table border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"> </td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"> </p>
<p>Doğum ağrısının giderilmesinde pek çok yöntemler denenmiş ve bunlar arasında epidural kateter tekniği ile “ağrısız doğum” güvenilir yöntemlerden sık kullanılanı olmuştur.<span id="more-897"></span></p>
<p>Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın bebek ve anne güvenliği hiç bir zaman tehlikeye atılmamalı, tecrübe ve olanaklar dahilinde bilinen herhangi bir ağrısız doğum tekniği yeğlenmelidir.</p>
<p>Rahim (uterus) ve rahim ağzının kasılmaları, leğen kemiği (pelvis) ile apışarası (perine) dokularının gerilme ve yırtılmaları doğumda ağrının kaynaklarıdır. Özellikle ilk doğumlarda ve menstruasyonu (adet) sıkıntılı geçen anne adaylarında bu doğum ağrısı dahada şiddetli olabilmektedir. Doğum eylemindeki bu ağrı; anne de morali bozmakta, yorgunluk ve geriliminde etkisiyle doğum süresinide etkilemektedir. Bu AĞRI;</p>
<p>Meydana geldiği dokudan (uyarının başlangıcından) beyine kadar olan gelişimi seyrinde herhangi bir noktada kesintiye uğratılabilir.</p>
<p>Apışarası (perine) cildinin lokal -bölgesel- olarak iğne ile uyuşturulması, rahim ağzının ve ilgili dokuların yine bölgesel uyuşturulmasıyla ağrı engellenebilirse de, bazen kana geçen ağrı kesiciler ve anestezik maddelerle de ağrının kaldırılması mümkün olmaktadır.</p>
<p>Ayrıca anne adaylarının gebelik süresince eğitimi verilerek yapılan doğal eylem ve doğum hareketi (ıkınma, solunum, gevşeme hareketleri) ile de doğum ağrısı daha az hissedilmekte, gerekli olacak ilaç miktarı azalmaktadır. Bu eğitim yardımıyla baba adaylarına da verilebilmektedir.</p>
<p>Hipnoz, ciltten elektrik sinir uyarıcıları, akupunktur, bazı ilaçların anneye uygulanmasıyla “doğum” ağrısı baskılanabilecektir. Son yıllarda uygulama alanı artan, güvenilir yöntemlerden biri de “EPİDURAL ANALJEZİ” tekniğidir.</p>
<p>**<span style="text-decoration: underline;">DOĞUM EYLEMİ DÖNEMLERİ</span>**</p>
<p>I.inci dönem: Rahimde kasılmaların başlamasıyla, serviksin (rahim ağzının) 3-4 cm.’e kadar açılmasına kadar olan latent (belirti göstermeyen, gözükmeyen) dönemle, rahim ağzının tam açılmasına kadar geçen süredir.</p>
<p>II.inci dönem: Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin çıkışına kadar geçen süredir.</p>
<p>III.üncü dönem: Plasenta (eş, son)&#8217;nın rahimden çıkışıdır.</p>
<p>TEKNİK VE UYGULAMA</p>
<p>**Bu tekniğin uygulanabileceği gebelik ve sakıncalı olan durumlar için ana başlığına bakınız!**</p>
<p>Tekniğin “UYGUN&#8221; olacağı anne adayına yapılacak girişimler için öncelikle bilgi verilmeli, merak ve endişeleri giderilmelidir. Doğum salonu yada ameliyathanede yapılan ön hazırlıkla gebe masaya alınır. Hasta genelde (sol) yan  yatarak veya oturur pozisyonda iken (şekil 1) uygulama yeri olan “bel omuru” cildi, enfeksiyon açısından  antiseptik solüsyonla silinmekte ve bu bölge steril örtü ile kapatılmaktadır. Yapılacak girişimde ağrı duymamak için 1 cm. çaplı bölgenin derisi-cildi-insülin iğne ucuyla (ince ve kısa uçlu iğne) uyuşturulur. Kalınlığı yaklaşık 1 milimetre olan özel iğne ile, anestezi uzmanınca bel omur kemiği arasından geçilerek ciltten yaklaşık 4-6 cm. derinlikteki “epidural” mesafeye ulaşılır. Burası omurilikten çıkan sinir ve köklerinin geçtiği yaklaşık 3-5 milimetre genişliğinde dar bir alandır.Bu nedenle işlem sırasında heyecanlanmamak, kıpırdamamak ve sakin olmak tekniğin başarısında anne adayının katkısıyla olacaktır.</p>
<p>-<span style="text-decoration: underline;">EPİDURAL ANESTEZİ UYGULAMASI</span>-</p>
<p>Anestezi doktorunuz uygun bölgeye ulaştığında, iğnenin içinden 0.5 milimetre kadar kalınlıkta incecik bir kateteri (naylon, teflon) yerleştirip, cildiniz ve sırtınıza tesbit edecek ve flasterle yapıştıracaktır. Artık bu yoldan yani kateterden gerek doğum eylemi ve ağrısız doğum için veya gereğinde “sezaryen” için gerekli olan anestezik maddeler verilebilecek, ağrı ortadan kalkacaktır. Doğum sonu (yada sezaryen sonrası) bir iki gün içinde meydana gelebilecek diğer ağrılarınız için yine bu kateterden yararlanılabilir. (İlaç verilir -aralıklı veye devamlı enjeksiyon tekniği-) Enfeksiyon riski nedeniyle bu kateter 48 saat içinde çıkarılmalıdır.</p>
<p>Kateter yerleştirme işlemi doğumun I.inci döneminde (latent) olmakta, uygun dozda ve zamanda ilaç verilerek doğumun tüm evrelerinde ağrı kaldırılabilmektedir. Anne adayı eğer sezaryenle doğuma gidecek olursa, yine buradan ilaçla cerrahi işlem hasta uyutulmadan gerçekleştirilebilecektir.</p>
<p>İlaç enjeksiyonu ile ilk dakikalarda ayaklar ve kalçada sıcaklıkla birlikte uyuşma hissi olacak, verilen ilacın doz ve hacmine bağlıda ayaklarda hareket kaybı geçici olarak görülebilecektir. Sezaryende ilaç verilmesini takiben yaklaşık 15 dakika sonra tam uyuşma ile cerrahi müdahale başlatılabilinecektir. Unutulmaması gerekli olan şudur. Bu teknikte yalnızca “<span style="text-decoration: underline;">AĞRI” duyusu kalkar.</span>” DOKUNMA duyusu kalkmadığı için hasta olup bitenleri cerrahide ağrı duymadan yaşayacaktır. Bu his ağrı ile karıştırılmamalıdır.</p>
<p>Her şeye rağmen, anatomik yapı faktörleride göz önüne alındığında ve de kateter yerleştirmede  % 15 dolayında başarısızlıkla “yeterli anestezi” sağlanamamakta, yamalı veya tek taraflı anestezi oluşabilmektedir.Bu durumda anestezistiniz gerekli önlemleri alacak, ağrı için destek teknikleri devreye sokabilecektir.</p>
<p>Annenin normal doğumda ıkınma ve stresi ile tüketeceği oksijen bu teknikle azaltılmakta, daha iyi ve düzenli solunumla annenin oksijeni arttırılarak stres ve etkilerinin de bastırılmasıyla; doğacak bebek için daha iyi bir ortam yaratılacaktır. Tekniğe uygun yapıldığında doğum seyrine etkisi olmayan bu yöntem, bazı merkezlerde rutin olarak uygulamaya konulmakta, hastalar tarafından ilgi görmektedir.</p>
<p>*Hipotansiyon (tansiyon düşmesi), bulantı, baş dönmesi, nabızda yavaşlama, ısı düşmesi ve titreme, bel kası gevşeme ve iğnenin bazen lif zedelemesiyle geçiçi olan bel ağrısı meydana gelebilir. Bunlar düzeltilebilen, ciddi olmayan yan etkilerdir. Tekniğine uygun yapılan “epidural anestezide” BAŞ  AĞRISI  beklenen bir durum değildir.<strong><br />
</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/agrisiz-dogum-epidural/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelik Boyunca Nelere Dikkat Etmeliyiz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 16:14:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Uyku]]></category>
		<category><![CDATA[Bebeğin Gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik boyunca nelere dikkat etmeliyiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hamilelikte bebek tam 40 hafta Anne&#8217;nın yedikleri ile beslenecektir. Anne doğru beslenirse bebek daha sağlıklı, doğum ise daha az riskli olacaktır.
Hamilelikte doğru beslenme hem bebeği hem Anne&#8217;yı güçlü kılar.
Annelerin hep merak ettikleri ve ilgilendikleri bir konudur hamilelikte beslenme. Ama ne yazık ki bu konuda pekçok şey yanlış bilinir ve uygulamada hatalar yapılır.
Neden?
Hamilelikte 10 kg&#8217;dan daha az ağırlık artışı olan Annelerde bebeğin Anne karnında ölme riski 1.5 kat fazladır. Hamilelik boyunca 10 ile 15 kg arasında ağırlık artışı normal kabul edilir. Ancak hamileliğin ilk yarısı ile ikinci yarısında bu artış hızı farklıdır. Ilk 20 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<h4>Hamilelikte bebek tam 40 hafta Anne&#8217;nın yedikleri ile beslenecektir. Anne doğru beslenirse bebek daha sağlıklı, doğum ise daha az riskli olacaktır.<br />
<span id="more-893"></span><!--more-->Hamilelikte doğru beslenme hem bebeği hem Anne&#8217;yı güçlü kılar.<br />
Annelerin hep merak ettikleri ve ilgilendikleri bir konudur hamilelikte beslenme. Ama ne yazık ki bu konuda pekçok şey yanlış bilinir ve uygulamada hatalar yapılır.<br />
Neden?</h4>
<h4>Hamilelikte 10 kg&#8217;dan daha az ağırlık artışı olan Annelerde bebeğin Anne karnında ölme riski 1.5 kat fazladır. Hamilelik boyunca 10 ile 15 kg arasında ağırlık artışı normal kabul edilir. Ancak hamileliğin ilk yarısı ile ikinci yarısında bu artış hızı farklıdır. Ilk 20 hafta en fazla 2.5 kg alınmalıdır. Daha sonra her hafta yarım kg kilo alınması uygun ve dengeli olur.<br />
Bazı hamileler bu kilo sınırını geçmezler ama bu dengeyi tutturamazlar. Bir ayda 5-6 kg birden alıp sonra da almamak için sıkı perhiz yaparlar&#8230;Bu hem Anne&#8217;yi hem de bebeği yıpratan bir olaydır.</h4>
<h3>Doğru beslenmenin temel ilkeleri&#8230;</h3>
<h4>Hamilelikte bol protein alınmalıdır. En zengin protein kaynağı süttür.<br />
Günde 1 litre süt ihtiyacı karşılar. 4 su bardağı süt 1 litredir.<br />
Anne süt içmeyi sevmiyorsa,sütü sütlaç, muhallebi şeklinde alabilir. Peynir (özellikle kaşar peyniri), ve yoğurt yiyerek süt gereksinimini karşılayabilir. Ancak hiçbir sütlü gıda taze süt kadar yararlı değildir.<br />
Haftada 5 gün yumurta yenmelidir. Bu Anneye bol vitamin, demir ve protein verecektir.<br />
Et, tavuk ve balık Can&#8217;ın kan, kas ve organlarının gelişmesine yardımcı olur.<br />
Bu etlerden birini günde 2 porsiyon yemek gerekir. Beyaz et ve özellikle balık eti kırmızı ete yeğlenmelidir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">1 Porsiyon nedir?</span></h4>
<h4>2 adet orta boy köfte; 1 adet orta boy biftek; 1 piliç butu;orta boy bir balık yani miktar olarak yaklaşık 100 gram et bir porsiyondur.<br />
60 gram beyaz peynir,1 tabak kuru fasulye, mercimek gibi baklagiller de et yerine geçer.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Sebze ve meyveler&#8230;</span></h4>
<h4>Bunlar vitamin kaynağıdır. Bebeğin organlarının birarada olmasını ve normal çalışmasını hızlandırır. Ayrıca Anne&#8217;nin kabız olmasını önler.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Günlük kalori gereksinimi&#8230;</span></h4>
<h4>Bir günlük kalori gereksinimi ortalama 2200 ile 2400 kalori arasındadır. Bu gereksinimin 300 kalorisi proteinli gıdalardan alınmalıdır. Günlük hareket miktarı ve hamilelik öncesi ağırlık günlük kalori gereksinimini etkiler. Bu değişkenlerle kişiye özel gereksinimin saptanmasında bir diyet uzmanına danışılması uygun olacaktır.</h4>
<h3>Hamilelikte demir gerekir&#8230;</h3>
<h4>Günlük besinlerle alınan demir annenın demir gereksinimini karşılayamaz. Bir hamilenin günde 1 gram demire gereksinimi vardır. Bunun 300 miligramı bebeğin kan hücrelerinin yapımında, 500 miligramı Annenın fazladan yapılan kan hücrelerinini yapımında kullanılır. Geriye kalan 200 miligramı da da günlük gereksinimdir.<br />
Demir kırmızı kan hücrelerinin ana maddesidir. Demir eksikliği kırmızı kan hücrelerinin az sayıda yapılmasına ve demir eksikliği kansızlığı denilen duruma yol açar. Hamilelikte kan hücrelerinin yapımı bir süre vücudun demir deposunca karşılanır. Ancak hamilelik öncesi yetersiz beslenmiş, bol ve düzensiz ve sık adet kanaması olmuş ya da daha önceki hamileliklerde deposunu tüketmiş Annelerde daha hamileliğin başından itibaren kansızlık belirtileri ortaya çıkar.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Kansızlık belirtileri&#8230;</span></h4>
<h4>Kansızlığın en sık görülen belirtileri solukluk, halsizlik, baş dönmesi ve çarpıntıdır. Aşırı kansızlık durumunda ise dudak ve ağızda çatlaklar, kulak çınlaması, tırnaklarda kırılmalar, yutma güçlükleri ve toprak yeme gibi anormallikler ortaya çıkar.<br />
Bu nedenle hamileliğin 16.-20. haftalarından itibaren hergün demir içeren haplar alınmalıdır. Demir ile beraber C vitamini alınması demirin emilimini arttırır. En iyisi demir hapının portakal suyu ile içilmesidir.<br />
Dikkat! Demir hapı süt ile birlikte alınmamalıdır. Süt demirin emilimini engeller. Yine mide ekşimesi için alınan anti asitlerde demir emilimini etkiler.<br />
Demir hapları dışkıya siyaha çalan bir renk verirler. Önemli bir durum değildir. Bazan demir doğuma kadar kapatılamayacak düzeyde düşük olabilir. Bu durumda demir içeren iğneler bu açığı kısa sürede kapatır. Bazan kan verilmesi gerekebilir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Vitamin desteği ne kadar gerekli?..</span></h4>
<h4>Bizim ülkemiz için vitamin ve mineral desteği genelde gereksizdir. Birçok sebze ve meyve günlük ihtiyaçdan çok daha fazla vitamin içerir. Genelde hamilelere vitamin hapları vermek alışkanlık olmuştur. Bu haplar iştah açabilir ve mide bağırsak sistemini gereksiz yere yorar. Ikiz hamilelikde, dirençli kusmalarda ve hastalık hallerinde bazı özel vitaminlere karşı gereksinim artar.<br />
Dikkat! Vitaminin fazlası yarar değil zarar verir. Fazla D vitamini yenidoğanda kalsiyum fazlalığına ve buna bağlı ciddi sorunlara yol açar. Fazla A vitamini bebeğin bel kemiği açıklıkları, kemik sakatlıkları, ve idrar yolu bozukluklarına yol açabilmektedir.</h4>
<h4><span style="text-decoration: underline;">Kalsiyum ve fluor&#8230;</span></h4>
<h4>Yarım litre süt günlük kalsiyum gereksinimini fazla fazla karşılar. Dışardan alınan fazla kalsiyum vücuda karışmadan dışkı ile atılır.</h4>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hamilelik-boyunca-nelere-dikkat-etmeliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıcak Havalarda Nelere Dikkat Edilmeli?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 15:45:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak havalarda nelere dikkat edilmeli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=889</guid>
		<description><![CDATA[
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır .
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…
KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.
Uzmanlar sıcaklarda alkollü ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong><br />
Sıcak yaz günlerinde, ağır salçalı, yağlı yemeklerden sakı­nın. Hafif ve sulu yiyecekler, sıcağı sevmeyen kalplerin sağlı­ğını korumada en önemli yardımcılardır<span id="more-889"></span> .<br />
Bu dönemde kalbi yormamak, hasta etmemek için de ba­sit, ama gerçekten yararlı bazı önlemler almalıyız. Örneğin sı­cak havada vücudu çok hareket ettirmemek, ağır yemekler ye­memek, tok kamına yatmamak, sigara, içki gibi alışkanlıklar­dan vazgeçmek gibi…<br />
<strong>KAN BASINCI ÖNEMLİDİR…</strong><br />
Evet kan basıncının yükseldiğini hissettiğiniz anda en ya­kın sıhhat memurluğuna gidip tansiyonunuzu ölçürün.. Sigara tiryaki iseniz, muhakkak sigarayı tercihen azaltıp, bırakma­nız gereklidir. Sık ve hafif yemekler yemek, fazla karın şişir­meden sofradan kalkmakta yarar vardır.<br />
Uzmanlar sıcaklarda alkollü içkilerin alınmaması ‘ gerektiğini söylüyorlar.Sıcak yaz günlerinde güneş çarpması kadar sıcak çarpma­sının da ölümlü sonuçlar ortaya çıkardığı öne sürüldü ve özel­likle yaşı 40′ın üzerinde olanların durgun sıcak havada kalma­maları öğütlendi…<br />
sıcak yaz günlerinde gü­neş çarpması dışında, sıcağın asıl önemli etkisi, olan, vücutta ısı enerjisi birikiminden korunulması gerekildiğini belirterek yaşı kırkın üzerinde olanlarda ve organlarında yorgunluk bu­lunanlarda bu ısı birikiminin ölümlü sonuçlar verdiğini belirtmek gerekir.<br />
 «Sıcak çarpması, vücut iç ısısının normalin üzerine doğru çıkmasıdır. Vücut ısısını düşüremeyecek hale gelir. Bu durum­da bazı önemli hastalıklar ve ölümlü neticeler meydana gelir. Yaşı kırkın üzerinde olanlarda bu tehlike daha fazladır. Çünkü, yaşlılarda deride ter bezi sayısı azalır, böyle ter atma bölge­leri azalınca, vücuttaki ısı kaybı güçleşmektedir.» sıcak havalarda kişilerin aldığı alkol­lü içkilerin vücut ısısını arttırdığını söyleyerek şunları ekledi :«Sıcak havalarda kalbi, ciğerleri, böbrekleri yoracak olay­lardan uzak durmalı,<br />
«Özel tedbir isteyen hastalıklı kişilerin sıcak iklimlere git­memeleri gerekir.<br />
«Yağlı, unlu şekerli yemekler yerine hafif sebzeler» suda haşlama gıdalar yenmeli,<br />
«Sıcak yaz günlerinde, günde 3 öğün yemek yemek şart değildir. Vücudun hafif olmasını sağlayacak, viicudu zorlama­yacak yemekler tercih edilmelidir.<br />
«Sıcak havalarda vücudun rahat terlemesini sağlayacak giyim tercih edilmelidir. Vücudu sıkan giyeceklerden uzak durulmalıdır.<br />
Soğuk su veya meşrubat içilmesi yerine buzlu çay veya limonlu çay içilmelidir.<br />
Terleme vücut ısısını tanzim eden bir mekanizmadır. Onu rahat çalıştırmalıdır.<br />
«Terleme sırasında vücuttan tuz ve su azalacağından bu­nun yerine konması gerekir. Bu nedenle, sıcak havalarda bol bol tuzlu ayran içilmesi yararlıdır.<br />
«Isı çarpması yaşlılarda tehlikeli olur. Bu nedenle,yaşlı kişilerin havasız, durgun ısılı yerlerde bulunmamaları gerekir, icap ederse, üşütme pahasına rüzgara çıkmaları gerekir.»</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/sicak-havalarda-nelere-dikkat-edilmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parkyatak Hakkında Neler Biliyoruz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 18:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[parkyatak]]></category>
		<category><![CDATA[parkyatak hakkında neler biliyoruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=876</guid>
		<description><![CDATA[Parkyatak taşıması ve yer kaplamaması bakımından şimdi en çok tercih edilen ürünler arasında birinciliği aldı.Eskiden mobilya beşikler daha çok tercih edilirken şimdi parkyatak  portatif ve kullanım bakımından bebeğin ilk doğduğu günden 3 yaşına kadar kullanabileceği çeşit çeşit modelleriyle alternatifler sunan bir üründür.Öyleki eskiden oyun oynanması için alınan parkyatakların artık yıkanabilen ve sallanan özellikleriyle anne ve baba adaylarını cezbedebiliyor.Unutmamalıyızki en çok tercih edilmesinin ikinci sebebiysede fiyatlarının çok uygun olmasıdır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Parkyatak taşıması ve yer kaplamaması bakımından şimdi en çok tercih edilen ürünler arasında birinciliği aldı.Eskiden mobilya beşikler daha çok tercih edilirken şimdi parkyatak  portatif ve kullanım bakımından bebeğin ilk doğduğu günden 3 yaşına kadar kullanabileceği çeşit çeşit modelleriyle alternatifler sunan bir üründür<span id="more-876"></span>.Öyleki eskiden oyun oynanması için alınan parkyatakların artık yıkanabilen ve sallanan özellikleriyle anne ve baba adaylarını cezbedebiliyor.Unutmamalıyızki en çok tercih edilmesinin ikinci sebebiysede fiyatlarının çok uygun olmasıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/parkyatak-hakkinda-neler-biliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Horlamada Radyo Dalgalarıyla Tedavi</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/horlamada-radyo-dalgalariyla-tedavi/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/horlamada-radyo-dalgalariyla-tedavi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 18:18:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<category><![CDATA[horlama]]></category>
		<category><![CDATA[horlamada radyo dalgalarıyla tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=872</guid>
		<description><![CDATA[ 
Tıbbi ve sosyal sorunlara yol açabilen horlamanın tedavi seçeneklerine radyo-frekans dalgalarıyla çalışan ‘‘Somnoplasti’’ cihazı da eklendi. ABD ve Fransa&#8217;dan sonra Türkiye&#8217;de de kullanılmaya başlanan somnoplastiyle, 15-20 dakikada, hastanın yumuşak damağının hacmi azaltılarak, horlamaya yol açan küçük dilin 5 milimetre yukarı çıkması sağlanıyor. Böylece hastanın horlaması kesiliyor.
Somnoplasti cihazının hizmete girdiği , 40 yaşın üstündeki her 4 kişiden birinde horlama sorunu bulunduğunu belirtti. Somnoplastiyle radyo-frekans dalgalarının ısıtma özelliğinden faydalanılarak istenilen bölgedeki doku hacminin azaltıldığını anlatan , şunları söyledi:
‘‘Radyo-frekans dalgaları, sinir uçlarına zarar vermeden yumuşak dokuda yüksek ısı meydana getiriyor. Hastaya lokal anesteziyle uygulanan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Tıbbi ve sosyal sorunlara yol açabilen horlamanın tedavi seçeneklerine radyo-frekans dalgalarıyla çalışan ‘‘Somnoplasti’’ cihazı da eklendi.<span id="more-872"></span> ABD ve Fransa&#8217;dan sonra Türkiye&#8217;de de kullanılmaya başlanan somnoplastiyle, 15-20 dakikada, hastanın yumuşak damağının hacmi azaltılarak, horlamaya yol açan küçük dilin 5 milimetre yukarı çıkması sağlanıyor. Böylece hastanın horlaması kesiliyor.</p>
<p>Somnoplasti cihazının hizmete girdiği , 40 yaşın üstündeki her 4 kişiden birinde horlama sorunu bulunduğunu belirtti. Somnoplastiyle radyo-frekans dalgalarının ısıtma özelliğinden faydalanılarak istenilen bölgedeki doku hacminin azaltıldığını anlatan , şunları söyledi:</p>
<p>‘‘Radyo-frekans dalgaları, sinir uçlarına zarar vermeden yumuşak dokuda yüksek ısı meydana getiriyor. Hastaya lokal anesteziyle uygulanan yöntemle, yumuşak damak mukozasının altına radyo-frekans dalgaları veriliyor. Isının etkisiyle hücre ölümüne bağlı olarak yumuşak damak hacmi azalıyor. Hacim azalmasıyla horlamaya yol açtığı düşünülen küçük dil yukarı çıkıyor. Böylece darlık açılınca horlama duruyor.’’</p>
<p>Doktorlar, kansız olan ameliyat sonrası hastanın az ağrı çektiğini söyledi. Horlama tedavisinde ‘‘mucize’’ tedavi yöntemi bulunmadığını ve klasik cerrahiyle lazer yönteminde de başarı oranının yüzde 70-75&#8242;leri geçmediğini vurgulayan , ‘‘Radyo-frekans dalgalarıyla tedavi sonucu ilk seansta yüzde 65-70 başarı elde ediliyor. İkinci seansta başarı yüzde 80&#8242;lere çıkıyor’’ dedi.</p>
<p>Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık olması ve nefes alıp vermekle bunların aşırı titreşmesinin horlamaya yol açan en önemli nedenler arasında yer aldığını belirten doktorlar, sorunun önemsenmesi gerektiğini söylediler. Horlamanın ‘‘uykuda nefes durması’’nın (sleep apne) belirtisi olabileceğini vurguladılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/horlamada-radyo-dalgalariyla-tedavi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
