<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bebeğiniz ve Siz...</title>
	<atom:link href="http://www.minikpatik.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.minikpatik.com</link>
	<description>Bebeklerimiz ve çocuklarımız ile ilgili herşey...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2010 10:22:35 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Göz Tümörleri Nasıl Oluşur?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 10:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[göz tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[gözdeki hastalıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=656</guid>
		<description><![CDATA[Gözün yüzeyinden çıkan tümörler, göz kapağında şişlik, göz akında siyahlık ya da pembelik, göz kapağında geçmeyen yara gibi bariz belirtiler verebiliyor. Ancak gözün içinde ve arkasında çıkan tümörler çok fazla belirti vermeyebilir. Bu alanda çıkan iki önemli tümörden birinin küçük çocuklarda görülen retinoblastom olduğunu söyleyen  doktorlar bu tümördeki büyük tehlikeyi şöyle anlatıyorlar:
“Çocuk şikayetini dile getiremediği için tümör gelişme fırsatı bulur. Aileler ve doktorlar tümörü görmezler. Ayrıca retina tabakası ağrısız bir tabakadır, burada ağrı siniri değil görme siniri vardır. Mesela bir iğneyi retina tabakasına saplarsanız ağrı duymazsınız, sadece ışıklar çakar. Hasta ufacık bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözün yüzeyinden çıkan tümörler, göz kapağında şişlik, göz akında siyahlık ya da pembelik, göz kapağında geçmeyen yara gibi bariz belirtiler verebiliyor.<span id="more-656"></span> Ancak gözün içinde ve arkasında çıkan tümörler çok fazla belirti vermeyebilir. Bu alanda çıkan iki önemli tümörden birinin küçük çocuklarda görülen retinoblastom olduğunu söyleyen  doktorlar bu tümördeki büyük tehlikeyi şöyle anlatıyorlar:</p>
<p>“Çocuk şikayetini dile getiremediği için tümör gelişme fırsatı bulur. Aileler ve doktorlar tümörü görmezler. Ayrıca retina tabakası ağrısız bir tabakadır, burada ağrı siniri değil görme siniri vardır. Mesela bir iğneyi retina tabakasına saplarsanız ağrı duymazsınız, sadece ışıklar çakar. Hasta ufacık bir çocuk olduğu için de gözünün görmediğini ve ışık çaktığını söyleyemez. Aileler çocuğun gözünde bir parıltı görür, genellikle göz bebeğinde sarı ve beyaz renkli bir parıldama olur, aileyi doktora yönlendiren belirti de budur. Bazen de çocuğun gözü kayar. Bu kayma, bir çok aile tarafından şaşılık gibi algılanır ve önemsenmez. Ancak incelendiğinde çoğu zaman karşımıza korkunç manzara çıkar. O nedenle her göz kaymasını masum sanmamak ve üzerine gitmek şart.”<strong></strong><strong><br />
</strong>Hastalığın her iki gözü tutmasına genetik retinoblastom denir. Genetik olursa çocuğun genlerindeki bozuk hücre, kendisinden sonraki nesle, yani çocuklarına da geçer. İlerlemiş vakalarda fazla seçeneğin olmadığını söyleyen göz doktorları, böyle durumlarda gözü alıyoruz, iki taraflı olduğunda her iki gözü almak zorunda kalıyoruz, ne yazık ki çocuk karanlığa mahkum oluyor.</p>
<p>“Çocukluk çağı kanserleri denince sadece lösemi anlaşılmamalı” diyen göz doktorları retinoblastomda multidisipliner bir çalışma ile gözü kurtarmak için uğraştıklarını, kemoterapi, radyoterapi, plak brakiterapi ya da lazer tedavisi uygulandığını söyledi.İkinci ve önemli bir göz tümörü de ciltte görülen malign melonomun gözün içinde olmasıyla gelişiyor. Hastalık daha çok 40 yaş üstü erişkinlerde görülüyor, az görme, bulanık görme, kırılma, çarpık görme ve nadiren ağrı ile ortaya çıkıyor.</p>
<p>“Ufak tümörler radyoterapi, brakiterapi yöntemleriyle tedavi ediliyor. Ama tümör büyükse ve ileri evrelerde ise gözü almak ve protez takmak zorunda kalıyoruz. Beş yıl süreyle hastayı kontrol altında tutuyoruz. Kemoterapiye direnç gösteren maling melanom çok sürprizli bir tümördür, o yüzden çok sıkı takip edilmesi gerekir. Tümörün çapı 1 cm’nin altındaysa yaşam şansı yüzde 80-90’dır. 2 cm’yi geçmişse oran yüzde 50’nin altına düşer. Tümör görme merkezine yakınsa erken evrede yakalanır ama gözün arka tarafındaysa tehlikeli olur, çünkü hastada şikayet olmadığı için geç fark edilir.”Göz tümörleri arasında bir de metastazlar var. Göze en çok metastazın olduğu tür, meme kanseri. Akciğer, kan, mide bağırsak ve pankreas kanserleri göze metastaz yapan türler arasında. Doktorumuz metastatik göz kanserlerinde de tedavi yaklaşımının aynı olduğunu söyledi:</p>
<p>“Göze metastazda kemoterapi ve radyoterapi yapılır. Tedavi edilse bile görme yeteneği azalır, bazen de tamamen kaybedilir. Ama en azından hastalık kontrol altına alınabilir. Göze metastaz olduğu zaman komşu organları da çok iyi taramak lazım. Çünkü kanser tek bir organla sınırlı kalmayan sistemik bir hastalıktır.”</p>
<p><script src="http://blog.ntvmsnbc.com/nra/nra.js" type="text/javascript"></script><script type="text/javascript"></script><!--</p>
<div style="font-family:Arial; font-size:16px;font-weight:bold; font-color:#003366; margin-bottom:20px; margin-top:20px; border-bottom:solid 1px;border-color: #CCC; padding-bottom:2px;" mce_style="font-family: Arial; font-size: 16px; font-weight: bold; font-color: #003366; margin-bottom: 20px; margin-top: 20px; border-bottom: solid 1px; border-color: #CCC; padding-bottom: 2px;"><img src="http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/mobile-ico-3.jpg" mce_src="http://media.ntvmsnbc.com/i/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/SectionsThumbnails-TSM-Colorbox/Z_Common/mobile-ico-3.jpg"/> <a href="http://mobil.ntvmsnbc.com/" mce_href="http://mobil.ntvmsnbc.com/">SMS haber paketine abone olmak için tıklayın</a><br />
&#8211;></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/goz-tumorleri-nasil-olusur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müge&#8217;ce Hamilelik Nasıl Geçiyor?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-nasil-geciyor/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-nasil-geciyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 13:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[mügece hamilelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba ben Müge Eren bu zamana kadar yazılarımı okuduğunuz için çok teşekkür ederim.Ben birazda kendimle ilgili yazılar yazmak  ve sizlerle paylaşmak istiyorum.32 Yaşındayım ilkokula giden bir oğlum var ve 4.5 aylıkta hamileyim.Mesleğim Anaokulu öğretmenliği ama İstanbulda oğlumu bırakabileceğim kimse olmadığı için 4 yıldır çalışmıyorum.İkinci  çocuğumu yapmayı hiç düşünmüyordum ,oğlum şuan 9 yaşında bense rahatlığa o kadar alışmıştımki taki doktorum bana menepoz başlangıcı var sende hemen bebek yapmalısın ve kendini yeniden yenilemelisin demesiyle bu supriz bebek oldu.Birinci çocuğuma hamileyken 23 yaşındaydım şimdiyse 32 inanmak çok zor geliyor ben bile hala alışamadım.İkinci hamilelık beni ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba ben Müge Eren bu zamana kadar yazılarımı okuduğunuz için çok teşekkür ederim.Ben birazda kendimle ilgili yazılar yazmak  ve sizlerle paylaşmak istiyorum.<span id="more-640"></span>32 Yaşındayım ilkokula giden bir oğlum var ve 4.5 aylıkta hamileyim.Mesleğim Anaokulu öğretmenliği ama İstanbulda oğlumu bırakabileceğim kimse olmadığı için 4 yıldır çalışmıyorum.İkinci  çocuğumu yapmayı hiç düşünmüyordum ,oğlum şuan 9 yaşında bense rahatlığa o kadar alışmıştımki taki doktorum bana menepoz başlangıcı var sende hemen bebek yapmalısın ve kendini yeniden yenilemelisin demesiyle bu supriz bebek oldu.Birinci çocuğuma hamileyken 23 yaşındaydım şimdiyse 32 inanmak çok zor geliyor ben bile hala alışamadım.İkinci hamilelık beni çok zorladı.İlk aylarda mide bulantısı  çok yaşadım.Baş ağrısı ve en kötüsü düşük tehlikesi geçirmem oldu.Diyorlarya eskiler herşey zamanında diye gerçekten buna inanıyorum.İlk çocuğumda stepe gidiyordum haberim bile yoktu hamile olduğumdan ikinci bebekte ise otur kalk zor iş yapıyorum.18. haftada baş ağrım biraz azaldı.Bebek şimdi kalsiyum depoluyormuş bunu anlamam ise diş etlerimin kanamasıyla oldu.Sanmayın insan ikinci hamilelikte daha tecrübeli bence değil.Çünkü ikinci bebek farklı bir hamilelik yaşatıyor insana&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/mugece-hamilelik-nasil-geciyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sedef Hastalığı Nedir?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/634/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/634/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 18:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[sedef hastalıgı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=634</guid>
		<description><![CDATA[Sedef deride kırmızı üzeri beyaz pullu çeşitli büyüklükte döküntülerle seyreden, iyileşme ve tekrarlamayla ömür boyu sürebilen bir cilt hastalığıdır. Toplumda her 100 kişiden 1–2’sinde rastlanı
Genetik eğilimle ilişkilidir. Ailede sedef hastası bulunması, kişide sedef gelişme riskini ve yatkınlığını arttırır. Ancak hastalığın gelişmesinde çevresel ve kişisel faktörler de önemlidir. Ailesinde sedef olmayan kişilerde de görülebilir.
Sedef hastalığı, deri üzerinde sedef beyazı renkte pullanmaların olduğu kırmızı plaklar halinde ortaya çıkar. Derinin üst katmanı aşırı derecede büyür ve kalınlaşır. Tırnaklarda bozukluk olabilir.Sedef hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini ve şiddetini etkileyen birçok faktör olabilir. Hastalığa ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sedef deride kırmızı üzeri beyaz pullu çeşitli büyüklükte döküntülerle seyreden, iyileşme ve tekrarlamayla ömür boyu sürebilen bir cilt hastalığıdır.<span id="more-634"></span> Toplumda her 100 kişiden 1–2’sinde rastlanı</p>
<p>Genetik eğilimle ilişkilidir. Ailede sedef hastası bulunması, kişide sedef gelişme riskini ve yatkınlığını arttırır. Ancak hastalığın gelişmesinde çevresel ve kişisel faktörler de önemlidir. Ailesinde sedef olmayan kişilerde de görülebilir.</p>
<p>Sedef hastalığı, deri üzerinde sedef beyazı renkte pullanmaların olduğu kırmızı plaklar halinde ortaya çıkar. Derinin üst katmanı aşırı derecede büyür ve kalınlaşır. Tırnaklarda bozukluk olabilir.Sedef hastalığının sebebi tam olarak bilinmemektedir. Hastalığın gelişimini ve şiddetini etkileyen birçok faktör olabilir. Hastalığa yatkınlığı olan kişilerde aşırı stres, güneş yanığı, deriye çarpma, sürtünme gibi travmalar, bazı ilaçlar, boğaz iltihabı hastalığı ortaya çıkarabilir veya belirtilerini arttırabilir. Bu yüzden sedef hastaları veya ailesinde sedef olanlar sedefi arttıran veya ortaya çıkarabilen bu faktörlerden kaçınmalıdır. Bağışıklık sisteminin de etkisi vardır.<strong><br />
</strong>Sedef hastalığının şekli, şiddeti, devam etme süresi, yerleşim yeri açısından çeşitleri vardır. En sık olarak önce küçük kırmızı bir kabarıklık oluşur. Giderek genişleme ve kabuklanmalar ortaya çıkar. Kabuklar sedefi beyaz veya gümüşi renklidir. Kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür. Keskin sınırlı, genelde simetrik, çeşitli büyüklüklerde deriden hafif kabarık plaklardır. Vücudun her yerinde görülebilse de saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir<br />
Sedef hastalığı olan kişilerde yüzde 10’a varan oranlarda eklem şikâyetleri olabilir.Sedefe güneşin iyi geldiği çok eskiden beri bilinir. Ancak güneşlenme kısa süreli ve bilinçli olmalıdır. Güneş yanıkları tam tersine hastalığı arttırabilir. Güneş ışınlarının deride yan etkileri olabilir. Uzun yıllar, saatlerce güneş altında kalmak özellikle açık tenlilerde deri yaşlanmasına ve deri kanseri riskinin artmasına neden olur. Hastaların doktorlarına danışmalarında fayda vardır.<strong> <br />
</strong>Sedef hastalığının şiddeti, görüldüğü bölgeler, ve görünüşü, çeşidine bağlı olarak değişiklik gösterir. Plak tipi psöriazis en yaygın formudur, her beş sedef hastasından dördünde bu tip görülür. Bunun dışında, guttate, püstüler, ters sedef hastalığı çeşitleri ise daha az yaygındır, eritrodermik psöriazis ise çok nadir görülür.<strong><br />
</strong>Plak psöriazis, ölü derinin ince tabakalar halinde veya pul pul dökülmesine ve kırmızı plaklar oluşmasına neden olur. Plak psöriazis rahatsızlığı olan kişilerin ciltleri genellikle kurudur ve ciltlerinde çatlaklar oluşur.<strong><br />
</strong>Guttate psöriazis, genellikle ciltte küçük kırmızı lekeler olarak kendini gösterir, ve birkaç hafta veya birkaç ay içinde kaybolur. Bu sedef hastalığı çeşidi, kol ve bacaklarda, gövdede veya başta görülür, ve bazen çocukluk veya adolesan dönemde geçirilen bir bakteriyel enfeksiyon guttate psöriazisi tetikleyebilir. Hastalığın görüldüğü bölgelerde oluşan plaklar, plak tipi sedef hastalığındaki kadar kalın değildir.Püstüler psöriazis, daha nadir görülür. Püstüler psoriazisin bir çeşidi olan ve palmar-plantar olarak bilinen sedef hastalığı, eller ve ayaklar gibi küçük alanların, içi sıvı dolu kabarcıklarla kaplanmasına neden olur. Diğer bir püstüler psoriazis çeşidi olan von Zumbusch ise, deride büyük kırmızı hassas ve kabarcıklı bölgeler oluşmasına neden olur ve yaşamı tehdit edici bir psoriazis çeşididir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Ters psöriazis<br />
</strong>Ters psoriazis, genellikle aşırı kilolu kişilerde görülür ve deride kıvrımların fazla olduğu bölgelerde ortaya çıkar. Özellikle koltuk altı ve kasıklarda, sürtünme ve terleme ters psoriazis oluşumunu artırabilir <br />
Eritrodermik psoriazis, çok nadir görülen ve ağrılı bir sedef hastalığı çeşididir. Deride geniş bir alana yayılır ve ateşli bir görünüm oluşur. Bu psoriazis formu oldukça ciddi bir durumdur ve acil olarak tıbbi tedavi gerektirir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/634/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bel Ve Boyun Fıtığı Hakkında Bilmediklerimiz!</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:56:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[bel fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[boyun fıtıgı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=629</guid>
		<description><![CDATA[Omurgamızın boyun kısmında 7 adet omur cismi bulunur omurgalar arasında omur yastıkçığı denilen ve ortasında hareketli bir çekirdeği bulunan ve bu çekirdeğin etrafı kuvvetli bağ dokusu yapısında bir kiriş ile çevrelenmiştir çekirdeğin %90’ı sudan oluşmuştur bu oluşum iki omur arasında disk adı verilen ve amortisör görevi gören bir dokudur çekirdeği saran kirişteki çatlaklar veya yırtıklar nedeni ile çekirdeğin sinirlere doğru ilerlemesi ile o sinire ait bölgede şiddetli ağrı, uyuşma, yanma, kuvvet kaybı gibi bulgular ile karşılaşırız omurgaların görevi başın gövde üzerinde hareketini sağlamak, ortalarındaki kemik deliğin içinde omuriliği ve beyinciğe giden damarları ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Omurgamızın boyun kısmında 7 adet omur cismi bulunur omurgalar arasında omur yastıkçığı denilen ve ortasında hareketli bir çekirdeği bulunan ve bu çekirdeğin etrafı kuvvetli bağ dokusu yapısında bir kiriş ile çevrelenmiştir çekirdeğin %90’ı sudan oluşmuştur<span id="more-629"></span> bu oluşum iki omur arasında disk adı verilen ve amortisör görevi gören bir dokudur çekirdeği saran kirişteki çatlaklar veya yırtıklar nedeni ile çekirdeğin sinirlere doğru ilerlemesi ile o sinire ait bölgede şiddetli ağrı, uyuşma, yanma, kuvvet kaybı gibi bulgular ile karşılaşırız omurgaların görevi başın gövde üzerinde hareketini sağlamak, ortalarındaki kemik deliğin içinde omuriliği ve beyinciğe giden damarları bulundururlar ve korurlar mesela hastanın elinde sinirdeki basıya bağlı kas gücü kayıpları olabilir kişinin tutma yeteneğinde azalma oluyor ayrıca yine sinirdeki basıya bağlı olarak kolda incelme meydana gelebiliyor bu incelme boyun fıtığının ilerlemesi durumunda gözle görülür şekilde olabilir birde boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir bu durumda algılamada güçlük, konsantre olamam, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi, görme kusuru Hareketsiz yaşam boyun fıtığı yapıyor kolda uyuşma ve boyunda şiddetli ağrı şeklinde kendini gösteren boyun fıtığından her üç yetişkinden biri şikayetçi Uzmanlar hastalığın yetişkinler arasında bu kadar sık görülmesinin sebebini hareketsiz yaşama bağlıyor son zamanlarda en çok şikayet edilen hastalıkların başında boyun fıtığı geliyor özellikle uzun süre araba kullananların masa başında çalışanların yoğun olarak şikayet ettiği boyun fıtığı küçük ama ani bir hareketin ardından kişinin yaşamını felç edebiliyor<br />
Boyun fıtığı nasıl ortaya çıkar<br />
Zamanla boyun omurgasında ve boyun omurları arasındaki kıkırdak disklerde yaşla birlikte değişiklikler olur disk yıprandıkça daralır elastikiyetini ve suyunu kaybeder omurlardaki değişikliklerle birbirini takip eder boyun omurgası zorlanmaya karşı koyamaz ve fıtığa zemin hazırlanmış olur<br />
Boyun fıtığı en sık hangi yaş grubunda ve kimlerde görülüyor<br />
Boyun ağrısı yetişkinlerin 3’te birinde görülür boyun fıtığı hastalıkları 60 yaşına kadar bayanlarda 60 yaşından sonra ise erkeklerde daha sık görülmektedir hareketsiz yaşam. kaslara aşırı yüklenme bilinçsiz şekilde yapılan spor vücuda uygun olmayan yatak sandalye ve masa kullanımı fıtığa zemin hazırlar spor travması ve trafik kazası geçirenler risk altındadır boyun fıtığı bazen ani olarak da başlayabilir hareket halinde arabanın ani fren yapması ve arabaya arkadan çarpmalar buna örnektir boyun hareketlerinde ağrı, kısıtlılık, boyun,omuz kaslarında spazm, ve kola yayılan ağrılardır Şikayet ve belirtiler tutulan etkilenen sinir köküne bağlı olarak omuz göğüs ön duvarı, kürek kemiğine kola doğru yayılan ağrı ile ifade edilir belirtiler pozisyona bağlıdır boyunun bazı hareketlerinde ağrı ortaya çıkar ya da artar hastalar ağrıyı azaltacak pozisyonu bulup öylece kalırlar ağrı boyun hareketleri, öksürme, hapşırma ile artabilir, Etkilenen sinire bağlı olarak kolda ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma, hissizlik, kuvvet kaybı oluşur<br />
Bel fıtığı nedir<br />
Belimizde 5 adet omur kemiği vardır. Bu kemikler arasında da disk adı verilen kıkırdaklar bulunur bel fıtığı beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır fıtıklaşan yani içerden dışarıya doğru taşan disk omurilik kanalı içinden veya kendisinin arka yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle kendisini belli eder<br />
Bel fıtığı nasıl oluşur<br />
Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar çünkü öyle insan vardır ki 120 kg kaldırır hiç bir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg kaldırır. bel fıtığı olur kişiye ait faktörlerin başında ise omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir bu disklerin ihtiva ettiği su oranı çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler de eşlik eder disk zamanla elastikiyetini yitirir. artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olurmikro düzey de bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındakikapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur yani zemin hazır olduktan sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu hafif bir cismi kaldırmak ve ya sadece öksürmek de olabilir.<br />
Bel fıtığının belirtileri nelerdir<br />
Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikayettir fakat bazen bel veya bacak ağrısından sadece biri de bulunabilir ağrıyla birlikte bacaklar da uyuşma ve hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı da görülebilir bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtıklarında idrar ve büyük abdestini tutamama veya yapamama gibi bozukluklar ile bacaklarda felce doğru gidiş ortaya çıkabilir<br />
Bel Sağlığında 10 Kural<br />
Hareketsiz Kalmayın.<br />
Bel ve sırtınızı dik tutun.<br />
Yerden birşey alırken öne doğru eğilmeyin, çömelin.<br />
Sizin için ağır cisimleri kaldırmayın.<br />
Taşıdığınız ağırlıkları ikiye bölün ve vücudunuza yakın tutun.<br />
Otururken belinizi dik tutun ve sırtınızı bir yere dayayın.<br />
Ayakta iken dizlerinizi gergin tutmayın.<br />
Yatarken bacaklar gergin olmasın.<br />
Spor yapın. En iyisi serbest ve sırtüstü yüzme , koşmak veya hızlı yürümektir.<br />
Omurga kaslarını düzenli çalıştırın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bel-ve-boyun-fitigi-hakkinda-bilmediklerimiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mantar Ve Çeşitleri</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/mantar-ve-cesitleri/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/mantar-ve-cesitleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[ayak mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[el mantarı]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<category><![CDATA[vucut mantarı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=625</guid>
		<description><![CDATA[
Mantarlar, bir tür yaşayan canlılardır. Bulunduğumuz mekanlarda ve vücudumuzda bakteriler gibi pek çok mantar organizması bulunur. Bu mantarlar, uygun ve elverişli ortamı buldukları zaman vücutta faaliyete geçerler ve hastalığa sebep olurlar

Mantarlar en çok nemi severler. Nemli, hava almayan ve en önemlisi temiz olmayan vücut bölgelerinde hemen yerleşirler. Üstelik sadece yerleşmekle kalmayıp, vücuda yayılırlar. Çok çabuk ürerler, kendilerine vücudumuzda geniş bir yer edinmek için uğraşırlar. Nemin yanı sıra mantarların çok sevdiği diğer ortamlar da, pişik olan ve tahriş olmuş bölgelerdir.  
 
Mantar hastalığının bulaşması son derece kolaydır. Özellikle toplu kullanımlara açık mekanlarda kendilerine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong><br />
</strong>Mantarlar, bir tür yaşayan canlılardır. Bulunduğumuz mekanlarda ve vücudumuzda bakteriler gibi pek çok mantar organizması bulunur<span id="more-625"></span>. Bu mantarlar, uygun ve elverişli ortamı buldukları zaman vücutta faaliyete geçerler ve hastalığa sebep olurlar<br />
</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong><br />
</strong>Mantarlar en çok nemi severler. Nemli, hava almayan ve en önemlisi temiz olmayan vücut bölgelerinde hemen yerleşirler. Üstelik sadece yerleşmekle kalmayıp, vücuda yayılırlar. Çok çabuk ürerler, kendilerine vücudumuzda geniş bir yer edinmek için uğraşırlar. Nemin yanı sıra mantarların çok sevdiği diğer ortamlar da, pişik olan ve tahriş olmuş bölgelerdir.  <br />
</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"> <br />
Mantar hastalığının bulaşması son derece kolaydır. Özellikle toplu kullanımlara açık mekanlarda kendilerine çok rahat yeni vücutlar bulurlar. Spor tesisleri, havuzlar, hamamlar, abdest alınan yerler, okullar, güzellik-jimnastik salonları, plajlar vs. yani mantar hastalığına yakalanmamız son derece kolaydır. Ancak unutmamalıyız ki bu hastalıktan kurtulmak da önemsediğimiz takdirde yine basit olacaktır. <br />
</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"> <br />
Mantar hastalıkları çok çeşitli olmakla birlikte, biz size burada ülkemizde en sık rastlanan türlerinden söz edeceğiz. Ayak mantarı, el mantarı, kasık mantarı, vücut mantarı, saçın ve kıllı derinin mantar hastalığı ,tırnak mantarı </span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong><br />
</strong>En sık rastlanan mantar hastalığı türü ayak mantarıdır. Nemli ve hava almayan ayakkabılar, değiştirilmeyen çoraplar ya da havuzlardan, spor salonlarından kapılan mantarlarla ayaklar çok kolay enfekte olurlar. Hastalık, genellikle ayak parmaklarının arasında pişik benzeri bir görüntü ve sulanma, kaşıntı, kızarıklık ve kötü koku ile başlar ve hızla ayağın üst yüzeyine doğru ilerler. Hastalıklı parmakların tırnakları kalınlaşır ve şekilleri bozulur. Bazı durumlarda ayak tabanının derisi kalınlaşır ve pul pul olur.</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong><br />
</strong>Tıpkı ayak mantarları gibi el mantarı da nemli ve ıslak ortamı sever. Özellikle eli çamaşırdan ve bulaşıktan çıkmayanlar el mantarına daha kolay yakalanabilirler. El mantarının ilk belirtileri özellikle elin ikinci ve üçüncü parmakları arasında oluşan ve avuç içine doğru yayılan kaşıntı ve kızarıklardır. Daha sonra bu bölgelerde beyaz lekeler görülür. <br />
</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;">Daha çok erkeklerde görülür. Her iki kasıkta da olabilir. Hastalığın tekrarlama olasılığı yüksektir. En önemli belirtisi ciddi bir kaşıntı hissi, kızarıklıktır. Dar giysiler ve şişmanlık, mantarın gelişmesini körükler.<br />
</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;">Vücut mantarı, kollarda, bacaklarda, özellikle sık terleyen ve nemli kalan göğüs aralarında, koltuk altlarında ve vücudun büklüm yerlerinde görülür. Hastalığın ilk belirtisi diğer mantar türlerinde olduğu gibi kaşıntı ve kızarıklıktır. Hastalıklı bölge önce kızarır, kabarır, ardından halka halka yayılır.<br />
</span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong><br />
</strong>Saçın ve saç derisinin mantar hastalığı genellikle çocuklarda görülür. Halk arasında bu hastalığa yaygın olarak saçkıran da denir. Saç derisinde tek ya da çok sayıda halka şeklinde gri kabuklu belirgin saçsız bölümler oluşur. Hafif kaşıntı ve kabarıklık göze çarpar. Kıllı deri mantarı ise özellikle erkeklerin sakallı bölgelerinde görülür. Belirtileri ve görünümleri tıpkı saç derisi mantarında olduğu gibidir.  </span></span></span><span style="font-family: Verdana;"><span style="color: #000000;"><span style="font-size: small;"><strong> <br />
</strong>Tırnak mantarı halk arasında çok yaygın olan bir mantar türü olmakla birlikte pek fazla önemsenmez. Oysa tırnak mantarı hem estetik olarak oldukça çirkin bir görünüm sergiler, hem de diğer sağlam tırnakları da kolayca enfekte ederek, hastalığın ilerleyen safhalarında tırnağın ciddi olarak iltihaplanmasına hatta yok olmasına bile neden olabildiği gibi, bazı alerjik durumlara da zemin hazırlayabilir. Tırnak mantarı en çok ayak tırnaklarını tutar. Bunun en önemli nedeni ise yaygın olarak görülen ayak mantarıdır. Çünkü ayakta yerleşen mantar kısa sürede tırnaklara da geçebilir. Tırnak mantarının ilk belirtileri genelde kalınlaşan ve doğal parlaklığını kaybeden tırnaklardır. Genellikle törpü veya tırnak makası ile tırnağın kalınlaşan kısımları yok edilmeye çalışılır. Bu davranış tırnak mantarının daha da ilerlemesine ve yayılmasına neden olur. Öyle ki önceleri mantarın etkisiyle beyazdan sarımtırak bir renge dönüşen tırnak, daha sonraları sarı, mat, üzeri çizgili kalın bir yapı kazanır.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana; font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="color: #000000;">Kadınlarda genellikle organda tahriş ve akıntı vardır. Kaşıntı ve yanma da önemli şikayetlerdir. Kaşımak nedeniyle vulva şişebilir ve çatlaklar oluşabilir. ilişki sırasında ağrı hissedilebilir akıntı beyaz, peynirimsidir erkekler genellikle şikayetsiz taşıyıcılar şeklindedirler nadiren idrar yapılan yerden hafif bir kaşıntı olabilir özellikle ilişkiden sonra erkekler yanma ve tahriş hissedebilirler ciddi olgularda organ başında aşınmalar, çatlaklar olabilir.</span><br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/mantar-ve-cesitleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepatit B Nedir Biliyormuyuz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/hepatit-b-nedir-biliyormuyuz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/hepatit-b-nedir-biliyormuyuz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 17:41:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit]]></category>
		<category><![CDATA[hepatit b]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[Hepatit B , hepatit b virüsü hbv meydana getirdiği enfeksiyon hastalığıdır.Hepatit b belirti vermeyen hafif bir enfeksiyondan çok ağır karaciğer hastalıklarına ve siroz primer hepatosellüler karsinomaya yani karaciğer kanserine kadar değişebilen çeşitli tablolara neden olabilir. Karaciğer kanseri dünya genelinde en yaygın kanserlerden biri sayılabilir.İltihap Enfeksiyon etkenlerine yada tahriş edici maddelere tepki olarak bir dokuda iltihap hücrelerinin ve sitokinlerin toplanmasıdır.Antijen Vücuda giren ve bağışıklık sisteminin tanımadığı her türlü yabancı maddeler
Antikor nedir
Bağışıklık sistemi tarafından yapılan ve yabancı bir antijene bağlanıp onu nötürletirme amacı güden protein kompleksi.
Kaç insanda kronik hepatit b virüsü vardır
Dünya da ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hepatit B , hepatit b virüsü hbv meydana getirdiği enfeksiyon hastalığıdır.Hepatit b belirti vermeyen hafif bir enfeksiyondan çok ağır<span id="more-621"></span> karaciğer hastalıklarına ve siroz primer hepatosellüler karsinomaya yani karaciğer kanserine kadar değişebilen çeşitli tablolara neden olabilir. Karaciğer kanseri dünya genelinde en yaygın kanserlerden biri sayılabilir.İltihap Enfeksiyon etkenlerine yada tahriş edici maddelere tepki olarak bir dokuda iltihap hücrelerinin ve sitokinlerin toplanmasıdır.Antijen Vücuda giren ve bağışıklık sisteminin tanımadığı her türlü yabancı maddeler</p>
<p>Antikor nedir</p>
<p>Bağışıklık sistemi tarafından yapılan ve yabancı bir antijene bağlanıp onu nötürletirme amacı güden protein kompleksi.</p>
<p>Kaç insanda kronik hepatit b virüsü vardır<br />
Dünya da en az 350 milyon insan bu hastalığın kronik taşıyıcısı coğrafi dağılıma göre ise dünyanın her tarafından değişik rakamlarla telaffuz edilmekte.Dünya genelinde 2 milyardan fazla insanda hepatit b virüsü ile enfekte olduğu bilinmektedir lakin bunların hepsi kronik taşıyıcı değildir.Hepatit b nin coğrafi dağılımı olarak çin çüneydoğu asya ve afrika gibi yerlerde oldukça yüksektir güney amerika batı Avrupa ve Avustralya gibi coğrafyalar da düşüktür. Avrupa da her sene dokuzyüz ile bir milyon insan hepatit b virüsü ile enfekte olmaktadır. Abd de her sene 140.000 ile 320.000 akut hepatit b enfeksiyonunun gerçekleştiği hesaplanmıştır. Bu enfeksiyonların çok büyük bir bölümü kronik hastalığa neden olmadan kendiliğinden iyileşmektedir.</p>
<p>Karaciğerin biyolojik fonksiyonları nelerdir<br />
Karaciğer yağların ve yağda emilen vitaminlerin emilimi albumin ve pıhtılaşma faktörleri gibi proteinlerin yapılması açısından önemli bir organdır. atık maddelerin detoksifikasyonu ile yine karaciğer sorumludur. Karaciğer barsaklardan emilerek kana karışan besleyici maddelerin proteinler ve diğer hücre elemanlarının sentezinden önce işlem gördüğü yerdir. Ayrıca karaciğer daha sonra kullanılmak üzere kan şekeri ve vitamin depolar, vücuttan atılması gereken zararlı maddeleri zararsız hale getirir detoksifikasyon Hepatit b virüsünün karaciğerdeki durumu Hepatit b virüsü, karaciğer hücrelerine bağlanıp bunları enfekte ettikten sonra kronik enfeksiyonun gelişmesiyle sonuçlanan benzersiz bir mekanizma ile çoğalır. Dolaşıma, büyük miktarda virüs ve virüs proteinleri karışır.</p>
<p>Hepatit b virüsü nasıl hastalık yapar<br />
Hepatit b virüsü karaciğer hücresi içerisine kendi genetik materyalini yerleştirerek bu hücrelerin rutin çoğalma mekanizması ile üremelerini sağlar. İnsan vücut bağışıklık sistemi virüsün genetik materyalini içeren kendi karaciğer hücrelerine saldırmak üzere harekete geçer. Yani virüs dolaylı yoldan karaciğere zarar verir. Bağışıklık sisteminin aralıksız saldırıları, karaciğer hücrelerinin hasar görmesiyle ve ölmesiyle sonuçlanır.</p>
<p>Hepatit b ’nin doğal seyri nasıldır<br />
Hepatit b enfeksiyonu çeşitli şekillerde seyredebilir. Akut hepatit genellikle kendiliğinden iyileşen iyi huylu bir enfeksiyondur ama hastaların bir bölümünde kronik hepatit b yönünde ilerler. Kronik hepatit b aralarında siroz karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserinin de olduğu daha ciddi durumlara neden olabilir.</p>
<p>hepatit b nasıl bulaşır<br />
İnsandan insana vücut sıvıları yolu geçer Kan ,Semen (meni) ,Vajinal sıvı ve salgılar adet kanı dahil ,doğum sırasında anneden bebeğe geçiş perinatal hepatit kan (kan ürünleri Kan yolu ile bulaşma özellikle gelişmiş ülkelerde damardan yasa dışı ilaç kullananların, kullandıkları iğnelerin bir şekilde diğer insanlara yayılması ile ortaya çıkmaktadır. Ayrıca yine bu kişilerin kullandıkları eşyaların diğer kişilerce kullanılması da bulaşmayı sağlar. Ancak dünya üzerinde hepatit B açısından oldukça yüksek riskli bir grup olan sağlık çalışanları açısından iğne yolu ile bulaşma son derece önemlidir. Çeşitli sağlık birimlerinde çalışan sağlık personeli özellikle kaza sonucu iğne batması ile hepatit B ye yakalanmaktadırlar. Ayrıca yine sağlık çalışanları hasta kişilerin kanının bulaştığı bir cisimle yine kaza sonucu yaralanır veya temas ederlerse yine hepatit B ye yakalanabilirler. Yine normal popülasyon ve sağlık çalışanları için kan nakli sonucu bu hastalığa yakalanma riski vardır. Gelişmiş ülkeler bu sorunu kan nakilleri sırasında tarama yaparak çözmüşlerdir. Ve bu tür bir bulaşma yolu dolayısıyla ortadan kalkmıştır.</p>
<p>dövme ve piercing<br />
Ülkemiz ve tüm dünyada dövme (tattoo) ve piercing sırasında kullanılan iğnelerin yeterince steril ve temiz olmamasından dolayı kişiye bulaşması söz konusudur. Hastalıklı kişilerin kullandığı ve kan bulaşmış ustura, traş fırçası ve diş fırçalarının kullanılması ile hepatit b bulaşabilir. perinatal geçiş hamilelikte geçiş Doğum sırasında anneden çocuğa hepatit B mikrobu geçmesi sonucu ortaya çıkan durum perianatal geçiş olarak tanımlanmaktadır.<br />
hepatit b belirtileri nedir<br />
Yenidoğan bebekler hepatit b ile ile ilgili belirgin olarak herhangi bir belirti vermez. İlerleyen yaş belirti verme ile doğru orantılıdır. Yaş ilerledikçe yapılan araştırmalar belirtilerin arttığını göstermiştir hepatit b nin hastalık belirtileri tüm vücutta aşırı halsizlik hafif derecede ateş baş ağrısı iştah kaybı bulantı kusma Özellikle karaciğer bölgesinin üzerinde ağrı ve hassasiyet bu ağrı sarsıntı ve eğilme artar kabızlık veya ishal kas ve eklemlerde yaygın ağrı deride kızarıklık</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/hepatit-b-nedir-biliyormuyuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çarpıntının Ne Olduğunu Biliyormusunuz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/carpintinin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/carpintinin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 10:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günün Konusu]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[çarpıntı]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl çarpıntı olur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=617</guid>
		<description><![CDATA[ 
Çarpıntı çok rastlanan bir belirtidir. Bu belirti iki başlık altında incelenebilir: Kişide kalp atımlarının yolunda gitmediği duygusunun uyanması, yani öznel  duygusu ve kalp atım düzeninde (ritminde) bozukluk, yani gerçek çarpıntı. Çarpıntı duygusu pek çok insanda görülen bir belirtidir; kalp atımlarının düzenli-düzensiz biçimde hızlanmasının ya da yavaşlamasının doğurduğu rahatsızlık verici bir duygudur, ama görece önemsiz kalp ritmi bozukluklarından kaynaklanır. Genellikle bir zorlanma, uyarılma ya da alkol, kahve, sigara içmeden sonra ortaya çıkar. Çoğu durumda kalple ilgili organik bozukluklara değil, ruhsal bozukluklara bağlıdır. Örneğin kalp nevrozunun en önemli belirtisidir. Çarpıntı duygusu “kalbin bilincine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p>Çarpıntı çok rastlanan bir belirtidir. Bu belirti iki başlık altında incelenebilir: Kişide kalp atımlarının yolunda gitmediği duygusunun uyanması, yani öznel  duygusu ve kalp atım düzeninde (ritminde) bozukluk, yani gerçek çarpıntı.<span id="more-617"></span> Çarpıntı duygusu pek çok insanda görülen bir belirtidir; kalp atımlarının düzenli-düzensiz biçimde hızlanmasının ya da yavaşlamasının doğurduğu rahatsızlık verici bir duygudur, ama görece önemsiz kalp ritmi bozukluklarından kaynaklanır. Genellikle bir zorlanma, uyarılma ya da alkol, kahve, sigara içmeden sonra ortaya çıkar. Çoğu durumda kalple ilgili organik bozukluklara değil, ruhsal bozukluklara bağlıdır. Örneğin kalp nevrozunun en önemli belirtisidir. Çarpıntı duygusu “kalbin bilincine varmak” biçiminde tanımlanabilir; kalp atımları bütünüyle normal olsa bile kişinin bu atımları duyumsayarak aşırı önemsediğini gösterir. Bu duygu otonom sinir sisteminde sempatik sinirlerin düzensizlikleriyle ilişkilidir. Aşırı duyarlı, çabuk uyarılan kişilerin ruhsal durumu sürekli değişir; eleştiri, akıl yürütme ve karar verme yeteneklerini de etkileyen bu durum vücut-larıyla ilgili gözlemlerine çok belirgin olarak yansır. Aşırı zorlanmasa-lar bile kalp atımlarının hızlandığını ve düzensizleştiğini duyumsarlar. Zamanla bu durum yinelendikçe önemli kalp rahatsızlıkları olduğuna inanırlar. Kalbin ritmi ve çalışması bütünüyle normal olmasına karşın, bu organa karşı duyarlılıkları arttığından çarpıntıdan yakınırlar. Oysa gerçek kalp hastaları, kalp atım hızındaki değişikliklere normal kişilerden çok daha az duyarlıdırlar.<br />
Ritim bozukluğu kalp atımlarının bir dakikada hep aynı sayıda ve düzenli olması gerekirken düzensizleşmesidir. Kalp atım sayısının artması ya da azalması biçiminde ortaya çıkabilir.<br />
Ekstrasistol (ek atım) gibi çarpıntı duygusu veren bazı ritim bozuklukları pek önemli değildir. Ama ritim bozukluklarıÖnemli hastalıklann belirtisi de olabilir. Örneğin karıncık fibrilasyonu (titreşme), zamanmda önlem alınmazsa ölümle sonuçlanabilir..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/carpintinin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Görülen 5 ve 6 Hastalığın Ne Olduğunu Biliyormusunuz?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-gorulen-5-ve-6-hastaligin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-gorulen-5-ve-6-hastaligin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 11:24:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[5 hastalık nasıl ortaya çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[5 ve 6 hastalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=612</guid>
		<description><![CDATA[ 
Hafif seyirli viral döküntülü ama genelde diğer hastalıklarla karıştırılan hastalıklar vardır. 5., 6. hastalıkta onlardan biridir. 
&#8216;Çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonların başında viral döküntülü hastalıklar gelir. 
 
Kızamık, suçiçeği, kızamıkçık gibi bir kısmı iyi bilinen ve aşıları olan hastalıklardır. Streptokokların neden olduğu kızıl ise bakteriyel bir hastalıktır. Ayrıca çok sayıda hafif seyirli viral döküntülü hastalıklar vardır ki bunların ismi pek bilinmez, diğer hastalıklarla karıştırılırlar. Çok hafif seyirli ve sonucu iyi olan bu hastalıkların aşıları da yoktur. Bunlardan ikisi eritema infeksiyozum ve roseola infantumtur.
Eritema infeksiyozum (5. Hastalık): Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
Hafif seyirli viral döküntülü ama genelde diğer hastalıklarla karıştırılan hastalıklar vardır. 5., 6. hastalıkta onlardan biridir. <br />
&#8216;Çocukluk çağında sık görülen enfeksiyonların başında viral döküntülü hastalıklar gelir.<span id="more-612"></span> <br />
 <br />
Kızamık, suçiçeği, kızamıkçık gibi bir kısmı iyi bilinen ve aşıları olan hastalıklardır. Streptokokların neden olduğu kızıl ise bakteriyel bir hastalıktır. Ayrıca çok sayıda hafif seyirli viral döküntülü hastalıklar vardır ki bunların ismi pek bilinmez, diğer hastalıklarla karıştırılırlar. Çok hafif seyirli ve sonucu iyi olan bu hastalıkların aşıları da yoktur. Bunlardan ikisi eritema infeksiyozum ve roseola infantumtur.</p>
<p>Eritema infeksiyozum (5. Hastalık): Genellikle 5-15 yaş arası çocuklarda görülen bir hastalıktır. Kuluçka süresi ortalama 7-10 olup belirtisiz seyri fazla olan bir hastalıktır. Temastan yaklaşık bir hafta sonra hafif klinik öncesi bulgular ortaya çıkar. Bunlar baş ağrısı, ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı, kaşıntı, karın ağrısı, eklem ağrısı gibi yakınmalardır. Eklem ağrısı genellikle yetişkin kadınlarda yüzde 50 oranında ve parmaklarda görülür. Yaklaşık 7 günlük bir bulgusuz dönemden sonra tipik ve 3 aşamalı bir döküntü ortaya çıkar. Ev içi temaslarda bulaşma riski yüzde 30-50&#8242;dir. Bulaşma genellikle solunum yolu salgılarıyladır. Hastalığın özgül tedavisi yoktur. Bulgulara yönelik tedavi uygulanabilir. Çoğunlukla döküntü çıktığında bulaştırıcılık da zaten kaybolmuştur. Roseola infantum (6. Hastalık): Dört yaşına kadar hemen hemen çocukların tamamının geçirdiği ve ömür boyu bağışıklık bırakan döküntülü bir hastalıktır. Yaklaşık 3 gün süren yüksek ateşin arkasında ortaya çıkan pembe makülopopüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. İyi huylu olup en sık 9-21 aylık çocuklarda ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Gövdeden başlayan döküntü boyun, kol ve bacaklara yayılır. Üzerine basmakla kaybolur, kaşıntılı değildir. 2 gün içinde iz bırakmadan kaybolur. Çocukta öksürük ve huzursuzluk görülür. Kuluçka süresi ortalama 9 gün gündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/cocuklarda-gorulen-5-ve-6-hastaligin-ne-oldugunu-biliyormusunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğin Ay Ay Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/bebegin-ay-ay-beslenmesi-nasil-olmalidir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/bebegin-ay-ay-beslenmesi-nasil-olmalidir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 11:13:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[bebek beslenme tarifleri]]></category>
		<category><![CDATA[bebek beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bebek ne zaman ek besın yer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=607</guid>
		<description><![CDATA[ 
Bebeklere sadece anne sütü vermenin rahatlığından sonra 6. aydan itibaren ek besin verme devresine geçilir. Hazır devam mamaları olsa da günlük tüketilen gıdalara da alıştırılması gereken bebekler yeni döneme alışana kadar anneler sıkıntılı günler geçirir. 
Bebeği sağlıklı ve doğru gıdalarla beslemek, yaşına uygun türleri seçmek ve kaşıkla yedirmek bir hayli zahmetlidir. 6. ve 7. aylarda muhallebi kıvamındaki gıdalarla beslenen bebekler için 8. ay daha kritik önem taşır. Çünkü bu devrede çiğnemeyi öğrenmelidir. Bebeğe artık püre içinde pütürlü, çiğnemeye alıştıracak gıdalar verilmelidir. Bebeğe sadece püre kıvamında ezilmiş öğünler hazırlamanın özellikle çalışan annelerin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> <br />
Bebeklere sadece anne sütü vermenin rahatlığından sonra 6. aydan itibaren ek besin verme devresine geçilir. Hazır devam mamaları olsa da günlük tüketilen gıdalara da alıştırılması gereken bebekler yeni döneme alışana kadar anneler sıkıntılı günler geçirir.<span id="more-607"></span> <br />
Bebeği sağlıklı ve doğru gıdalarla beslemek, yaşına uygun türleri seçmek ve kaşıkla yedirmek bir hayli zahmetlidir. 6. ve 7. aylarda muhallebi kıvamındaki gıdalarla beslenen bebekler için 8. ay daha kritik önem taşır. Çünkü bu devrede çiğnemeyi öğrenmelidir. Bebeğe artık püre içinde pütürlü, çiğnemeye alıştıracak gıdalar verilmelidir. Bebeğe sadece püre kıvamında ezilmiş öğünler hazırlamanın özellikle çalışan annelerin kolayına geldiğini, çiğneyerek yemesi için vakit ayırmadıklarını belirten bebek diyetisyenleri, &#8220;Bebek çiğnemesi gereken besinleri reddediyorsa hemen vazgeçmemek, ara ara deneyerek sabırla uğraşmak gerekir. 12. aydan itibaren de birey olarak görülmeli, aile sofrasına oturtulmalı ve kendi tabağından kendi kaşığıyla yemeye teşvik edilmeli. Kendi suyunu içebilmeli. Anne daha çabuk doyurmak ve etrafın kirlenmesini önlemek için çocuğu kendi eliyle beslemeye devam etmemeli.&#8221; diyor.</p>
<p>Gelişimi normal ve sadece anne sütü alan bebeklerde, altı aydan önce ek besinlere başlanmaması gerektiğini vurgulayan , 6. aydan itibaren anne sütü ile yarı yarıya ek besin verilmesini öneriyor. &#8220;6 aylık iken bebeğin ek besinlerden elde ettiği enerji, toplam enerjinin yüzde 50&#8217;sini aşmamalıdır. Glüten içeren besinler altı aydan önce verilmemelidir. Altı aydan sonra verilmesi uygundur. Ailenin diğer fertlerinde bazı gıdalara karşı alerji olduğu biliniyorsa, bebeğe de yumurta, balık, domates, çilek gibi alerjen olma ihtimali yüksek olan besinler ilk planda verilmemelidir.&#8221;</p>
<p>Bebekler çiğnemeyi 8. ayda öğrenir</p>
<p>Bebekler 6 ay boyunca mümkünse sadece anne sütü ile beslenmeli. Bu dönemde bebekler anne memesine uyuma göre dilini uzatma ve geri çekme hareketleri yapar.</p>
<p>6-7. aylarda bebeklere, anne sütü ile birlikte yumuşak ezme kıvamında besinler ve sıvı besinler verilebilir. Mama kaşığından alan bebek besini dilin ön tarafından arkaya aktarır.</p>
<p>7-8. aylarda püre kıvamında pütürlü besinler verilir. Bebeğin çiğneme hareketleri başlar. Fincandan su, süt gibi sıvı gıdaları içebilir.</p>
<p>8-12. aylarda, püre kıvamında çatalla ezilmiş besinler verilir. Artık robottan geçirmeye veya iyice ezmeye gerek yoktur. Bebek, dilini her iki yana doğru hareket ettirip lokmayı ağzında döndürür. Besini ağzına götürebilir.</p>
<p>12-18. aylarda kolay çiğnenebilen tüm yiyecekleri tüketebilir. Artık kendi kendini besleyebilir.</p>
<p>Ek besin tarifleri</p>
<p>Muhallebi: Soğuk 100 ml süt temiz bir kaba konur. 1 tatlı kaşığı pirinç unu ilave edilerek ezilir. Kısık ateşte karıştırılarak pişirilir. İndirdikten sonra şeker ilave edilir. Ilık kıvamda bebeğe verilir. Kilolu bebeklerde şeker eklenmesi yapılmadan verilebilir. Kabızlığı olan bebekler için 1 çay kaşığı sıvı yağ konabilir.</p>
<p>Sebze çorbası: Havuç, patates, domates, 1 yemek kaşığı mercimek, bulgur veya pirinç, 1 yemek kaşığı zeytinyağından yapılır. Sebzeler, 1 yemek kaşığı tahıl unu, 1 yemek kaşığı zeytinyağı eklenerek pişirilir. Süzgeçten geçirilerek çocuğa verilir. Evde tavuk eti veya dana kıyma olduğunda 1 tatlı kaşığı katılabilir. 1 yaşına kadar tuz katılmamalıdır.</p>
<p>Sebze ezmesi: 100 gram havuç ezmesi veya suyu, 100 gram domates ezmesi veya suyu gibi çeşitli sebzelerden hazırlanabilir.</p>
<p>Etli sebze yemekleri: Ispanak, kabak, domates, semizotu gibi sebzeler doğranarak bir tencereye konur. 1 yemek kaşığı pirinç, mercimek veya bulgur ile 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, az su konup pişirilir.</p>
<p>Aylara göre ek besinler:</p>
<p>0-6 ay: Bebeğin aylara göre büyümesi izlenerek sadece anne sütü verilmeli.</p>
<p>6. ay: Anne sütü, devam maması veya inek sütü, yoğurt, meyve-sebze suyu, pekmez, yumurta sarısı (1/4 oranında)</p>
<p>7. ay: Anne sütü, yumurta sarısı (tam), bisküvi, pirinç, pirinç unu, sütlü mama, meyve suyu, yoğurt, et (tavuk ve balık eti), bitkisel yağlar, sebze püresi veya sebze çorbası, pekmez, devam mamaları</p>
<p>8. ay: Anne sütü, iyi ezilmiş ev yemekleri (kıymalı ve sebzeli), tam yumurta veya pastörize peynir, tahıl ve kuru baklagil ezmeleri, pekmez, süt veya yoğurt, devam mamaları</p>
<p>12. ay: Anne sütü. Aile sofrasına oturtulup kendi deneyimlerine göre ev yemeklerinden seçilerek yedirilebilir. Dolmalar, kıymalı sebze yemekleri, tarhana, mercimek, unlu ve yoğurtlu çorbalar, makarna, pilav, süt veya yoğurt, pastörize peynir, yumurta, tavuk eti, balık eti, dana eti, meyve veya taze meyve suyu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/bebegin-ay-ay-beslenmesi-nasil-olmalidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserojen Hangi Besinlerde Daha Fazladır?</title>
		<link>http://www.minikpatik.com/kanserojen-hangi-besinlerde-daha-fazladir/</link>
		<comments>http://www.minikpatik.com/kanserojen-hangi-besinlerde-daha-fazladir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 15:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Müge Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[saglık]]></category>
		<category><![CDATA[kanser yapan yıyecekler]]></category>
		<category><![CDATA[kanserojen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.minikpatik.com/?p=602</guid>
		<description><![CDATA[
TÜBİTAK gıda ürünlerindeki kanser yapıcı akrilamid maddesini araştırdı. 20 çeşit ürün üzerinde yapılan araştırmada geleneksel gıda ürünleri temiz çıktı. Kanser yapıcı maddeli ürünlerin yasaklanması gündemde.Türkiye’de ilk defa gıda ürünlerinin kanser yapma etkisi araştırıldı. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu’nun (TÜBİTAK) 9 ay süren gıda ürünleri ile ilgili kanser taramasından çarpıcı sonuçlar çıktı.
Tahin helvası Ölçülebilir değerin altında

Cips, ****er, kahvaltılık gevrekler, bisküvi ve bebe bisküvileri ile patates ve ekmek kızartmalarında yüksek miktarda kanserojen akrilamid maddesi tespit edildi. Tulumba tatlısı ve beyaz ekmek kabuğunda da kayda değer miktarda kanserojen maddeye rastlandı. Izgara, döner, tahin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><span style="color: blue;"><br />
<strong><em>TÜBİTAK gıda ürünlerindeki kanser yapıcı akrilamid maddesini araştırdı. 20 çeşit ürün üzerinde yapılan araştırmada geleneksel gıda ürünleri temiz çıktı. Kanser yapıcı maddeli ürünlerin yasaklanması gündemde.Türkiye’de ilk defa gıda ürünlerinin kanser yapma etkisi araştırıldı.<span id="more-602"></span> Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu’nun (TÜBİTAK) 9 ay süren gıda ürünleri ile ilgili kanser taramasından çarpıcı sonuçlar çıktı.</em></strong><br />
Tahin helvası Ölçülebilir değerin altında</span><br />
</em></strong></p>
<p>Cips, ****er, kahvaltılık gevrekler, bisküvi ve bebe bisküvileri ile patates ve ekmek kızartmalarında yüksek miktarda kanserojen akrilamid maddesi tespit edildi. Tulumba tatlısı ve beyaz ekmek kabuğunda da kayda değer miktarda kanserojen maddeye rastlandı. Izgara, döner, tahin helvası, çavdar ekmeği, baklava ve pilavda ise akrilamid miktarı ölçülebilir değerlerin altında çıktı. Ancak uzmanlar ızgara ve dönerde kansere yol açabilecek başka toksikler olabileceğine dikkat çekiyor. </p>
<p>Kebap, döner, ızgara Ölçülebilir değerin altında</p>
<p>Çavdar ekmeği Ölçülebilir değerin altında</p>
<p>Beyaz ekmek (kabukta) 40-160</p>
<p>Kızarmış ekmek (hazır) 200</p>
<p>Hazır çorbalar 40-60</p>
<p>Tulumba tatlısı 40-45</p>
<p>Bebe bisküvisi 400-600</p>
<p>Bisküvi 70-130</p>
<p>****er 70-200</p>
<p>Kahvaltılık gevrekler 80-350</p>
<p>GIDALARDA AKRİLAMİD SEVİYESİ</p>
<p>Gıda maddesi Akrilamid (mikro g/kg)</p>
<p>Ekmek 40-160</p>
<p>Kızarmış ekmek 90-1430</p>
<p>Sade kek 150-400</p>
<p>Zencefilli kek 1070-1410</p>
<p>Bisküviler 260-1450</p>
<p>****erler 180-420</p>
<p>Çeşitli fırıncılık ürünleri 230-3200</p>
<p>Kahvaltılık tahıllar 30-1400</p>
<p>Bebek bisküvileri 150-610</p>
<p>Patates kızartması 330-3700</p>
<p>Kahve (bir bardakta) 25</p>
<p>Çikolata Ölçüm yöntemi oturtuluyor</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.minikpatik.com/kanserojen-hangi-besinlerde-daha-fazladir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
