Anasayfa » Genel

İstanbul’un En Güzel Yerleri

8 Şubat 2010 Yazar; Müge Eren 63 Görüntülenme Yorum Yapılmamış

Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alıyor. Kentin tepelerinden yükselen 500’ü aşkın caminin silueti baş döndürücü bir atmosfer yaratır. Altı minaresiyle İstanbul’un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile “Mavi Cami” diye anılan Sultanahmet Camii’ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinanus zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa’yı, Hz. Meryem’i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiş.

Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Camii ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesi. Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Marmara’ya ve Boğaz’a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alıyor. Topkapı’da Çin porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.

Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş yer alıyor. Yerebatan Sarnıcı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biri.

En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu korumakta. İstanbul’da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan’ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunuyor. İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehir aynı zamanda.

Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim… Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Haliç
Uzun ve dar, boynuz biçimindeki Haliç İstanbul’un Avrupa tarafını bölmekte. Dünyanın en doğal limanlarından biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle ilgilenenler burada toplanmışlar. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrili. Haliç’in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunuyor. Ortodoks Patrikliği de burada yer alıyor.
Tepelerin yamaçlarını yer yer koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamakta. Dualarının kabul göreceğine inananlar buradaki Eyüp Türbesi’ni ziyaret edebilir. Bu tarafa bakan tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekan.

Beyoğlu
Beyoğlu yapıldığı devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa etkisindeki mimari mirasıyla görülmeye değer bir semt. Avrupa’nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa metro unvanını koruyor. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata bölgesine geçmek mümkün. Tünelin üst ucu İstiklal Caddesi’nin başlangıcı. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrili. Tünel’in üst kısmında, İstiklal Caddesi’nin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi (Mevlevi Tekkesi – 18. yüzyıl eseri) yer alıyor. Caddenin iki yanında birbirinden meşhur mekanlar var. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada rengarenk, otantik restoranları ve Balık Pazarı’nı içine alan Çiçek Pasajı… Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri…

Boğaziçi
Avrupa ve Asya’yı ayıran Boğaz’da Karadeniz’e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılmaz. Bugün Boğaz’da her boydan, her bandıradan şilepler, yolcu gemileri, lüks gemiler, arada bir savaş gemileri, Boğaz’ın daimi sakini olan küçük balıkçı tekneleri ya da bir kıyıdan diğerine yolcu taşıyan İstanbul’un simgesi vapurları ile yoğun bir deniz trafiği yaşanmakta.
Boğaz’ı görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmek. Eminönü’nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğaz’ın Asya ve Avrupa kıyılarına uğranarak devam ediyor. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürüyor. Boğaz’ın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy Osmanlı Dönemi’nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezi. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar “entel pazarı”, hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbul’un önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisi.

Tarabya’dan sonraki virajdan Boğaziçi’nin Karadeniz’e kavuşması ilk defa görünüyor. Buradan Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralı. Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavağı vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleri. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri en kalabalık yerlerden. Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü yamaçlara sahip. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz’e komşu Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleri.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
Loading ... Loading ...

Konu Hakkındaki Düşüncelerinizi Yazın.

Spam ve reklam amaçlı yorumlar silinecektir.



Yorumda Kullanabileceginiz Kodlar;
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>